Emre Fenerbahçe'de.. mi Acaba?

2

Saat: 12:23 | Yazar: Burak Doğan

Ne taraftan baksak ki olaya.. Bir kaç yıl önce Fenerbahçe forması giyip sırıtan Emre tarafından mı, yoksa yılda ortalama 3,5 milyon € alması konuşulan Emre tarafından mı, ya da benim ufakken biberonum bile sarı kırmızıydı diyen Emre tarafından mı.. Bi dakka bi dakka kantarın diğer tarafına geçmem lazım..

Belkide Avrupa'da gelmiş geçmiş en iyi sezonunu çıkaran Fenerbahçe, bir de Türkiye'de şampiyon olsaydı, şu ana kadar kombineler bitmişti. Şu anda bir gaz kampanyası ile, 22.000'lerde gezen kombine sayısı, geçen sene alınan 32.000'e yaklaştırılmaya çalışılıyor. Her sene bir yıldız beklentisi, kombine için tetikte duran taraftarı hala gazlamak için kullanılıyor. Yalnız şöyle birşey var: Fenerbahçe seyircisi, Emre'yi aldık diye kombine almaz, hatta gider kombinesini satar. Söyleyecekleri ilk cümle: "Bir Fatih Terim eksik kaldı" ikinci cümle de: "İngiltere'de orta sıradaki bir takımın yedek oyuncusunun Avrupa hedeflerimizdeki yeri ne olabilir?" Bende bunun üstüne bir kaç cümle daha eklemek istiyorum: Bilmem kaç senedir İngiltere'de oynayıpta futbolunu geliştiremeyen ender insanlardan olan "şeref tribününe doğru hareket sever" Emre'nin Fenerbahçe'de ne işi olabilir? Tamam, 5 Milyon € bu değerdeki bir orta saha oyuncusunu transfer için iyi bir değer sayılabilir ama, Emre yılda 3,5 Milyon € kazanacaksa, yarın öbür gün Mehmet Topuz'u aldığımızda yılda 5 Milyon € mu ödeyeceğiz? Emre acaba kalkıp "Fenerbahçe'de en yüksek ödemeyi kim alıyorsa O kişi ile aynı parayı isterim" olarak bir düşünce belirttiyse, Kezman gidince Alex O'nu yanında çok mu sevecek?

Bir de en olmayacak noktadan yaklaşalım: Fenerbahçe Brezilya ekolünü yavaş yavaş terk etmeye mi başlıyor? Alex'in yavaş yavaş kızağa çekilip, kısa zaman içinde Zico'yu da şutlayıp takımın yaşını mı gençleştirmeye çalışıyor? ( Emre şu anda 28 yaşında, 1980 doğumlu) Ya da hep genç kalan oyunculardan olan Emre, hem Galatasaray'ın şampiyonluk havasını az da olsa kaçırmak, hem de sağlam bir yedek olabilmesi için mi alınıyor?

Daha bir sürü komplo teorisi geliştirilebilir. Ama size önce şunu nakledeyim:

"Kulübümüz Newcastle United forması giyen Milli Futbolcu Emre Belözoğlu'nun bonservisi konusunda İngiliz kulübüyle anlaşmaya varmıştır. Emre Belözoğlu transferi için milli futbolcunun menajeri Ahmet Bulut İle görüşmeler başlatılmıştır.

Spor kamuoyuna duyurulur

Fenerbahçe Spor Kulübü"

Daha Emre ile anlaşılmadı, imzalar atılmadı. Ne olacağı belli olmaz..

Yazının devamını okuyun...

Yurdum İnsanına Sigara Yasağı Söker mi!

6

Saat: 14:43 | Yazar: Burak Doğan

Sigara yasağı sonunda geldi.. Kimisi bunu iyi yönde kullanıp sigarayı bırakmak için çalışacak, kimisi de, inat edip bırakmamak için elinden geleni yapacak.. Avrupa'da türlü örnekleri varmışta, cafelerden dışarıya doğru bir cam kafes yapıp kafalarını çıkarıp orada içiyorlarmışta falanmışta filanmış.. Yok abicim buna çözüm bulan yok. Ama bir ayrıntıyı da unutmamak lazım: Yurdum İnsanı!

Yurdum insanı bu sefer kendisini sigara yasağına karşı yetiştiriyor.. Bundan sonra kültablaları kalkacak diyenlere kendi çözümüyle karşılık veriyor.. Yola izmarit atmak ceza nedeni olduysa, bizde ona göre çözüm buluruz diyor ve çözüm geliştiriyor yurdum insanı.. Buyrun, alın, ölçün biçin.. Telif hakkı yok hem bunda..



Yazının devamını okuyun...

Milli Takım İçin Elele

5

Saat: 12:49 | Yazar: Burak Doğan

Yer gök inlesin
Bu sesi dinlesin
Hep seninleyiz Türkiyem..

Gerçekten bazı çalışmalar insanın tüylerini diken diken ediyor.. Elbette bizim ülkemizde herkesin sahip olduğu milliyetçiliğimizin de bunda etkisi var ama, milli takım için yapılmış ilk filmi de, ikinci filmi de çok beğendim.. Gülben'in şarkısı belki tartışılabilir ama, sonuçta hepimizin hemen aşinalık kazanacağı kesin. Eminim ki futbolcularımızın motivasyonunda da bu gibi çalışmaların çok etkisi oluyordur. Zaten bu havayı "Var mısın Yok musun"da da gördük.. Birde şu gruptan çıkabilirsek nasıl güzel olur:)


Çekilen Filmlerin En "Tüyleri Diken Diken Edeni"




ve devamı...

Çekilen Filmlerin En "Taraftarcası"


Bu da Çekilen Filmlerin En "Gülben'ce"si..


Yazının devamını okuyun...

Reklam Kralı Kobe!

4

Saat: 14:58 | Yazar: Burak Doğan

Son zamanlarda Nike, reklamlarında sıklıkla Kobe Bryant'ı kullanmaya başladı. Bir süre önce, yeni ayakkabı modeli ile spor bir Jaguar'ın üstünden zıplayan Kobe, bu sefer Jackass!'in oyununa alet olmuş görünüyor. Eğer bu çekimler tamamen gerçek olsa, önce Phil Jackson topa koyar Kobe'yi sonra da David Stern! Bence NBA pek birşey kaybetmez ama:p yinede yazık çocuğa..

Gerçek yaşamda böyle birşey olduğunu düşünemiyorum.. Kobe yolun ortasında kurulmuş havuzun başına geçip önec geriliyor, sonra ıslak zemine basarak! sıçrıyor, havuza düşmemeyi onu havada ittiren! inanılmaz bir mekanizma ile başarıyor, ardından smacı yapıştırıyor ve potanın altına "ıslak zemin olmasına rağmen" inanılmaz bir yumuşaklıkla iniyor.

Hani oldu ya o kadar sıçradı, ki imkansız, o hızla yere düşünce yerdeki su birikintisinin üstüne bastıktan sonra dengesi kaybolur, bacakları ayrılır, kafasını vurmasın diye potayı tutmaya çalışırken potayıda devirir.. Sahi havada Kobe'yi ne ittiriyor size?

Nike! Just Do It!


Yazının devamını okuyun...

Windows 7 ve Microsoft Surface

2

Saat: 13:53 | Yazar: Burak Doğan

Vista daha yeni yeni yayılmaya başlamışken, Windows 7'nin görüntüleri bile etrafta uçuşmaya başladı. Bill Gates doğruladı, böyle bir çalışmaları varmış.. Benim hatırladığım Windows XP çıktığı zamanlarda Vista'nın hiç böyle görüntüleri falan dolaşmıyordu etrafta.. Ama bu işi bizden daha eskiden takip edenler mutlaka daha iyi hatırlayacaktır. Bir süre önce Surface görüntüleride ortaya çıkınca, ikisinin ortalama aynı zamanlarda piyasaya sürüleceğini düşünmüştüm, ki sanırım bu şekilde olacak. Bu videoda, ikisininde kullanımını güzelce göstermişler. Surface'de i-phone'umsu bir hava fark ettim ama bakalım diğer tepkiler nasıl olacak..



Yazının devamını okuyun...

Çarşı 25. Yılında Dağıldı

0

Saat: 13:57 | Yazar: Burak Doğan

Dün akşam, Çarşı, 25. yılı anısına yapılan filmi yani "Asi Ruh" u izlemeye gidenler, Alen'in açıklamalarıyla sarsıldı. Çarşı Artık Yok!

İlk önce gazetelerden oradan buradan okuduklarımızı söyleyelim.. Çarşı'nın 25. Yılı anısına Pancard Film Müzik tarafından yapılan film için düzenlenen bu gecede, bütün Beşiktaş Kültür Merkezi "Çarşı" pankartlarıyla dolmuş.. Üstüne katılanlar efsane golleri görünce uzunca süre ayakta alkışlamış. Ama günün bombasını Alen patlatmış!;

Çarşı Artık Yok!... Çarşı'nın Beşiktaş'ın önüne geçtiği yönündeki eleştiriler ve çeşitli spekülasyonlar sebebiyle Çarşı kendini feshetmiştir"

Ve üstüne de son derece ayrıntılı bir mektup yazmış.. Onu da sizlere aktarmadan kendi düşüncemi ekleyeyim. Çarşı, Türkiye'nin kesinlikle en yaratıcı ve etkileyici tribün birlikteliğiydi. Dağılması Beşiktaş'ı mutlaka etkileyecektir. Çarşı'nın her zaman bir yaşam biçimi olduğunu belirtenlerin görüşlerini çok merak ediyorum. Birde Çarşı'nın gerçek dağılma nedenini. Bence Beşiktaş, Çarşı'yı baya bir zaman arar.. İşte o mektup;


Çeşitli badirelerin, sayısız hüzünlerin ve nice sevinçlerin dışa vurumudur bu film.

Aslında bu film, bir hayatın yollara nasıl aktığının bir belgeselidir de...

Gönül isterdi ki şampiyonlukla kucaklaşılmış bir senede bacak bacak üstüne ataraktan "inanın çocuklar başardık" şarkılarını söyleyerekten ve de şöyle 32 dişimizle gülerekten bir fotoğraf karesinde olalım.

Lakin, çok sakin bir şekilde söyleyelim ki; Beşiktaş Camiası'nı o fotoğraf karesinde buluşturmak istemeyen güçler var.

Amatör ruh, profesyonel düşünce içinde hazırlanmış bu filmde belki birşeyler hissedeceksiniz.

Kıpır kıpır olan yanınıza kulak verin. Çünkü o yanınız size mutlu bir fotoğraf karesinin adresini söyleyecektir.

Beşiktaş'ı yaşamak, Çarşı'yı hissetmek, tutkunlarına bir peri masalı gibidir.

Dinleyenlerine bir zamk gibi yapışan bu aşk yaşayanlarına neler eylemektedir?

Hiç düşündünüz mü?

Devamlı sırtında kamburla dolaşan, ama negatif ama pozitif mutlaka eleştirilen, her daim içine çomak sokulan, dudak dudağa bile hayalken, göz göze sevişmelerine bile ferman çıkartılan bu coğrafyayı...

Hiç düşündünüz mü?

Bağırıyorken de, bağırmıyorken de her şekilde her dönemde para alıyorlar düye suçlanan, seviyesiz muhabbetlerin odak noktası bu haritanın ızdıraplarını hiç düşündünüz mü?

Ve siz "karşı" olmak ne demektir bilir misiniz?

Düşünün bakalım.

Tam 1,5 saatiniz var.

Mahallenin hep kötü çocuğuyduk.

Hep içimizden, gönlümüzden birşeyler katmaya çalıştık.

Ama yalnızca çalıştık.

Zaman denilen amansız girdapla hep dalga geçtik.

Zamanın tümünü Beşiktaş'la geçiren bu kitlenin ne yaptığını "zaman" bile anlayamazdı eminiz.

İyi, kötü, güzel, çirkin, farklı, ayrıcalıklı, hit ve hep bir numara birçok imzamız oldu.

Her şeyi Beşiktaş için yaptığımıza kalıbımızı basardık.

Hala da basarız.

Lakin bunları yaparken,
galiba
sanırım
zannediyorum
ve hissediyorum ki zarar veriyormuşuz.

Şanlı, şerefli camiamızı rahatsız etmeye başladığımızı hissettik sanki. Biz fazlaysak, biz birilerinin adamıysak, biz Beşiktaş'sız bir hayat yaşamaya başlamışsak ve biz zarar veriyorsak hemen gidebilirdik.

Herşey Beşiktaş için değil miydi?

Aslında herşey geçen sene "satılmış Çarşı" diye bağırıldığında başladı.

Yazık kere yazıktı. Tam bırakıyorduk ki...

24 Saat Beşiktaş'ı yaşarken Beşiktaşsızlık nasıl bir duyguydu ki?

Ve biz nereye gidiyorduk?

Dedik ki zamansız ayrılıkları sevmiyoruz, uygun zamanını bulalım öyle terkedelim diyarı.

Ama baktık ki; hakaret almış başını gidiyor ve dayanılmaz bir ızdırap var içimizde ve biz kimin hakaret ettiğini bile göremiyoruz, maske takmış bir sürü insan atıp tutuyor...

Sessizce ve kimsesizce ayrılmak geçti içimizden, hem bu limandan, hem bu can evimizden.

Bu kararı verirken kaburgamızın tam ortasına saplanan bir hain hançeri sizle paylaşmak istiyorum:

"Çarşı Beşiktaş'ın üstüne geçti"

İşte bu halüsülasyon ve sınırı belli olmayan dedikodulardan dolayı...

Beşiktaş neresiydi, Çarşı kimdi? Bu ne yaman çelişkiydi ki...

Şanlı Beşiktaş olmasa Çarşı olurmuydu ki?

Neyse...
İnşallah geriye bayrağı göklerde, şerefi yedi düvelde bir tribün bırakıyoruz. Dinlenmek ve yapılacakları görmek bizim de hakkımız sanırım.

Hakkımız geçtiyse siz de hakkınızı helal edin.

Biz bizimkileri sizlere helal ediyoruz.

ÇARŞI

adına Alen Markaryan


Yazının devamını okuyun...

Che Guevara Ülkesine Döndü

0

Saat: 13:49 | Yazar: Burak Doğan

Sabah Gazetesinin internet sayfasında yayınlanan haber, yıllar önce Arjantin'i terk eden Che'nin geri dönüşünün bronz bir heykel olarak gerçekleştiğini anlatmış. Haber şu şekilde:

"Ernesto Che Guevara, 1953 yılında genç bir doktorken ayrıldığı ülkesi Arjantin'e, 3 ton ağırlığında dev bir bronz heykel olarak döndü.

Che'nin doğum yeri Rosario kentindeki meydana yerleştirilecek olan 4 metre uzunluğunda ve 3 ton ağırlığındaki dev heykel, dün önce başkent Bunenos Aires'in sokaklarında dolaştırıldı. Heykelin başkent turu, Buenos Aires'in simgesi olan dikilitaşta sona erdi.

Projeye katkıda bulunan Ernesto Che Guevara Müzesi Müdürü Eladio Gonzales, "nihayet tıp eğitimini gördüğü, gençliğinin en güzel hayallerine ev sahipliği yapan şehir, onun yeniden gelişini görüyor" dedi. Bronz heykelin, Che'nin 14 Hazirandaki 80. doğumgünü öncesinde Rosario'ya getirilerek yerleştirilmesi planlanıyor."
Yazının devamını okuyun...

Yenilikler..

15

Saat: 12:42 | Yazar: Burak Doğan

Bir anda herşey değişti.. Bir blog yazarları toplantısı, bir gaz, bir heyecan, blogumu bu noktaya getirdi.. Neler değişti peki?

Zamanım olmadığından ve dolayısıyla wordpress ile uğraşamayacağımdan, blogger alt yapısına devam.. Bununla beraber, bizim Emre'nin ortaklığıyla:) bütün tema değişti. Aldı temayı yaptı etti, banada anlattı sağolsun, bu güzel, sade haline getirdi. Bakalım ben yine "widget"lar ile ne hale getireceğim yine güzelim temayı..

En önemliside kendime inanamadığım bir hareket yaptım, şu anda tepede görmüş olduğunuz www.gunlerdenbugun.com adresine geçtim.. Benim için bir milat aslında bu. Kendime ait bir alan adım olacağına falan inanmam o kadar güçtü ki.. Hala bakıp bakıp inanamıyorum:)

Yazılar aynı, anlatılacaklar aynı, hiçbirşey değişmedi, değişmezde zaten.. Hayatımı çevreleyen olaylara bakış açım.. İlla ki hergün birşeyler kurcalamaya devam eder kafamı zaten, sorun olacağını sanmıyorum.

Tek sorunum, artık eskisi kadar "hergün" yazamayabilecek olmam.. İşteki pozisyon değişikliğim beni biraz zorlamaya başladı, haliyle yazıları yazmam da daha zor olacak.. Tema hakkındaki hataları, görüşleri, düşünceleri hepsini bekliyorum efem sizden.. Çokda zor değil aslında.. "Rezil" olmuş! ya da "idare eder".. Hepsi kabulumuz:) Ama düşüncelerinizle belki bir iki şeyi düzeltir, yeni düzenlemeye gideriz.

Gelsin yeni mevzular!
Yazının devamını okuyun...

Erotik Türk Film Afişleri Part 2

2

Saat: 10:35 | Yazar: Burak Doğan

Geçen günlerde ilkini yayınladığım Türk Erotik Film Afişlerinin başka kısımlarına internetin farklı köşelerinde rastlayınca, dayanamadım, onlarıda aldım, topladım etraftan sizlerle paylaşmak istedim. Bu filmler çekilirken tabii ki ben portakal suyuydum, ama hiç beklemediğim oyuncuları gördükçe daha da şaşırıyorum. Başka ünlülerden oynadığını bildiğiniz varsa söyleyin, şaşırmaya devam edeyim.. Bu kadarda beklemiyordum yani. Demek Yeşilçam, zamanında dibe vurmamak için ne yollardan geçmiş. O zaman bilselerdi bir Recep İvedik'in harikalar yaratacağını, eminim ki Şahin K'dan bile Recep İvedik yaratmaya kalkarlardı.. Bulduğum yeni afişler yazının devamında..








Yazının devamını okuyun...

Turk Blog Yazarları İzmir Buluşması II

0

Saat: 15:09 | Yazar: Burak Doğan


İzmir Blog Yazarları Toplaşmasının ikincisinde gidebildim büyük uğraşlarım sonunda.. Uğraş dediğim elbette işten vakit ayırıp oraya gidebilmek oldu. Zaten 1,5 saat kadar kalabildim, bastım geldim iş yerine.

Bu sırada benim için en güzel kazanç, ilk defa blogger arkadaşlarımla birebir tanışmam oldu. Organizasyonda sorunlar yaşanmış olabilir, beklenen ilgi yakalanmamış olabilir, beklenen toplantı havası sağlanamamış olabilir ama, benim beklentime cevap verdi bu toplantı.

Katılımcıların hemen hepsi ilk toplantıdan çok memnun kaldıklarını anlattılar benim bulunduğum bölümde, birbirimizi tanıma çalışması yaptık ve ben zaten ayrıldım.

Bir başka açıdan kalkıp bu toplantıyı değerlendirmiş bir arkadaşımdan da okumak isterseniz, buyrun burdan yakın.. Hatta buyrun bu açıdanda bakın, birde çekilen fotoğraflara bakın mesela..
Yazının devamını okuyun...

Nuri Bilge Ceylan

0

Saat: 14:49 | Yazar: Burak Doğan


"Bu ödülü, tutkuyla sevdiğim, yalnız ve güzel ülkeme armağan ediyorum"
2008 Cannes Film Festivali / En iyi Yönetmen Ödülü..

Daha ne denebilir ki...
Yazının devamını okuyun...

Empati!

0

Saat: 11:04 | Yazar: Burak Doğan

Yargıtay: Kötü (Yargı tarafsızlığını ve bağımsızlığını kaybetti) - Bu en az 30 yıllık hukukçulardan oluşan Başkanlar Kurulu ile en az aynı düzeyde köklü bir hukuk ve idare geçmişi olan Danıştay üyelerinden oluşan bir kurul. Hiçbirisi mi size göre doğru düşünmez!
Danıştay: O da Kötü
Üniversiteler: Zaten Kötü (Açıklamaları hep zıt yönde ya)
İşçi Sendikaları: Kötü (Açıkça söylemeselerde herkes biliyor)
Asker: Hiç iyi olmadı!
Basın: Kötü Kötü (Her ne kadar yarısı yandaş olsada)

Empati: Acaba biraz kendinizi karşı tarafa koysanızda düşünseniz? Doğru olan bir tek sizin düşünceniz olması mümkün mü acaba? Hadi biraz karşı tarafa koyun kendinizi..
Yazının devamını okuyun...

Cumhuriyet!

2

Saat: 15:07 | Yazar: Burak Doğan

Açıklayan: Yargıtay Başkanı.
İmzalayan: Yargıtay Başkanlar Kurulu.
Onay: Oybirliği.
Yargıtay: "Cumhuriyet" kelimesini adının üstünde olan tek yargı kuruluşu.
Yargıtay: "Cumhuriyet"in savcısı ve kollayıcısı durumundaki en yüksek yargı kuruluşu.
Anayasa Madde 6: Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.
Anayasa Madde 9: Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.
Anayasa Madde 69 Fıkra 6: "Bir siyasi partinin 68 inci Maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına, ancak, onun bu nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesi'nce tespit edilmesi halinde karar verilir."
Anayasa Madde 68 Fıkra 4:“Siyasi partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez."

Bir tarafta adının üzerinde 'cumhuriyet' olan yüksek yargının uyarıları...

Diğer tarafta bu uyarıları 'meşru değildir' diye geçiştirmeye çalışanlar!

Hadi canım sende!
Yazının devamını okuyun...

Ataturk'ü İzlemek

3

Saat: 13:31 | Yazar: Burak Doğan

Hep merak ettiğim birşeydir Atatürk'ün yaşamı.. Anlatıldığı gibi hangi zorluklarla karşılaşarak küçüklüğünü geçirdiği, okulları, askeri yaşantısı, yeni bir cumhuriyet kurma çabaları.. İlkokuldan beri anlatılır hayatı, yaşantısı, fikirleri.. Ama benim istediğim bu değil, hani 24 saatini nasıl geçirdiği.. Zaten ben onun yaşam felsefesini anlamış bir birey olarak düşüncelerini hayatıma öncü kabul etmiş, o düşüncelerin arkasından giden birisiyim.. Ama günlük hayatını nasıl yaşardı, o zorlu kararları nasıl alırdı ve mükemmel kişiliği ortaya çıktığı anlarda insanlar ona nasıl bakardı.. Düşündüğüm şey küçüklüğümden beri, hayatı boyunca yaveri gibi onun peşinden gitmek, onunla beraber yaşamak hayatı sanki bir kamera ile izliyormuşçasına.. Merak işte..

24 saatide geçtim, belkide önemli kararların alındığı, hayatının önemli evreleri.. Neyse uzatmanın manası yok. Geçen gün, Habertürk'te bir görüntüye rastladım. Atatürk'ün rahatsızlanmadan önceki son aylarının bir akşamında Son Vals ve Zeybek'i.. Kısa metrajlı anlatım, Türkiye Sivil Toplum Kuruluşları tarafından yağılmış, Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Halk Bankası tarafından desteklenmiş.. Ve Atamızın hayatından ufak bir kesit..

19 Mayıs, Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız Kutlu Olsun..


Yazının devamını okuyun...

Masaüstüne Fotoğraf Arayanlara Öneri

0

Saat: 13:46 | Yazar: Burak Doğan


Değişik bir wallpaper geçti elime, masaüstünü baya şenlendirebilir zannımca.. Buyrun alın kullanın, Windows'un nimetlerinden faydalanın..:)
Yazının devamını okuyun...

Fenerbahce Kimdir?

4

Saat: 10:47 | Yazar: Burak Doğan


Real Madrid, Raul Gonzalez'dir (Transferde tavan ücret, ona verilendir) Liverpool ise Steven Gerrard'dır Milan; Maldini'dir, Gattuso'dur, Pirlo'dur
Barcelona kim ne derse desin Puyol'dur, Xavi'dir.
Peki Inter kimdir?
Fenerbahçe, Mehmetçik Basri'dir
Sinyor Can'dır
Ordinaryüs Lefter'dir
Büyük Kaptan Ziya'dır
Yılmaz Şen'dir
Baba Cemil'dir
"Arkadaşlar sistem-mistem yok. Herkes bildiği gibi oynasın. Bu maçı kaybetmeyeceğiz" deyip 4-1 yenilgiden 4-4 beraberliği getiren Kaptan Alpaslan'dır.
30 geride bitirilen ilk yarının ardından soyunma odasında formasını tutup arkadaşlarına bağıran "Bu formayla dalga geçilmez" deyip ikinci yarıda 4 asist yapan Şeytan Rıdvan'dır.
Kırık parmakla kalesini koruyan Harald Toni Schumacher'dir.
En sevilen başkanın başka takıma sattığı; o takımla oynanan ilk maçta en sevilen başkanın gözünün içine baka baka tribünlere çağrılıp alkışlanan İmparator Oğuz'dur; Kral Aykut'tur.
Deli Nezihi'dir.
Barcelona'ya transfer yapan tek Türk Rüştü'dür.
İsyankar Cesur Yürek Tuncay'dır.
23 maç sarı kart görmeden sezonu tamamlayan, genç ve tecrübesiz takımı tek başına şampiyonluğa taşıyan van Hooijdonk'tur.
"Önüme altından halı da serseler Galatasaray'a gitmem. Fenerbahçe taraftarına bunu yapamam" diyen Rapaiç'tir.
9 kişi kalınan kupa maçında santrfora gidip gol attıktan sonra formasına secde eden Luciano'dur.
Roberto Carlos bir projedir.
Alex büyük futbolcudur.
Deivid kalitelidir.
Maldonado, Şili Milli Takımı'nın kaptanıdır.
Lugano bilhassa Avrupa'da çok iyi maçlar çıkarmıştır.
Ama hiçbiri Fenerbahçe değildir.
Aziz Yıldırım'ın başkanlığının 10. yılında alması gereken son ders budur. "Fenerbahçe şimdi kimdir?" sorusunun yanıtı yoktur.
Başkan kendine şu soruyu sorarsa cevabı daha rahat bulacaktır: "Fenerbahçe kaybettiğinde sahadaki futbolculardan hangisi benim kadar, hatta benden daha fazla üzülür?"
Aziz Yıldırım, ' tek reis'in yetmeyeceğini bu sezon bir şampiyonluk kaybetme pahasına anlamıştır. Yıldızlar topluluğu ile Inter olursunuz, Milan değil...
Yıldızlar iyidir ve gereklidir ama Fenerbahçe'ye asıl Fenerbahçe lazımdır...

Gürcan Bilgiç / 14.05.2008 / Sabah

Ben ki, bazı olaylardan gram etkilenmeyen insan, bu yazıyı okuyunca tüylerim diken diken oldu, nerdeyse gözlerim doluyordu.. Sahi ya böyle bir yazı var mı? Ya da acaba, şu anda takımda oynayanlara sırayla 3-0 /4-3 Fenerbahçe Galatasaray maçı, ardından 3-0 / 4-3 Gaziantepspor maçı ve benzerleri zorla izlettirilse, üstüne Fenerbahçe tarihine mal olmanın nasıl birşey olduğu anlatılsa, Fenerbahçe'nin değerlerine nasıl sahip çıktığı anlatılsa bir gelişme olur mu?

Beni bu seneki Şampiyonlar Ligi Chelsea maçı galibiyetinden daha fazla etkileyen bir şey varsa o da Gaziantepspor Maçıdır, Galatasaray maçıdır, ya da Rıdvan'ın 32 yaşında kadro dışı bırakıldıktan sonra Şansal Büyüka'ya yaptığı açıklamalardır. Linki de burada. O görüntüleri tekrar izlerdik Youtube açık olsa ama, malesef şu anda izleyemiyoruz. Yine de aklınızda bulunsun, youtube açılasıya kadar bu yazı anasayfada kalırsa, izler, eski günlere dönersiniz. Ben açılır açılmaz 3 tur izleyeceğim mesela..

O yazdığım yazıda yanen şu şekilde birde cümle kurmuşum "Rıdvanın hayatından kısa bir geçit ve son maçtaki güzel yorumundan bir anı geçtik.. Bakalım işallah Şampiyonlar Ligi maçlarında da bu kadar keyifli, bu kadar güzel maçlar geçiririz..." Sanırım benim dileğim fazlasıyla gerçekleşmiş bu sene, darısı seneye takımımızın başına..

Yazının devamını okuyun...

Fatih Terimi Sorgulamak

0

Saat: 17:35 | Yazar: Burak Doğan


Bana hiçbir güç, Milli Takımımıza, Turkcell Süper Lig'in en formda ve en başarılı isimlerinden olan İbrahim Toraman / Mehmet Topuz'u kadroya almayıp, Emre Aşık, Colin Kazım ve Tolga Zengi'ı takıma alan zihniyeti anlatamaz. Açıklayamaz. Söyleyemez bile. Şu anda Turkcell Süper Lig'in 18 Antrenörünü yan yana koyun, 1 tanesi bile bu üç oyuncuyu alıp Mehmet Topuz'u ve İbrahim Toraman'ı kadroya almazsa bende hiçbirşey bilmiyorum. Daha bu işin Tümer / Ayhan / Mehmet Yıldız / Aykut çözümlemeleri var ki, ona hiç girmiyorum bile. Bu mevzunun yanında solda sıfır.

Uzatmanın ne manası var ki? O kadroya en yakışmayan adam Fatih Terim şu anda!
Yazının devamını okuyun...

Vepa Alsancakta Kıyamet Koptu!

8

Saat: 15:13 | Yazar: Burak Doğan

Bana dün gelen haberler, İzmir, Alsancak'taki Vepa mağzasının 30 Mayıs'ta kapanacağı ve pazartesi (yani bugün) % 50 indirime gireceği şeklindeydi.. Ooo güzel haber ama yine kesin ayakkabıları falan sokmazlar indirime, o yüzden hiç gitmeyelim dedik arkadaşlarla. Sonra içeriden gelen haberler! mağazanın tamamının % 50 indirime gireceğini söyleyince binbir heves pazartesiyi beklemeye başladım.

Bu sabah, saat 11 gibi ancak işyerinden ayrılarak Alsancak'a gidebildim. Pazar günü yani dün, bütün cama "Büyük İndirim" ve "Kapatıyoruz" diye kocaman yazmışlar. Etkisinide merak etmek bize düşmemişti ama, gözlerimizle görmüş olduk.

İlk önce kapılar kilitli olduğu için içeriye giremedik! Cama elimi dayayıp meşhur Türk hareketi ile içeriye bakayım dedim ve de gördüğüme kendim inanamadım! Açılalı ortalama 8 sene olan ve her haftada 1 mutlaka gittiğim mağaza, o anda metre kare başına düşen insan sayısı açısından dünyanın en kalablık mağazasıydı belkide.. Daha 1 kere bile 3 kişiden fazla göremediğim kasanın önünde, ortalama 150-200 kişi vardı. Evet yanlış duymadınız 150-200 kişi.

Üzerine, raflarda ve askılarda birşey kalmadığı gibi, en pahalı basketbol ayakkabılarından 1-2 adet, biraz çorap ve 1 tane Barcelona Forması kalmıştı üst katta. Ben gittiğim sırada 11.25 gibi, alt kattaki mankenlerin üzerinden şortlar / formalar çıkartılıyor, onların bedenlerine bakılıyordu. Resmen yağmalıyordu insanlar Vepa'yı.

Aldığım başka haberlerde, Barçın'ın Konak'ta eski Tariş binasını alarak ( Yeni Konak Mağazasının karşısı) orayı tamamen Nike Town yapacağı ve şu anda kullandığı mağazayıda Adidas mağazası olarak kullanacağı. İzmir için Nike Town! biraz fazla olabilir çünkü hatırladığım kadarıyla orası 7 katlı olması lazım. Merak ettiğim, Nike, Alsancakta çok fazla iş yapamaz durumdayken, Barçın, Konak'ta satışlarını arttırabilecek mi acaba? Sporcular, sporla alakası olanlar oraya alışverişe, belki sadece keyfe mutlaka gidecektir ama (zaten Barçın'ın eski mağzasına giden gidiyordu), ayağını Alsancaktan bile kesen "alışveriş insanları" bir şekilde Konak'a gitmekte zorlanmayacaklar mı?

Barçın'ın en büyük rakibi zaten Vepa değildi ama, Yalı Mağzalarının Alsancak'ta yeri yoktu. Karşıyaka'da, Güzelyalı'da, Agora'da, Hatay'da mağazaları olan Yalı'nın bu iş hoşuna mı gidecek, yoksa Konak Pier, Ege Park Mavişehir, Konak ve Alsancak'ta mağazaları olan Barçın, Nike Town yaparak Nike satışlarını katlayacak mı zamanla göreceğiz.

Not: Konak Barçın, insanların çok fazla uğramadığı, özellikle Alsancak ve Güzelyalı semtindeki insanların spor malzemesi alışverişlerini karşılayan bir yer değildi. Özellikle Vepa Alsancak ve Güzelyalı / Agora Yalı Mağazaları bence bu ağırlığı daha çok çekiyordu. Barçın'ın Konakta sadece Nike'a özel bir mağaza açması, bence çok büyük fark doğurmayacağı gibi, Nike delilerinin daha çok ziyaretine neden olacak, ama günlük alışverişçilerin bir uğrak noktası olmayacaktır diye düşünüyorum. Malum, Konak'a arabayla girme şansı yok, önünden geçen bir toplu taşıma aygıtı yok, hatta taksi bile yok. Dolayısıyla orta / üst seviye insanların tercih yeri olmayacaktır.

Şu andaki Alsancak Barçın mağazası, hiçbir zaman sıcak bir mağaza olup, insanları kendisine çekmeyi başaramadı. Ya da en azından iyi bir Nike müşterisi olan ben bile bugüne kadar alışveriş yapmadım. Bu bile bir gösterge bence. Vepa'da ya da Yalı'da ne tanıdığım vardı, ne de onlarla bir bağım. Ayağım genelde onlara gidiyordu. Hatta Vepa açıldığından beri Barçın Konak'a ya bir kere gitmişimdir, ya da 2 kere.

Dolayısıyla şu anda Alsancakta bir "Nike" boşluğu oluştu. Zaten alışverişçiler Alsancak'tan kaçıp, yavaş yavaş alışveriş merkezlerine demir atmaya çoktan başlamıştı. Alsancak'ta da Mango / Zara / Tally Weijl üçlüsünden başka ciddi satış yapanda kalmadı. GAP'in açılması belki bir hareket getirebilir ama, artık alışveriş Bershka / Stradivarius / Pull and Bear üçlüsünde dönmeye başladı. Daha ucuz / daha kaliteli / daha tarz.

Şimdi bu Nike boşluğuna göre, İstanbul'a mağaza açan "Foot Locker" İzmir'e de bir mağaza açar mı? Böyle bir düşünceleri var mıdır? İzmir Nike mevzusunda yine bir üçlü rekabete yelken açar mı.. Zamanla göreceğiz sanırım. Tek üzüldüğüm nokta, Vepa'da yıllardan beri olan pozitif havanın (açıldığından bu yana asık suratıyla kasada oturan müdürü hariç) diğer mağazalarda yakalanamama olasılığının çok yüksek olması..

Vepa İndirimi İlk Gün Fotoğrafları..






Yazının devamını okuyun...

AKP'yi Kapatmak Absürttür!

0

Saat: 14:35 | Yazar: Burak Doğan

Hürriyette yer alan habere göre; Avrupa Parlamentosu Başkanı Hans-Gert Pöttering, konuşması sırasında yanına gelen TRT kamerasına dönerek "AKP, demokratik bir partidir. Onu kapatmak absürttür" demiş.

Avrupa Forumu'nun yapıldığı sırada verilen arada Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan ile bir süre sohbet eden Pöttering, "AKP'nin demokratik yollarla iktidara gelen bir parti olduğunu" belirtmiş. Pöttering'in konuşması sırasında, Bakan Ali Babacan, arkasında duran bir Türk televizyonunun kamerasını göstererek, "Arkanızda kamera var" dedikten sonra da Pöttering bu kameraya dönerek, "AKP, demokratik bir partidir. Onu kapatmak absürttür" diye konuşmuş.

İlk okuduğumda inanamadım.. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı, yanına Avrupa Parlementosu Başkanı'nı almış, Türkiye'de yargı sürecinde olan bir dava hakkında, kendi istediği yönde olan yorumlarını "Devletin Kanalı"nda yayınlamak üzere o kanalın kameramanına söylettiriyor.

Acaba sayın Babacan, Pöttering'in AKP mutlaka kapattırılmalı diye konuşacağı belli olsaydı bu hareketi yaparmıydı? Ya herşeyi ama herşeyi geçtim! İnanmak bile istemiyorum ya! Bir ülkenin Dışişleri Bakanı, ülkesinde, yargı sürecinde olan bir konuya nasıl müdahale edilmesine göz yumar, hatta göz yummasınıda geçtim, televizyonlarda yayın yapılabilmesi için Devletin kameramanına bunu çektirtir? ASIL ABSÜRT OLAN BU DEĞİL Mİ!!!

Bak bide kameramanı gösterirken ne biçim gülüyor ya!
Yazının devamını okuyun...

Erkeklerin ve Kadınların Tarihteki Gelişimi..

2

Saat: 14:07 | Yazar: Burak Doğan


Yazının devamını okuyun...

Salto!

2

Saat: 11:11 | Yazar: Burak Doğan

Futbolda, gol sevinçleri gerçekten çok önemli bir yer tutar.. Kimisi sus işareti yapar manasızca (gerçi bir deplasmanda çok önemli gol attıktan sonra ilk yapmıştır onu ya neyse), kimisi tribünlere koşar tırmanır, kimisi antrenörüne koşar, kimisi asist yapana koşar ya da daha önceden kararlaştırılan şekilde timsah dansı / yengeç dansı falan yapar.

Ama ne olursa olsun, golü atmak takım oyunundan az ayrılmaktır. Düşünsenize gol kralı diye bir tabir var ve bunun Altın Ayakkabı gibi bir ödülü var. Sonuçta gol atmak, son vuruşçu olabilmek bir meziyet.. Ama bunu gol sevinciyle tamamlayabilmek ayrı bir meziyet. Benimse en çok hoşuma giden gol sevincini yukarıda eklemedim. Tabiiki gol ve arkasından atılan bir salto!

Sırf bu yüzden Obafemi Martins'e sempatim vardır mesela. Bunu yapabilen insan sayısıda baya azdır aslında. Ama bunların öncüleri tabiiki tektir. Real Madrid'in efsane golcüsü Hugo Sanchez! Attığı gol kadar, golün ardından attığı saltolarla da ünlüdür Sanchez. Efsanevi bir golünü buldum, düz bir takla ile sonlandırdığı, onu paylaşayım sizlerle, ardından bir Martins videosu var saltosu ile başlayan önce onları izleyelim.


Hugo Sanchez



Obafemi Martins


Zaten bu iki oyuncununda saltolarını isteyen bütün video paylaşım sitelerinde bulabilir. Benimse aklımı karıştıran başka bir mevzu var! Bir gün, bir baba yiğit kalkıpta, bunların attığı saltomu, golümü atarım, saltomuda çakarım! Diyerek bu videodaki saltoyu atmaya kalkarsa ne yapacağız! :)

video
Yazının devamını okuyun...

Mehmet Emre Gül'de Sigortali!

4

Saat: 14:37 | Yazar: Burak Doğan

1 yaşındaki, 1,5 yaşındaki çocukların bile 5 yaş daha genç emekli olabilmesi için türlü çözümler üreten yurdum insanı, bu sefer önündeki örnekten çok daha fazla etkilenecek gibi. Çünkü ortada örnek olan insan, Cumhurbaşkanı'nın 14,5 yaşındaki oğlu Mehmet Emre. Gelelim düşüncelere..

Bir kere, ana haber bültenlerine kadar konu oldu 2 yaşındaki çocukların bile sigortalı yapıldığı. Bu uygulamaya nasıl izin verildi, göz yumuldu, anlamak bile mümkün değil. 5 yıl kazanabilmek için, bildiğiniz devlet kandırıldı, ub çocuklar çalışıyor göründü ve devlette buna göz yumdu. İlginç gelişmeler silsilesi yani. Bunu işyerinde denetleme mekanizması çok zor olabilir ama, belirli bir sınır konarak bunun önüne elbette geçilebilirdi.

Bu düşüncelerimden şuda kesinlikle çıkmasın. Türkiye'de emeklilik yaşı 65 olmalı! Böyle birşeyi kesinlikle savunmuyorum. Ülkemizin yaşam şartlarını, ortalama yaşam ömrünü, ülkemizdeki yaşamın insanları yıpratma payını düşünürsek, 65'te emeklilik demek, mezarda emeklilik demek gibi bir şey. Ülkemizde yaşam süresi gittikçe azalırken, ortalama 70'lerde gezerken, 5 sene mi hakkı bu insanların emekli olarak kafalarını dinleyebilmeleri için? Zaten genelde burda bir hemfikirlik durumu var, o yüzden devrik cümlelerimi bu paragrafta uzatmak istemiyorum:)

Esas mevzuya gelelim.. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün oğlu Mehmet Emre Gül (mısır ithalatçısı ve internet sitesi sahibi olan) 14 Yaş, 7 ay, 24 günlükken:) Dışişleri Bakanımız Ali Babacan'ın "Ali Babacan Tekstil Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi" olduğu ortaya çıktı. Şu anda elbette kalkıp sigortalı yapmadılar Mehmet Emre'yi ama, bundan 2 sene önce "24 gün" bu şirkette çalışmış kendisi bilfiil..

Şimdi.. Bu durumda, Mehmet Emre ile beraber, bu dönemde sigortalananlar çok önemli iki şey kazandı: %20 kadar daha fazla emekli maaşı alacaklar 31 Nisan 2008'den sonra sigortalananlara göre ve emekli olduktan sonra çalışması durumunda maaşının kesilmesini de önlemiş oldu. Bu durumu görenler, izleyenler, işitenler acaba ne düşünüyordur? Siz Mehmet Emre Gül'ün 24 gün "gerçekten çalıştığına" inanıyor musunuz? Kendi görüşümce ben inanmıyorum. Hiçkimseyide inandırmak zorunda değiller aslında. Ama devleti kandırmak ne kadar doğru? Emeklilik şartlarından yararlanabilmek için 14 yaşında çocuğu sigortalattırmakta nedir ki yani.. Hadi 14 yaşındaki çocuğu sigortalattırmayıda geçtim. Bu olayı "Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanı" bilip onaylıyorsa, kendi elleriyle devleti kandırıyorlarsa, dolayısıyla onlara bile güvenemeyeceksek, kime güveneceğiz bu memlekette?

Sizler buna inanıyor musunuz?


Yazının devamını okuyun...

Kanatlı Kedi!

2

Saat: 23:04 | Yazar: Burak Doğan

Kedi + kanat + miyav=


Yazının devamını okuyun...

Yurdum İnsanı İşbaşında!

1

Saat: 12:25 | Yazar: Burak Doğan

Yurdum insanı şakacıdır bir kere.. Her yaptığı işe şakayı sokar, şaka yapmaktan hoşlanır.. Yeryüzünde "şaka" yapmak için arabasını arkadaşının üstüne süren tek insan, benim yurdumun insanıdır mesela.. Bununla beraber, kendine ait eşyeları birşeyler ile özdeşleştirmeyi sever.. Memleketini her yere mutlaka sokar ama öyle ama böyle.. Ve birde gerçekten kafası çalışır yurdum insanının.. Buyrun bakın fotoğraflara, söylediğim her özelliğin ayrıntısını fazlasıyla bulabileceksiniz..





Yazının devamını okuyun...

Bunlar Taraftar Falan Değil!

0

Saat: 12:12 | Yazar: Burak Doğan

Fenerbahçe - Galatasaray derbisini izlemek için koltuğa oturduğumda önyargıdan çok heyecanla oturdum maçın başına.. Nasıl olacak nasıl geçecek diye.. Ama maç başladığı gibi bitti.. Galatasaray'ın 1 golü + 1'de pozisyonu vardı, Fenerbahçe'nin de 2 karambolü.. Böyle bir maç geldi geçti ve hiçte derbi gibi değildi. Fenerbahçe oynamadı, oynayamadı, çünkü Galatasaray oynatmadı, büyük bir hatadan da gol oldu. Bir derbi daha çok şey vermeli..

Çok şey vermeli derkende, Şampiyonlar Ligi Çeyrek Finali'ne çıkıp, Finale çıkan takım tarafından güç bela elenen bir takımın kaptanına ve forvetine tartaklama girişiminde de bulunulması demedik.. Yani bu kadar mı rezil insanlarsınız? Bu kadar mı spordan anlamıyorsunuz ya? Hadi anladık hoşunuza gitmedi sonuç.. Samandıra'nın kapısına gidip, takım kaptanını tartaklamaya kalkmak ne demektir? Barbarmısınız yani? Çok mu hoşunuza gidiyor içip içip millete sarmak? Gidip annenize babanıza sarıyor musunuz siz böyle?

Gerçi sarıp sarmadığınızdan da emin değilim.. Malum saldırganın annesi çıkıp televizyonda beyanat vermiş, benim oğlan öyle bişey yapmaz sütten çıkmış ak kaşıktır, daha bugüne kadar kimseye el kadırdığını görmedim falan demişte, komik olmuş yani.. Acaba annesine falanda mı el kaldırıyor bu herif, yazık kadıncağızda korkmuş böyle şeyler söylüyor.. Ne olcak ki zaten, maçtan sonra oyuncuya sözde söylenmeye giden, eve etrafı yıkıp dökmeye de gider..

Kıbrıs'ta spor mağzası varmışta, 3 yabancı dil biliyormuşta.. Eşeğe altın semer vursan, eşek yine aynı eşek.. Sporun ne anlama gelmediğini anlamlandıramayan adam o şirketi falan nasıl götürüyor acaba..

Yazının devamını okuyun...