Hayat Devam Ediyor Emre..

0

Saat: 12:31 | Yazar: Burak Doğan

Her ne kadar İzmir'deki ilk blog yazarları toplaşmasına katılamasamda, bu toplantı konuşulmaya bile başlanmamışken, Emre ile beraber bir toplantı düzenleyebilmek için konuşuyorduk. Hatta bu konuyu ilk olarak o bana açmıştı. Gerçekten lider ruhlu, birbirimizi bulup destek olmalıyız diyerek beni yoldan çıkarmaya çalışıyordu. Ardından hepinizin malumu, benim katılamadığım ilk blog yazarları toplaşması yapıldı. Toplantıda herkes birbirini tanımaya çalıştı ama, benim haberini aldığım, herkesin aklında kalmayı başaran tek insan vardı, oda Emre kardeşimiz...

Muhtemelen oraya katılan Blogger arkadaşlarımın ilgisinide yaşı çekmiştir.. Kendisi şu anda orta son okumaktaydı yanlış hatırlamıyorsam. Mümkün olduğu kadar konuşuruz msnde kendisiyle, bildiğim kadar, anlayabildiğim kadar yardımcı olmaya çalışırım her konuda. O gün katıldığı toplantıda da herkesin kendisine ne kadar yardımcı olduğundan bahsetmiş, bu işin altına iyice elini sokmak istediğini söylemişti. Zaten toplaşma hakkında yazı yazan herkes bir konuda birleşmişti: Ortalıktaki en genç ve en girişimci Blogger! Başarılı olacağından da herkes emin..

Ancak bugün aldığım haberle, hatta ben bilgisayarımın başında yokken bıraktığı notla diyeyim, bir süre ortalıkta olamayacağını çünkü babasını kaybettiğini söylemiş bana.. Gerçekten beni ne kadar yakın gördüğünün bir ispatı belkide ama bilmesi gereken birşeyde varki bende onu kardeşim gibi görüyorum kaç aydır, sürekli konuşuyoruz birbirimize rastlaştığımız yerlerde...

Emrecim ilk önce başın sağolsun, Allah sana ve ailene sabırlar versin.. Ne zaman istersen ben burada ve nasıl ulaşacağını bildiğin şekilde sana destek olmaya hazırım. Malesef hayatın sana ne zaman, nereden, nasıl bir şey çıkartacağını bilmek imkansız. Önemli olan ve bilmen gereken, hayatın durduralamaz şekilde devam ettiği ve senin artık bu hayatta çok daha önemli yükümlülüklerin olduğu. Ailenede sen sahip çıkacaksın, annenin de yanında sürekli sen olacaksın. artık.. Ama ilk yapman gereken, hayattan kopmayıp, başarılı bir şekilde eğitim yaşantına kaldığın yerden devam etmek. Unutma ki bu, senin bütün hayatın boyunca senin daha rahat olup, hayata atılmanı kolaylaştıracak.. Dedim ya üstündeki görevler artıyor, artık bunları yavaş yavaş alabilecek sorumluluğu sahip olmak lazım.

Otur, ellerini başının arasına al bir süre sonra, hayatının nasıl değiştiğini anlamaya çalış ve artık yaşama gerçek adımı az da olsa daha erken attığını düşün.. Eminim ki, senin gibi başarılı bir gence benim gibi destek çıkacak bir sürü abin ablan olacaktır.. Senin başarılı olmanı da unutma ki en çok baban isteyecektir.. Hayatta olsa da bu böyle, olmasada..
Emre'nin sahip olduğu blog, Deastrilsion bu arada.. Fotoğrafta'da Başak Ölmez ile beraber, Volkan'ın hediye ettiğini söylediği Blogger tişörtü üzerinde olan kardeşimiz.. Orada olan herkes eminim ki kendisine istediği her konuda destek olacaktır.. Bana nasıl ulaşacağını çok iyi biliyorsun Emre'cim..
Yazının devamını okuyun...

Tuğba Ekinci / Condom

0

Saat: 16:44 | Yazar: Burak Doğan

Şarkının ismine, sözlerine, söylenmesine söyleyene hiçbir muhalefetim yok. Sanat sanat için midir, sanat insan için midir tartışmasını ise girecek halim hiç yok. Söylemek istediğim sadece bir cümle var...

İlk üç şarkının adını arka arkaya okursanız...



Yazının devamını okuyun...

Bilgisayar Bağımlısı Olmak Böyle Birşey..

1

Saat: 11:55 | Yazar: Burak Doğan

Heryerde bilgisayar ve internet bağımlılarının yaşamı anlatılıyor, online oyunlarda masa başında oturmaktan hayatını kaybedenler anlatılıyor, ve bu durumun insan vücudu üstündeki etkisi araştırılıyor.. Gerçekten çok vahim sonuçlar doğurduğu kesin.. Ama bu duruma gelende var mıdır ki? Fazla uzatmaya gerek yok, kendinizi bu halde bulursanız sanırım o göbeğinizdeki şeyi bırakmanın vakti gelmişte geçiyordur bile:)


Yazının devamını okuyun...

Dunyanin En Seker Bebegi..

4

Saat: 14:22 | Yazar: Burak Doğan

Böyle bir bebeğiniz olsa ne yapar ne hissederdiniz? Hayatı boyunca orda yaşayabilir miydi mesela? Bu böbi elime yeni geçti, sizde izleyin sizde rahatlayın dedim.. Herşeyi unutturabilir bir insana bu görüntü..

video
Yazının devamını okuyun...

Hakan Şükür Ne Yapmaya Çalışıyor?

11

Saat: 16:41 | Yazar: Burak Doğan

Bu kadarını duymamış, görmemiştim.. "Kaç yaşındasın arkadaşım herhalde görebilmen normal değil, bundan 50 sene önce, 40 sene önce Baba Hakkı böyle derdi veya Metin Oktay'da maçlara bu şekilde hazırlanırdı" diyebilecek birileri varsa lütfen beni bu rüyadan uyandırsın. Rüyamda Hakan Şükür, Galatasaray - Fenerbahçe maçının Kutlu Doğum Haftasına yaraşır bir şekilde olmasını istediğini söylüyordu.. Hani şu elit kitlelerin takımı dedikleri Galatasaray'ın Kaptanı olan.. Evet evet hatta Torinolu Şaban veya Kral diye bildiğimiz. Gerçi 2 gün geçti üstünden, birisi kalkıp rüya diye bahsetsin diye bekledim ama ses edende yok. Bu iş galiba ciddi..

İlk önce birisi bana Kutlu Doğum Haftası ile Galatasaray - Fenerbahçe derbisinin alakasını anlatabilir mi? Ya da Galatasaray'ın ne halde olduğunu açıklayabilir mi? Galatasaray Kutlu Doğum Haftasına yaraşır bir şekilde performans sergileyecekse o zaman Fenerbahçe'de Brezilyalıları ile, Noel ya da Şükran Günü'ne uygun performans sergilenmesini isterse ne olacak? Sahada haçlılar ile müslümanların savaşı mı çıkacak? Galatasaray kazanırsa Gazi, kaybederse şehit mi düşecek?

Pekiii Kutlu Doğum Haftası, yasadışı bir şey mi? Elbette hayır. Ama son yıllarda, 23 Nisan'da kutlanan "Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın" olduğu günlerde kutlanıp ön plana çıkarılmaya çalışılan birşey.. Ben bundan 10 sene önce her tarafta pankartlarla kutlanan ya da Kutlu Doğum Haftası Etkinlikleri adı altında yapılan bir sürü etkinliğin hiçbirisini hatırlamıyorum! Resmen yeni icat işte.. Bu hafta, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı’nın peygamberimizin doğumgününe denk düşen bir organizasyonu. Tamamen ruhani ve kul ile Allah arasında. Ama bunun bu şekilde kalmamasına uğraşılıyor resmen.. Bu satırları okuyanlardan "Ne yani itiraz mı ediyorsun" ya da "Sahaya besmele çekmeden mi çıkıyorlar zannediyorsun" sesleri yükselebilir, yorumları gelebilir. Ama ben buna itiraz etmiyorum, ama kullanılması beni kendimden geçiriyor..

Son noktayıda Atilla Gökçe koyuyor köşesinden:

Kutlu doğum haftaları da 1989’dan beri Diyanet İşeri tarafından kutlanıyor ülkemizde... Buna kimsenin itirazı yok. Ama nedense 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı gölgeleyip kutlu doğumu öne çıkaran, hayatın önüne koyan, maçtan popstar yarışmasına kadar hemen her platformda altını çizen bir misyon var sanki...

Olmuyor... Değerleri birbirine karıştırmak ve hemen her konunun vazgeçilmez sosu haline getirmek, her şeyden önce o değerlere saygısızlık anlamına geliyor. Kral kaptanımızdan sportif duruş bekliyoruz.
İmamlık değil!

Yazının devamını okuyun...

Yurdum İnsanı Buzdolabında..

1

Saat: 16:35 | Yazar: Burak Doğan

İşte yurdum insanı, işte çözüm.. Bunalan usta, buzdolabına dalar başlıklı yazıya ilham olabilecek bir başyapıt.. € / $ paritesi 1,20 lerde gezdiğine göre çok yakın bir zaman dilimi değil bu ama, gerçekten takdire şayan..
Yazının devamını okuyun...

En Çok Gelişme Kaydeden Oyuncu Ödülünü neden Hido almalı?

1

Saat: 21:37 | Yazar: Can Gorkem Unal

Belkide siz bu yazıyı okurken bu ödül çoktan sahibini bulmuş olacak. Brandon Roy, LaMarcus Aldridge, Dwight Howard, Mike Dunleavy Jr, Rajon Rondo ve Hidayet Türkoğlu arasında büyük mücadeleye sahne olacak bu seneki ödülün oylaması. Hatta süpriz olarak düşünülen bir kaç tane daha aday var.

Hido bu ödülü alsın ya da almasın onun bu yılki yükselişi kariyeri açısından çok önemli bi gelişme. İşte şimdi bu yazımda size bu gelişmelerden bahsetmeye çalışacağım...

Orlando Magic bu sene başında Brian Hill gibi tutucu bir koçtan kurtulup yerine Stan Van Gundy'i getirdi. Van Gundy'nin sistemi özellikle Howard ve Hido için çok yararlı oldu.

Geçtiğimiz yıl ki Avrupa şampiyonasında Hido zaten bu yıl bir patlama yapacağının sinyallerini vermişti. Özellikle İtalya maçındaki süper oyunuyla(34 sayı, 6 ribaunt ve 4 asist) göz doldurmuştu.

NBA'de bu sezon başında Orlanda'nun yıldız oyuncu Rashard Lewis'i transfer etmesiyle herkes Hido'nun rolünün azalacağını düşünüyordu. Ama hiç de öyle olmadı. Çoğu yorumcu ve gazeteci Hido'nun istatistiklerinin ne kadar geliştiğini söyleyip duruyor. Ben bundan çok fazla bahsetmek istemiyorum sadece ortalamalarının ne kadar arttığını yazacağım. Ortalamaları geçen yıla göre 6.4 sayı, 2.1 ribaund, 1.7 asist arttı ama gelişmesinde asıl önemli olan bu sayılar değil. Van Gundy Hido'yu takımın lideri rolünde oynatmaya başladı ve Hido da bu rolün altında hiç ezilmeden üstesinden geldi.

Artık Orlando'da her hücumda top mutlaka Hido'nun eline değiyor. Oyunun nasıl şekillendirileceği guardlardan çok Hido'ya bırakılmış durumda. Tüm NBA'da son çeyreklerde en çok sayı bulan 7. oyuncu şu anda. Neredeyse bütün son saniye hücumlarını Hido oynuyor Orlando'da. Hele hele NBA'in süper takımı Boston'a karşı bir son saniye 3'lüğü varki inanılmaz. O yüzden benim anlatmam yerine videosunu izlemenizi istiyorum.


Hido'nun bu seneki lider oyunu başta Dwight Howard olmak üzere bütün takımı yükseltti ve bu yıl doğu konferansında 3. sırayı aldılar. Geçen sene son anda 8. sıradan girdikleri playofflarda Detroit'e 4-0 süpürülen Orlando bu sene hiçte kolay bir rakip olmayacak. Şuan da 1. turda Toronto'ya karşı 2-0 öndeler.

İşte bu gelişmeleri göz önünde bulundurunca bu yıl Hido'nun yıldız bir oyuncu haline geldiğini söyleyebilirim. Geçen yıla oranla bir çok oyuncu bu yıl gelişme kaydetti fakat hiç birisi Hido kadar göz kamaştırıcı bir yükselişi gösteremedi. Umarım Hido hakkı olan bu ödülü alır.

Can Görki

Yazının devamını okuyun...

Çıtırrr!! (+18)

1

Saat: 17:30 | Yazar: Burak Doğan

Of vallaha olsada götürsek şimdi.. Ne biçim gider.. :D




İzmirliyiz biz.. Gevreğin çıtırı, peynirin kaşarı ve çayında tavşan kanı olanı makbuldur buralarda.. Kordona çıkar, güzelim havada yerdik şimdi.. Bu arda.. Kalkıpta gevrek ne, simit o demek isteyen arkadaşları, İzmir'de yaşadığımı söyleyerek uyarmak istiyorum.. Gevrek bir sıfat değil, isimdir.. Simit ise bir sıfattır.. Gevreğin simidi kabuldur bizim buralarda..

Yazının devamını okuyun...

Hurriyet, Sabah.. Yapmayin Bunu..

0

Saat: 09:23 | Yazar: Burak Doğan

Yani çok eski numaralar bunlar.. İlk önce Hürriyetle başladı. Kendi video sisteminin reklamını yapabilmek için Youtube'dan aldığı videoları kendi sistemine yükledi ve çalışabilirliğini kontrol etti. Hemde Youtube'un neredeyse 1/4 çözünürlüğündeki çok kötü görüntüleriyle.. Sonra günde bilmem kaç milyon hitine elli bin hit ekleyebilmek için yıllardır internette dolaşan videoları çok önemli mevzularmış gibi yükleyip ana sayfadan reklamını yaptı ve sözde "hit" kazandı.. Tabii bu arada Foto Galerileriyle ve Magazin Turu ile o sayfalara giren insanı bir "tık" makinası olarak gördü ve 2 sayfada okunabilecek yazıları sadece "tık" daha fazla olsun diye 25 sayfaya yaydı.. Ucuz numaralar bunlar yani, kendi aramızda konuştuğumuzda gülüp geçiyoruz derken, Sabah daha da bombasını yaptı.

Hürriyetin olurda, Sabah'ın Video bölümü olmaz mı? Hemde kendi yarattığı çerçeve ile.. Acilen tanıtım yapılması gerekiyordu ve günde milyonlarca tık alan Sabah'ın anasayfası şu başlıkla açıldı 1 gün boyunca: "Yıllarca saklanan uzaylı otopsisi artık açıklandı".. Ya da buna benzer bişey.. Kendi sistemlerini insanlara göstermek için uğraştıkları bu görüntü, ben Youtube'u bildim bileli orda var zaten. Çok uzun zaman önce fake / sahte olduğu anlaşıldı, üzerine 90 küsür yılında bir filmin bölümü olduğu belli oldu. Zaten böyle bir haber, gazetede de yoktu..

Sabah'ta çalışan insanların bunu bilmemesi, ya da Youtube'dan bu görüntüyü alırken okumaması diye bir durum yok.. Ya altyapısınıı kontrol ettiler sistemin, ya insanlarla dalga geçtiler. İşallah yurdum insanının rüyalarına o uyduruk uzaylılar girmemiştir.. Bu kadar ucuz numaralara ihtiyacı yok böyle sitelerin.. Bu medya gruplarının..

Yazının devamını okuyun...

En İyi Altıncı Adam Ginobili

2

Saat: 04:39 | Yazar: Can Gorkem Unal

NBA'de normal sezonun bittiği bu günlerde oyuncuların ve koçların sezon içinde gösterdikleri performanslarına göre verilen ödüller açıklanmaya başlandı. Bu ödüllerden ilk açıklananı olan 07-08 En İyi Altıncı Adam ödülünü Latin Amerika'nın gelmiş geçmiş en iyi oyuncularından olarak gösterilen Arjantinli Emanuel Ginobili aldı. San Antonio Spurs'lu Manu lakaplı oyuncu otoriteler tarafından zaten en büyük favoriydi.

Koyu bir San Antonio Spurs taraftarı olduğumdan her maçını izlediğim ve hayranı olduğum Ginobili'nin bu ödülü alması benim için de hiç sürpriz olmadı.

Oynadığı 74 maçın 51'ine yedekte başlayan ve maç başına ortalama 31 dakikada 19.5 sayı 4.8 rebound 4.5 assist ve 1.5 top çalma istatistikleri yakaladı.

Ödülün basın toplantısında devamlı sponsor olan KIA Motors'un reklamını yapılmasıda gözlerden kaçmadı hatta ben bir ara kendimi bir reklam filminde zannetim. O kadar çok KIA Motors'tan konuşuldu ki KIA Motors'un bünyesinde kaç kişi çalıştığına kadar bir çok bilgiden bahsedildi. Ayrıca Ginobili'ye 7 kişilik bir SUV olan 2009 model Kia Borrego hediye edildi.

Bu ödülden sonra açıklanacak ilk ödül 07-08 En Çok Gelişme Kaydeden Oyuncu Ödülü olacak. Bu ödülün en büyük favorilerinden biri de Hidayet Türkoğlu. Bu ödül hakkında geniş çaplı bir yazı yazacağım için şu an da çok fazla yorum yapmayacağım.

İçinizdeki basketbol ateşi hiç sönmesin!

Can Görki
Yazının devamını okuyun...

NBA Playoffs 2008 Tahminleri

0

Saat: 13:26 | Yazar: Can Gorkem Unal

Herkese tekrar merhabalar.. Bundan sonra, Can Görki ile beraber Play-Off eşleşmeleri hakkında güncel bilgiler ve sonuçları içeren yorumlar alacağız.. Bakalım kimin ilgisini çekecek.. Özellikle ilk akşam Phila'nın yaptığı şoku, diğer takımalrda yapabilecek mi.. Can Gorki, söz sende..:)

19 Nisan tarihinde başlamış bulunuyor dünyadaki en çekişmeli basketbol mücadelesi. Hele hele bu sene Batı Konferansında öyle bir çekişme var ki akıllara zarar. Bugun itibari ile ilk turun ilk maçları bitti. Şimdi ben bu eşleşmeler hakkında tahmin yapmak istiyorum. Bakalım ne kadar tutturacağız.

Doğu Konferansı

Boston 4 - 0 Atlanta
Detroit 4 - 2 Philadelphia
Orlando 4 - 0 Toronto
Cleveland 3 - 4 Washington

Batı Konferansı

Los Angeles 4 - 1 Denver
New Orleans 4 - 2 Dallas
Utah 4 - 1 Houston

Ve gelelim son eşleşme olan San Antonio - Phoenix eşleşmesine.
Bu seri hakkında söylenecek çok şey var ama söylenemeyecek tek şey kaç kaç biteceği. Belkide gelmiş geçmiş en çekişmeli ve sert ilk tur serisi bu olacak. Bilmeyenler için şöyle bir ekleme yapayım. 7 maç üzerinden oynanan bu serinin ilk maçı 2 uzatmaya gitti ve nerdeyse hiç bitmeyecek gibi geldi bi ara bana.

Hastalık derecesinde bir San Antonio'lu olarak Phoenix'in bi üst tura çıkacağı görüşündeyim.(San Antonio 1-0 önde olmasına rağmen).

Gerçi iş Playoff'lar olunca San Antonio uzay takımı gibi oynuyor ama yine de içimden bir ses Phoenix'in daha ağır basacağını sölüyor.

Bir sonraki NBA sohbetinde görüşmek üzere, basketbolun ateşinin hiç sönmemesini dilerim.

Can Görki!

Yazının devamını okuyun...

Deccal Geliyormus!

2

Saat: 10:18 | Yazar: Burak Doğan

Bazen insanların gerçekten işi gücü yok diye düşünüyorum.. Rakamları ters çevirelim düz çevirelim yeni bir gündem yaratalım havasını anlamakta zorlanıyorum.. Bu seferki mevzumuz çok güzel, şeytanın rakamı olan 666'dan oluşan 3 ekip yan yana bulunup güzel bir sayıyı oluşturuyormuş. 6.666.666.666. insan, 10 Mayıs'ta saat 06.00 sularında dünyaya gelecekmiş.. Acaba bu deccal miymiş?

Kimisi der ki bu, hristiyan aleminin kiliseye olan bağlılığını arttırmak için yapılan oyun, kimisi buna can-ı gönülden inanır, ama önemli olan başka bir mevzu var, insanların bir şekilde bu mevzuyu ciddiye alması. Evet ciddiye alıyrolar. Düşünsenize Amerikan Nüfüs Bürosu'nun Uluslararası Program Merkezi yapıyor bu açıklamayı.. 10 Mayıs 2008'de dünya nüfusu 6.666.666.666 olacakmış!

Peki bu program merkezi, dünyadaki her kişiyi mi saymış kardeşim ya? Bu sayıların bu kadar sağlıklı olabileceğini nasıl düşünüyorlar? Bizim ülkemizin Doğu Anadolu Bölgesinde, 20 çocuklu ailelerin yarısının nüfusa bile kayıtlı olduğunu sanmıyorum! Ki biz, bazı ülkelerin çok çok ilersinde, bir şeyler başarmaya başlayan bir devletiz. Her şeyi, herkesi kayıt altına almayı çalışıyoruz ama, en az %1 yanılma payı veriyorum ben. Diğer ülkeleri varın siz düşünün.

Bu durumda 6.666.666.666. kişinin dünyaya "10 Mayıs 2008 - 06.00 sularında" geleceği ne kadar gerçekçi olabilir.. Ne kadar doğru olabilir? Bazen bu hristiyan alemini anlamakta zorluk çekiyorum. Bizim bu islam alemini gerçekten anlamakta zorluk çekiyorumda, dikkat mi çekmeye çalışıyor arada böyle bu haçlılar, onu anlamdırmakta zorlanıyorum..

Yazının devamını okuyun...

Galatasaray'a Fakir Fukara Desteği!

4

Saat: 10:00 | Yazar: Burak Doğan

Bunu açıklayan Mehmet Cansun olmasaydı inanmazdım ama gayet net bir şekilde açıklayanıda belli, anlatan da belli, kişiler de belli. Galatasaray, hemde UEFA kupasını aldığı sene, Fak - Fuk Fon olarak bilinen Fakir Fukara Fon'undan destek almış mıydı? Bu kadar gelirleri olduğu sene bu hale düşmüşler miydi? Yapılan yanlış transferlerin parası fakirlere ve fukaralara destek olması gereken fondan mı tahsis edilmişti? Cevapları işte burada;


OLAYIN 1 numaralı kahramanı Mehmet Cansun şöyle anlatıyor: “Çok sıkıntılı bir dönemdi. Büyük başarı elde etmiştik ama ekonomik sıkıntı had safhadaydı. Hükümetimizden yardım talep ettik. O sıralar sayın Bülent Ecevit başbakandı. Ve ülkeyi koalisyon ile idare ediyordu. Talebimize hem sayın Ecevit, hem de yardımcıları Mesut Yılmaz ile Devlet Bahçeli onay verdi. Ama bu onaya karşın para bir türlü hesaba yatmıyordu. Araştırdık IMF temsilcisi Cotarelli tüm fonların kontrolünü eline almış o nedenle para çıkmıyormuş. Ben de bunun üzerine Ankara’ya gittim. Saat 23.30 ya da 24.00 civarıydı. Ne iznim vardı ne de randevum. Kapıyı çaldım, Cotarelli açtı. Hemen kapıda kendimi tanıttım. (Sizi tanıyorum) diyip beni içeri aldı. Çantamdaki dosyayı verip durumu anlattım. Bir de üzeri pırlanta parçalarıyla süslü G.Saray rozeti hediye ettim. 200-250 dolar cıvarında bir rozetti. Sayın Cotarelli yazıyı imzaladı. Ertesi gün de para hesabımıza yattı. Tanıtma Fonu’nda para kalmadığı için ödemeyi Fak Fuk Fon’dan yaptılar.”

Daha ne olsun ki zaten..

Kaynak: Vatan

Yazının devamını okuyun...

Beşiktaşlılar İsyanda

4

Saat: 14:07 | Yazar: Burak Doğan

Ne demek istediğimi, bu görüntü çok daha iyi anlatacaktır diye düşünüyorum.. Artık tribünde değil, etrafta şarkılar yazarak anlatmaya çalışıyorlar dertlerini..



Silinmiş Video, güncelledim..


Yazının devamını okuyun...

Blog Ödülleri 2008

4

Saat: 10:07 | Yazar: Burak Doğan

Geçen sene Haziran ayında başladığım blog sevdası, Pazar günleri ve işim olduğu günler dışında sürekli yazmamla geçti.. Günün olaylarını inceledim kimi zaman, kimi zaman gözüme takılan zamazingoları paylaştım sizlerle.. Fenerbahçe yorumları elbette en başlardaydı, çünkü bu sevda bitmeeeez gönüllerdeee...

Ara sıra memleketin durumları hakkında düşündüklerimi anlattım, ara sırada bitip tükenmeyen Lost macerasının içinde yüzer buldum kendimi.. Onun hakkında yorumlar yazılar falan derken, bir anda 9 ayı doldurmuş, 10. aya başlamış olarak buldum kendimi. Tam bunu düşünürken, yahu ben 9 ay ne biçim yazmışım neler paylaşmışım derken, 2008 Blog Ödüllerinin duyurusu çıktı karşıma..

Haydi katılayım dedim, açtık kategorileri o değil, bu değil, bu değil, bu değil derken en kendime yakını, kişisel kategorisini seçtim...

Amaç kazanabilmek için yarışmak değil, yarışabilmeye hak kazanmak için çalışmak.. Baktım, onaylanmış başvurum, demekki bende artık Blog Ödülleri yarışmasına katılabilecek hale gelmişim.. Oysa bundan 9 ay 20 gün önce, Semazem'in yazılarını göresiye kadar, birisi bana "blog" dese, ne olduğunu anlamlandırabilmek için Google'a "blog" yazardım herhalde..
Yazının devamını okuyun...

Ve Google Da Engellendi!!

12

Saat: 12:58 | Yazar: Burak Doğan

İnanması gerçekten güç, anlaşılamaz, açıklanamaz. Biz bu kafayla değil Avrupa'ya gitmek, denize giremeyiz sınırımızdan.. http://groups.google.com adresine yani Google Gruplar'a girince karşınıza şu çıkıyor:


Sırada bişey kalmadı artık, harikayız:)
Yazının devamını okuyun...

Japonca İstiklal Marşı

0

Saat: 11:25 | Yazar: Burak Doğan

"New York Sinemanın gücünü kullanarak insanların hoşgörü ve merhamet duygularını güçlendirmeyi amaçlayan Pangea Günü için çekilen reklamların birinde Japonlar, kendi dillerinde İstiklal Marşı'nı okuyor..." Söyleyenin çok başarılı olduğunu söyleyemem, ama farklı ezgilerden İstiklal Marşımızı da dinlemek çok ilginç geldi. Uçankuş'ta yayınlanan bu haber, ilgimi çekti paylaşmak istedim. Konuyla ilgili daha ayrıntı bulabilirsem sizlerle paylaşırım..


Yazının devamını okuyun...

Elenmek Değil, Eleyememek Üzdü..

0

Saat: 09:42 | Yazar: Burak Doğan

Bu takımın zincirlerini kırıp, Şampiyonlar Ligi gruplarından çıkacağına kimse inanmadı.. Rakipler iyiydi ve Fenerbahçe geldiği gibi gidecekti. Ama sezon başında yeterli futbolu oynayamayan takım, Inter maçı ile bambaşka bir havaya bürünmüş, kimsenin beklemediği bir sonuçla Iner'i devirmişti Şükrü Saraçoğlunda. Aslında film, orada başlamıştı artık.

Lig'de beklediği oyunu oynayamayan Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi'ne çıktığı zaman çok iyi top oynuyor, iç saha maçlarında yenilmediği gibi, berabere bile kalmıyordu. Sahanın atmosferi ve bir çok etken İstanbul'da elbette etkiliydi ama, dışarıdaki maçlarda da Fenerbahçe artık çağdaş futbol oynuyordu.

Geriye düştüğünde oyun disiplininden kopmuyor, oyuna başladığı andaki konsantrasyonundan taviz vermiyordu. Grup maçlarında özellikle CSKA maçında, bu durum, maçları kazanmamızdan çok daha önemli sinyaller vermeye başlamıştı.

Gruptan çıktıktan sonra, Arsenal'in bulunduğu grubun lideri Sevilla ile karşılaşmak, çoğu kişiye göre Şampiyonlar Ligi'nin sonuydu. Kimisi içerde berabere dışarda 8 yer Fenrebahçe derken, kimi futbol bilimcileride bikini giymeyi bile düşünüyordu turu geçerse Fenerbahçe. İçerideki 3-2 galibiyet takımın kendine güvenini arttırmış, İspanya'da beraberlik bize yeter ile yola çıkmıştı. Ama ilk 10 dakika 2-0 geriye düşünce, 8 yer diyen ulemalar bıyık altından gülmeye başlamıştı. Taa ki Deivid'in golüne kadar. Kanoute 3'lesede, atılacak 1 gol maçı uzatmaya götürecekti. Gerisini zaten herkes biliyor. Önemli olan Fenerbahçe'nin bu işi istemesi ve kendine güvenmesiydi.. Penaltılar ve gelen tur çoğu şeyi anlatıyordu..

Şampiyonlar Ligi Çeyrek Final'i, yıllardır Fenerbahçeli taraftarların beklediği Avrupa başarısının ilk kademesiydi. Çıkan Rakip Chelsea idi ama karşısındaki rakipte evinde berabere kalmayan Fenerbahçe'ydi.. Taraftar galibiyet istiyor, ilk devre Fenerbahçeli futbolcuların ayakları bile gitmiyordu. Ama ikinci devre, beklenmeyen hareket Kazım'ın oyuna girmesiyle ortalık bir anda karıştı ve Deivid'in inanılmaz füzesiyle maçı 2-1 kazandık..

Daum'un geçen sene ilk turda elendikten sonra söylediği "Tecrübe kazandık" sözlerinin, bence ne kadar yersiz olduğunu olduğunu Chelsea deplasmanında gördük. Esas tecrübeyi dün akşam kazandık. 1-0 olsa bile maç 70. dakikaya kadar soğutmayı, Chelsea'nin ne şekilde oyunu kurdurtmadığını, taktik savaşını gözlemledik. 60. dakikadan sonra Zico'nun artık vites yükselttiğini, taktik değişikliklerini gördük. Ve dolayısıyla tecrübe kazanmayı orda izledik. Ama bu kazanılan tecrübenin sahaya yansıtılması için ne antrenörün ne de "doğru" oyuncuların kaybedilmemesi lazım. Lugano'nun nasıl Drogba'yı oynatmadığını, Edu'nun nasıl kademeye girdiğini, Aurelio'nun tek başına orta sahada birşeyler yapmaya çalıştığını, Gökhan'ın varlığını izledik. Uğur'un yükselen formunu, her ne kadar dün akşam kötüyse de Deivid'in genelde yükselen formunu, Alex'in sadece küçük maçların büyük oyuncusu olmadığını gözlemledik. Ama bunun yanında, Roberto Carlos eksikliğini hissettik. Sakatlanması bizim için kötü bir durum yarattı. Bununla beraber, Aurelio'nun yanına Maldonado'dan çok daha "Essien"imsi bir oyuncu ihtiyacımızı ve en önemlisi yıpratıcı bir forvet ihtiyacımızı hissettik.. Kenardan gelip, oyunun kaderine etki edecek oyuncu ihtiyacımızı hissettik.

Bu kadro Türkiye için yeterli olabilir, ama Avrupa'da başarı, yarı finaller istiyorsak, artık maddi gücümüzü, isim değerimizle birleştirip, yöneticilik başarılarıyla "başarıya aç" ve "değerli" futbolcuları kadromuza katmalıyız.

Ve en önemlisi, artık sürekli olarak bu başarıyı göstermeli, bu durumun, sadece 1 kereye mahsus olmadığını, başarının kalıcı olduğunu göstermeliyiz. Belki iki sene, üç sene daha gruptan çıkmalıyız ama o turu geçememeliyiz ancak, kadromuzu, hocamızı aynı tutmalı, her maçtan yeni çıkarımlar yaratmayı bilmeliyiz. Nede olsa Avrupa'nın yükselen yıldızıyız..

Yazının devamını okuyun...

10 Ayın Ardından..

2

Saat: 13:05 | Yazar: Burak Doğan

Blog macerasına başladığımda, 2007'de Haziranın başıydı. O zamanlar Semazemce'nin Canım Grubumda yazdığı yazıları okuyor, bu blogda neymiş yahu şeklinde düşünceler fırlatıyordum etrafa.. Yaz başlangıcı, işlerin azalması, vakit bolluğuyla beraber, madem bütün gün bilgisayar başındayım, bütün gün haberleri portalları geziyorum, beğendiklerimi ve düşüncelerimi neden yazmayayım dedim.. Kendi kendime bu işe bir yenilik getirecektim ama, işin içine girdiğimde hiçde öyle yenilik falan olmadığını farkettim..:)

Bu işte öncüler vardı elbette her yerde olduğu gibi. Ama bu blogları teker teker toplayan bir yer yoktu ben başladığımda bu işe. Kısa bir süre sonra, Blograzzi kuruldu. Blograzzinin kurulmasıyla önümdeki örnekler çoğalmaya başlamıştı.. Her zaman ilk 20'de olan bloglar, ilk 100'de olan bloglar vs. Sonuçta örnek alınacak, her tarafından birşeyler kapılacak blog sayısı çoğalmıştı. Gerçi bir zaman sonra Blograzzi, yönetim eksikliğinden dolayı tepki görmeye başladı, çoğu kaliteli blog yazarı Blograzzi'den ayrıldı ama, hala Türkiyede ki bütün blogları toplayan en geniş blog arşivi.

Bunun ardından Technorati nedir, Türk Blog Yazarları, MyBlogLog nedir, Adsense nedir onları öğrenmeye başladım.. Bir şekilde ilerliyordum, yazdıkça hoşuma da gidiyordu bu iş. O sırada, temamın "klasikliği" kafama takılmıştı ve yeni bir tema yaratmaya çalışıyordum.. MaFiAMaX yani Erhan çıktı o anda karşıma ve şu anda severek kullandığım temayı bana düzenleyerek hediye etti.. Ben hayatımdan memnunum, hala yazılarımı özgürce yazabiliyorum, okuyanların yorumlarını topluyorum ve bir şekilde kendimi geliştiriyorum..

Geçen hafta itibariyle yazılarım azaldı çünkü yoğunluğum ileri derecede arttı. Ama ben elimden geldiği kadar yazmaya devam edeceğim. Blog yazmaya başladığım ilk günlerde çok büyük hevesle eklediğim "sayaç" 6 hanelere geldiği için temanın o bölgesine sığmamaya başladı.. Bende artık kaldırmanın zamanın geldiğine inandım.. İlk günler "100" kişilik artış inanılmazken, geçen hafta "4.000" sayfa gösterimi yapıp kendime inanamadım. Ve artık 6 haneye geçip, birde ortalama sayılarım artınca sayacı ordan kaldırmaya karar verdim.

Temanın 1-2 köşesinde değişiklik yaptım.. Ufak değişiklikler bunlar belki ama, daha sadeleşti ortalık, bazı şeyler kalktı kolonlardan.. Tema düzenleyebilsem, kafamdaki düşünceleri yapabilsem çok daha mükemmel şeyler çıkacak ortaya ama malesef imkansız.. Çünkü yapmayı bilmiyorum:) İş ve yüksek lisans yoğunluğum azalsın biraz, ona saramasamda bana yardımı dokunabilecek arkadaşlar tanıyorum, ellerimden tutacaklardır işallah..

Herkese iyi haftalar diliyorum.. İşallah sorunsuz, güzel, her dilediğinizin gerçekleştiği bir hafta olsun yahu..

Yazının devamını okuyun...

Sevilla'da Böyle Diyordu..

2

Saat: 12:21 | Yazar: Burak Doğan


Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi'nde aldığı sonuçlarla, biz taraftarlarını mest, Avrupa takımlarını ve basınlarını da şok etmeye devam ediyor.. Bu sürecin başlangıcı 10 sene öncesine dayanıyor belki ama, anlatacaklarımız artık bu süreçle ilgili değil, geçen geceyle, Şampiyonlar Ligi Çeyrek Final ilk maçı ile ilgili. Yer: Şükrü Saraçoğlu Stadyumu, Rakip takım: Bu sene Şampiyonlar Ligi'nde namalup ve toplamda sadece 2 gol yemiş olan Chelsea..

Maç başladığında, ilk 10 dakika Fenerbahçe'nin topa sahip olduğunu gördük. Ama amaç sadece topa sahip olmaktı. Lugano - Edu - Aurelio ve Maldonado sürekli kendi aralarında topu aldılar ve verdiler. 1 adım bile atamadılar ileriye.. Bu sırada, Chelsea akordeon gibi açılıp kapanıyor, orta sahayı geçirmiyordu bizlere.. Yavaş yavaş takımlar birbirini tarttıktan sonra, Chelsea baktı böyle olmayacak, üzerimize gelmeye başladı. Bu geldikleri pozisyonların birinde, Malouda'nın kestiği topa, defansa yardım etmek için penaltı noktasına kadar gelen Deivid, ters bir vuruşla topu kendi ağlarımıza gönderdi. Maçın ve tribünlerin duraklama dönemine girdiği 25 dakika başlıyordu.

Bu 25 dakika, orta saha mücadelesi halinde geçti. Bu sırada takımımızın hala kaleye şutu yoktu ve Volkan, 2 şutu çok başarılı zamanlamalarla kurtarıyordu. Ve karşısında iki pozisyonda da başrolde Drogba vardı. Maçın kırılma anı aslında bu iki pozisyondu. Devre arasına girmeden önce Volkan'ın kurtarışı, tribünlerdeki sessizliği alkış yapmuruna bırakmıştı ama, 8 maçta 2 gol yemiş Chelsea, nasıl olacaktı da oyundan bir anda düşecekti? Buna en inanmayan, Sevilla maçlarının yıldızı Uğur Boraldı ve 2. devrenin başında da oyundan çıktı zaten.

2. Devre başlamadan önce, maçtan sonra öğrendiğimiz kadarıyla, Zico'nun oyuncularla çok önemli paylaşımlarda bulunduğunu duyuyoruz. Bu sözlerin sahibinin başarıları buraya sığmayacak kadar çok elbette. (Buradan incelemeniz 20-25 dakika alabilir 959 gol dersem, ne demek istediğimi az da olsa anlayabilirsiniz sanırım) Ve bugüne kadar bu Chelsea maçı ve daha fazla önemde olan bir sürü maç oynamış futbolculuk yaşamında. Dolayısıyla, hem tecrübelerini aktarması hem de futbolcuların ne yaşadığını hissedebilmesi açısından çok kritik bir durumda şu anda Zico. Ve bu kritik sorumluluğu, oyuncuları mental açıdan çok iyi bir şekilde hazırlayarak başarılı olduğunu gösteriyor Zico.

2. Devre başlar başlamaz, önce takımın zayıf halkası Uğur Boral'ı oyun dışına alıyor ve Beşiktaş maçının yıldızı Kazım'ı oyuna sürüyor. Her ne kadar gençte olsa, Kazım, İngiltere Premier Ligi'nde oynamış ve karşısındaki rakibi çok önemsemeyen, çok rahat tavırlarda bir yapıya sahip. Ve oyuna girdiği andan itibaren de çok önemli işlere imza atıyor. Attığı golü hepimiz gördük, ama röportajında çok ilginç bir noktaya değiniyor:

Top Aurelio'da iken, Carvalho'nun Terry'e "hadi çıkalım" dediğini duydum ve o anda hareketlenmeye karar verdim. Dolayısıyla her ikiside ters tarafta kalınca, 1-2 metre fark atmış oldum. Ve top ayağıma geldiğinde "Haydi Kazım yapabilirsin dedim ve vurdum"..

Bu pozisyondan 10 dakika sonra, takım olarak yavaş yavaş oyundan düşmeye başlamışken, Zico'nun yorulan ve etkisiz kalan Kezman'ı çıkarıp Semih'i oyuna aldığını gördük. Amaç topu daha ileride tutabilmek ve oyunda kalmayı sağlamak, tek forvetlede olsa, oyunu karşı sahaya yıkmaktı. ve bu düşünce tamamen gerçekleşti. Baskı kurulmaya başlandı ve pozisyonlar ardı ardına gelmeye başladı.(İkinci devrenin başından 81. dakikaya dek, Volkan'ın 2 çok önemli topu çıkardığına da eklemeden geçmemek lazım. Drogba ve Ballack'ın toplarını, benim diyen kaleci çıkaramazdı öyle bir atmosferde..) Ve bu baskı sonunda havada 3 defa yön değiştirip 90'a giden Deivid'in füzesini getirdi. Deivid, Zico'nun devre arasında 1 dakikalık yaptığı konuşmadan çok etkilendiğini ve kendisine güveninin geldiğini anlatıyor röportajlarda. Aynısını 1 maç öncede Volkan yapmıştı hatırlarsanız. Zico'nun önemini bir kez daha görüyoruz burada.

Atılan goller, kazanılan maçtan daha öte, Chelsea gibi yarım milyar dolarlık bir takıma karşı 1-0 geriye düştükten sonra, taraftar umudunu kaybetmişken Zico ve oyuncuların bu motivasyonu kaybetmemesiydi. Bu maç ortaya bir çok gerçeği çıkardı. Sevilla maçı kaderin bir oyunu değildi. Fenerbahçe bileğinin hakkıyla o turu geçmişti. Fenerbahçe takımı, Avrupa standartlarında top oynuyordu. Zor gol yiyor, yediğini de kendi kalesine attığı gollerden yiyordu neredeyse %50lerde.. Fenerbahçe, değerler yaratıyor, genç yeteneklere şans veriyor ve maçtan kopmuyordu büyük takımlarda olduğu gibi..

Maç sonrasında, Avram Grant'ın açıklamaları ise bizim öncelerde yaptığımız açıklamayı barındırıyor: "Bütün maç üstün oynadık, 2 defa geldiler 2 defa gol attılar.." Bunu yıllardır Türk takımlarının antrenörleri maçlardan sonra yapardı: "Biz daha iyi oynayan taraftık, ama turu rakip takım geçti..." Chelsea gibi bir takımın teknik patronu bile bu açıklamayı yapabiliyor, daha ne olsun, daha ne isterim ki artık..

Avram Grant maç sonunda birde şunu söyledi: Deplasmanda gol atmış olmamız bizim lehimizedir, içeride 1-0 yensek bile turu geçeriz ve bunu yapabilecek güçteyiz.. Ama Grant, Sevilla'nın da bu şekilde açıklama yaptığını unutuyor sanırım..


Maçın Özeti


Ve maç ile ilgili taraftar videoları..



Yazının devamını okuyun...

Fenerbahçeli Olmak..

2

Saat: 15:52 | Yazar: Burak Doğan


FENERBAHÇELİ OLMAK

Nuri zade Ziya Songülen olmak isterdim baharında 1907`nin,
Yanında iki kafadar dostu ile,
Belki bilir, belki bilmez attığı tohumun büyüklüğünü,
Sarı beyaz diye başlayan, ardından sarı lacivert olan,
O büyük heyecan ve gurur renklerinin,
İlk ve kurucu başkanı olmak isterdim.

Ayetullah Bey olmak isterdim yüzyıl evvelinde,
Bir efsanenin doğumunu çıplak gözlerle izlemek,
Futbol aşkıyla çıkılan bir maceranın ikinci başkanı olabilmek,
"Ben Fenerbahçeli`yim" diyecek kadar sahiplenmek isterdim,
Kadıköy`den doğan güneşi.

Topuz Hikmet olmak isterdim 1910`larda,
Bayrak kırmızısının üzerine meşe yaprağını,
Sari lacivert ile bezeyip,
Dünyanın "en büyük sevgisiyle bağlanılacak" armasını,
Nesillerden nesillere aktarılacak,,
En güzel ask mührünü çizmek isterdim.

Sağ haf Arif olmak isterdim Çanakkale Savaşı zamanlarında,
Bir cepheye koşup ülkemi savunmak,
Bir sahaya koşup FENERBAHÇE`mi yüceltmek için,
Tek canımı ülkeme verirken,
Aklımda sari-lacivert yarim ile toprağa düşmek isterdim.

Dalaklı Hüseyin olmak isterdim,
Bir büyük destanîn ilk teknik direktörü olmak,
Gönüllerdeki resim galerisinde,
İlk komutan fotoğrafı olmak isterdim.

Galip Kulaksızoglu olmak isterdim, Ardından binlercesi gelecek,
Her birinin ayrı bir kıymeti olacak,
Her biri binleri, onbinleri, milyonları coşturacak,
Bazen bir tanesi için herseyimizi vereceğimiz,
O gollerin birincisini atan olmak isterdim.

Zeki Rıza Sporel olmak isterdim,
Forması santraya katlanarak getirilen,
Öpülerek teslim edilen bir bayrak gibi,
Türk futbolunun ilk büyük golcüsü,
FENERBAHÇE`nin ilk futbol efsanesi olmak isterdim.

Cihat Arman olmak isterdim,
Sarı kazağından esinlenerek,
Kanarya sembolünü vermek Fener`e,
Kale direklerinin içinde bir duvar,
Rakiplerin bile gıpta ettiği,
"Uçan kaleci" olmak isterdim.

Saraçoğlu Şükrü olmak isterdim,
Delicesine sevdiği renklere 16 sene başkan olmak,
FENERBAHÇE Başkanlığı`nı,
Başbakanlıktan öte tutmak isterdim.

Dağlaroglu Rüştü olmak isterdim,
27 Mayıs`in ihtilal komutanlarına,
"Bu Kulübü işgal kuvvetleri kapatamadı. Sen hiç kapatamazsın" diye
kafa tutan,
FENERBAHÇE`nin tarihini yazan adam olmak isterdim.

Lefter Kucukandonyadis olmak isterdim,
Futbolunu görmesek bile hayran kaldığımız,
Dinlediklerimizle kalbimize taht kuran,
Türkiye tarihinin "ordinaryüs profesörü" olmak isterdim.

Can Bartu olmak isterdim,
Ayni gün içinde 2 golü atıp futbol sahasında,
Sonra da basketbol salonunda 28 sayı bırakmak,
Ezeli rakibinin potasına,
Türkiye`nin "Sinyor"u olmak isterdim.

Didi olmak isterdim 1970`larda,
Basının üzerine kaldırdığı Dünya Kupası`nda,
Ya da futbolun en sevilen ülke olduğu Brezilya`da,
Gördüklerinin çok fazlasını yasadığı FENERBAHÇE Cumhuriyeti`nde,
Aydınlık saçan bir "siyah adam" olmak isterdim.

Cemil Turan olmak isterdim,
Son siyah-beyaz fotoğraflı yılların,
Yıldıza hasret senelerinde Türk futbolunun,
Hani topu alınca ayağına,
Önüne gelene çalımı basan,
Ayaklarıyla düşünen adam olmak isterdim.

Selçuk olmak isterdim,
Kayhan olmak isterdim,
Hüseyin ya da Pesim,
Nezihi olmak isterdim deliliği aşkından menkul,
Rıdvan olmak isterdim,
Oğuz, Aykut...
Ya da unutulan bir sporcusu FENERBAHÇE`nin,.

Faruk Ilgaz olmak isterdim,

... Ya da İslam Çupi,
En güzel kelimelere raks ettiren,
Futbola ve onun sözlerine sari lacivert nefesler veren.

Sadece taraftar olmak da yeterdi bana...
Hüzünde göz pınarlarındaki bir damla yas olmak isterdim,
Sevinçte havaya kalkan bir yumruk...
Bir damla alin teri,
Bir damla kan olmak isterdim sarı laciverdin üzerine düsen...

Sarının yanında lacivert olmak isterdim,
Ya da laciverdin yanında sarı..

Ben bir kez daha dünyaya gelsem,
Genç Fenerbahçeli olmak isterdim.

Daha da ötesinde dostum,
Ben bir kez daha dünyaya,
Sırf Fenerbahçeli olabilmek için gelmek isterdim.......
--------------------------------------------------------------

Yorumları, yarın fanatiklikten kurtulmuş olabilmenin ümidiyle yapacağım.. Gerçi 1 günde geçmez ama, en azından sakinlemiş olurum.. Şiiri yazanı bilmiyorum bu arada, sadece bir arkadaşım göndermiş.. Ne de iyi yapmış göndermiş.. Ne güzel anlatıyor FENERBAHÇE sevgisini..

Yazının devamını okuyun...

Son Gazi de Vefat Etti..

2

Saat: 14:10 | Yazar: Burak Doğan

Vee İstiklal Savaşı'ndan hayatta kalan son kişiyide dün kaybettik.. 113 Yaşındaki Eskişehirli Yakup Dede, yaşlılığın getirdiği zorluklardan sonra, kalp yetmezliğinden dolayı vefat etmiş. Geçen gece saat 22.30 civarlarında ağırlaşan Yakup Dede'ye, Hava Hastanesi'nden çağırılan ambulans geldiğinde, yapılan muayenesinde hayatını kaybettiği anlaşılmış.. 1895 yılında Kırım'da doğan Yakup Satar, ailesiyle beraber Eskişehir'e göç etmiş. 1. Dünya Savaşı'nda Basra Cephesi'nde savaşmış.. Ardından memleketine dönen Yakup Dedenin 6 çocuğu, 50'den fazlada torunu varmış..

Gazimize allahtan rahmet diliyor, ailesine, yakınlarına ve tüm Türk halkına başımız sağolsun demek istiyorum.
Yazının devamını okuyun...

Bu Akşam Fenerbahçeliyiz!

0

Saat: 10:22 | Yazar: Burak Doğan

Tamam, ilk karşınıza bu başlıktaki cümle çıkınca, benimde bir Fenerbahçeli olduğum düşünülürse çok normal bir olay gibi geliyor. Ama işin aslı o şekilde değil. Bu cümleyi kuran Galatasaray'ın efsane Başkanlarından Selahattin Beyazıt'ın ta kendisi. Aslında inanmakta çok güç değil. Çünkü açıklamasını o kadar güzel yapmış ki;

Doğma büyüme Galatasaraylıyım. Galatasaray’da Başkanlık yapmış, onurların en büyüğüne ulaşmışım. Galatasaray’ın UEFA Şampiyonu olduğu an boşalan gözyaşlarımı hiç unutmuyorum.

İşte bu yüzden, tam da bu yüzden bu akşam ben Fenerbahçeliyim.

Chelsea maçında Fenerbahçeli kardeşlerimle aynı tribünde yan yana, omuz omuza olacak kadar Fenerbahçeliyim.

Çünkü...

Gerçek Galatasaraylılık budur.

Tam budur.


O kadar güzel açıklamış ki.. Ezeli rakip, ebedi dost işte burada meydana çıkar.. Şunu düşünsenize, Fenerbahçe'siz Galatasaray, Galatasaraysız Fenerbahçe düşünülebilir mi? Eğer Galatasaray UEFA Kupası'nı alıp çıtayı yükseltmeseydi, Fenerbahçe için Avrupa Kupaları her zaman amaç olurdu ama bu kadar azimle savaşabilir miydi? Eğer Fenerbahçe Galatasaray'a 6 tane atmasaydı, her maça Galatasaraylılar bunun motivasyonuyla çıkıp, daha iyi olmak için kendilerini adar mıydı? Bu ve bunun gibi yüzlerce örnek..

Bu güzelliği bizlere hatırlatan Efsane Başkan'a saygılarımızla.. Chelsea'yi karşılamaya giden ve kendilerini Galatasaraylı olarak nitelendirmeye çalışan kişileri kınayarakta ne kadar büyük bir Galatasaraylı olduğunu bizlere tekrar hatırlattığı için teşekkür ederiz.. İşallah bu akşam alnımızın akıyla çıkacağız Şükrü Saraçoğlu'ndan..
Yazının devamını okuyun...

Mini Etekli Hostes!

0

Saat: 09:23 | Yazar: Burak Doğan

Memleketimize gelen Emirler, Krallar gırla.. Tabiiki bu amcalar gelirken tomarla parayla geliyorlar yanında ve uçaklarının kapısında karşılanıyorlar!! Malum en önemli şey para bu hükümette.. Hatta en son gelen Kuveyt Emiri azcık rahatına düşkünmüş, uçağında kendisiyle beraber 3 kamyon dolusu eşya getirmiş, rahat etsin burda diye. Yani inanmayacaksınız ama, koltuğunu bile getirmiş kocaman. Gerçi diğerinin otelde odasına gidilmişti görüşmek için, bu daha bir farklılık getirdi olaya, kendi koltuğunu aldı geldi, görüşmeleri onun üzerinde yaptı. Gelelim sayın Emir burdayken olan olaya..

"Jazeera Airways’in İstanbul-Kuveyt uçuşlarının başlaması nedeniyle Çırağan Sarayı’ndaki düzenlenen resepsiyonda ‘mini etekli hostes’ krizi yaşandı. Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed Sabah el Salim el Sabah, Maliye Bakanı Mustafa el-Jassim el-Shammali ve Jazeera Airways Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Marwan Boodai’nin hazır bulunduğu resepsiyonda, Boğaziçi Köprüsü maketinin de yer aldığı pastanın iki yanında törenin başlamasını bekleyen “mini etekli iki kadın hostes”, Kuveytli görevlilerce uyarılarak salondan çıkarıldı. Daha sonra pastanın yanında iki erkek garson görevlendirildi."

Ve mini etekli iki kadın hosteste başta gördüğünüz bayanlar. Şimdi bilmek istediğim bir şeyler var.

1- Bu mini etekse diz üstü etek nasıl oluyor?
2- Bu adamlar bu kadar mı çabuk şehvetleniyor?
3- Ve bizim ülkemizdeki resepsiyona nasıl bu şekilde karışabiliyorlar?

Zaten bu sorular, olayın sonucuna ışık tutacaktır diye düşünüyorum. Yoksa bunlar daha sadece başlangıç mı ne dersiniz..?!

Kaynak: Milliyet

Yazının devamını okuyun...

Ancak Havaalanında Görürsünüz!

0

Saat: 09:07 | Yazar: Burak Doğan


Yazının devamını okuyun...