Saat: 14:51 | Yazar: Burak Doğan

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, tabuları yıkmış, hemen yandaki fotoğraftaki gibi Almanya - Türkiye maçını konuttan değil, yerinden izlemek istemişti. Sonuçta Türk Milli Takımı tarihi başarıya imza atmış, Avrupa Şampiyonası'nda yarı finale kadar yükselmişti. İlk maçtan bugüne kadar hiç bir zaman favori olmayan Türkiye teker teker basamakları tırmanmış, milli takım oyuncularımızın inancıyla ve futbol tanrılarıyla, yarı finale kadar gelinmişti. Ama bu seferki maç, başkaydı.
Türkiye - Almanya maçı, turnuvanın rengi Türk Milli Takımı ile, Gary Lineker'in sözlerini hatırlatırcasına oynayan bir Almanya arasındaydı.. İlk başlarda süper oynadık, arkasından golü yedik, sonra bir daha yedik derken, turnuvanın efsanesi olma yolunda ilerlediğimiz golü bulduk Semihle 86'da ve hüzün 90'da bastırdı, Lahm 90. dakikada efsaneyi bitirdi. Zaten maçı konuştuk. Konuşacağımız bölüm çok daha farklı.
Maçtaki protokolde, soldan sağa, Futbol Federasyonu Hasan Doğan'ın eşi, Hasan Doğan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, UEFA Başkanı Michel Platini ve Almanya Başbakanı Angela Merkel oturuyor.. Şimdi gelelim en önemli bölüme..
İlk atığımız golde, esnemesini bölemeyen Cumhurbaşkanı, sevince ortak olmak için geç de olsa ayağa kalkıyor ama maç boyunca eşinin elini tutan Hasan Doğan eşiyle beraber sarmaş dolaş olup zıplamaya başlıyor.. Bu sırada, arkadan Hasan Doğan'a geçte olsa seslenmeye çalışan Abdullah Gül, gerçekten üzülerek yerine geri oturuyor.. Almanya'nın ilk ve ikinci golünde Angela Merkel ayağa zıpladıktan sonra sevinecek birilerini arıyor ama baktı bulamıyor, kendi kendini alkışlarcasına hareket yapıp oturuyor.. Esas olay ise bizim 2. golümüzde yaşanıyor..
Semih golü atıyor, Alman taraftarlara doğru yürüyüp meşhur gol işaretini yaparken, aynı ilk golde olduğu gibi eşinin elini hiç bırakmayan Hasan Doğan yine eşine sarılıyor ve zıplamaya başlıyor. Ama o kadar kendinden geçmiş ki, yanındaki Cumhurbaşkanı'nı unutuyor ve seviniyor, sarılıyor, dövünüyor. Saniyeler geçtikçe, Hasan Doğan'la sevincini paylaşmak isteyen Gül, önce bekliyor, sonra sırtına vuruyor, sevinmeye çalışıyor, olmuyor olmuyor olmuyor.. O sırada sanki Gül'ün "Banada dön Hasan" dediğini duyar gibi oluyorsunuz.. Ardından "çok yalnızım be Michel" der gibi, Platini'ye bakıyor zaten..
Yazının devamını okuyun...
Etiketler:
Abdullah Gül,
Almanya,
Cumhurbaşkanı,
Euro 2008,
Futbol,
Hasan Doğan
|
Saat: 14:37 | Yazar: Burak Doğan
1 yaşındaki, 1,5 yaşındaki çocukların bile 5 yaş daha genç emekli olabilmesi için türlü çözümler üreten yurdum insanı, bu sefer önündeki örnekten çok daha fazla etkilenecek gibi. Çünkü ortada örnek olan insan, Cumhurbaşkanı'nın 14,5 yaşındaki oğlu Mehmet Emre. Gelelim düşüncelere..
Bir kere, ana haber bültenlerine kadar konu oldu 2 yaşındaki çocukların bile sigortalı yapıldığı. Bu uygulamaya nasıl izin verildi, göz yumuldu, anlamak bile mümkün değil. 5 yıl kazanabilmek için, bildiğiniz devlet kandırıldı, ub çocuklar çalışıyor göründü ve devlette buna göz yumdu. İlginç gelişmeler silsilesi yani. Bunu işyerinde denetleme mekanizması çok zor olabilir ama, belirli bir sınır konarak bunun önüne elbette geçilebilirdi.
Bu düşüncelerimden şuda kesinlikle çıkmasın. Türkiye'de emeklilik yaşı 65 olmalı! Böyle birşeyi kesinlikle savunmuyorum. Ülkemizin yaşam şartlarını, ortalama yaşam ömrünü, ülkemizdeki yaşamın insanları yıpratma payını düşünürsek, 65'te emeklilik demek, mezarda emeklilik demek gibi bir şey. Ülkemizde yaşam süresi gittikçe azalırken, ortalama 70'lerde gezerken, 5 sene mi hakkı bu insanların emekli olarak kafalarını dinleyebilmeleri için? Zaten genelde burda bir hemfikirlik durumu var, o yüzden devrik cümlelerimi bu paragrafta uzatmak istemiyorum:)
Esas mevzuya gelelim.. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün oğlu Mehmet Emre Gül (mısır ithalatçısı ve internet sitesi sahibi olan) 14 Yaş, 7 ay, 24 günlükken:) Dışişleri Bakanımız Ali Babacan'ın "Ali Babacan Tekstil Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi" olduğu ortaya çıktı. Şu anda elbette kalkıp sigortalı yapmadılar Mehmet Emre'yi ama, bundan 2 sene önce "24 gün" bu şirkette çalışmış kendisi bilfiil..
Şimdi.. Bu durumda, Mehmet Emre ile beraber, bu dönemde sigortalananlar çok önemli iki şey kazandı: %20 kadar daha fazla emekli maaşı alacaklar 31 Nisan 2008'den sonra sigortalananlara göre ve emekli olduktan sonra çalışması durumunda maaşının kesilmesini de önlemiş oldu. Bu durumu görenler, izleyenler, işitenler acaba ne düşünüyordur? Siz Mehmet Emre Gül'ün 24 gün "gerçekten çalıştığına" inanıyor musunuz? Kendi görüşümce ben inanmıyorum. Hiçkimseyide inandırmak zorunda değiller aslında. Ama devleti kandırmak ne kadar doğru? Emeklilik şartlarından yararlanabilmek için 14 yaşında çocuğu sigortalattırmakta nedir ki yani.. Hadi 14 yaşındaki çocuğu sigortalattırmayıda geçtim. Bu olayı "Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanı" bilip onaylıyorsa, kendi elleriyle devleti kandırıyorlarsa, dolayısıyla onlara bile güvenemeyeceksek, kime güveneceğiz bu memlekette?
Sizler buna inanıyor musunuz?
Yazının devamını okuyun...
Etiketler:
Cumhurbaşkanı,
Güncel,
Sigorta,
SSK
|
Saat: 11:23 | Yazar: Burak Doğan
Evet artık durum bu noktaya geldi.. Sürekli konuştuğumuz bir şey vardı.. AKP'nin kadrolaşması, sürekli olarak her yere nüfuz etmek istemesi ve bunu gayet açıkça dile getirip gözümüze gözümüze sokması.. Önce Başbakan, sonra Cumhurbaşkanı.. Ondan sonra kaç seferdir vetolanan Anayasa Mahkemesi Başkanı.. Sırasıyla hepsi ılımlı islamla kaynaşık kişilerden seçildi / atandı. Ama bu kadarı fazla.
Yasama, yürütme ve yargı, cumhuriyetin 3 temel niteliğidir. Hepsinin birbirini kendi içinde kollar, dikkat eder, kontrol eder durumu vardır. Bu şekilde işlerin sorunsuz yürümesi amaçlanır. Bu ayakların her kısmı önemlidir ancak, her şekilde yargı "bağımsız"dır. Ya da bağımsız"dı". Bakın olanlara..
Bugünkü Bekir Coşkun'un yazısındada var. O da çok güzel bir şekilde açıklamış. Geçen dönem, "hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu için ve yargıyı siyasallaştırdığı için" cumhurbaşkanından dönen yasa tasarısı kabul edildi. Buda demektir ki, bundan sonra (ilk aşamada atanacak 4500 hakim ve savcı) AKP'nin atadığı 5 bürokrat ile Adalet Akademisinden sadece 2 kişi "mülakatla" kimin hakim-savcı olabileceğine karar verecek.
Yani artık hiçkimse kuvvetler ayrılığından ve yargının bağımsızlığından söz edemeyecek.. Ve buna hakkı elinden alınan Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu dahil hiçkimseden ses yok..
Bu işe kim ne zaman dur diyecek acaba? Bu milleti ve milletvekillerini ve cumhurbaşkanını ve anayasa mahkemesi başkanını ve yargıçları ve savcıları ve... Hepsini, bir kişi / bir görüş istediği gibi mi yürütücek, yönlendirecek.. Yok artık..
Yazının devamını okuyun...
Etiketler:
Başbakan,
Cumhurbaşkanı,
Siyaset
|
Saat: 13:21 | Yazar: Burak Doğan
Kral hakkında ufak birşeyler yazmıştık.. Ama bilmediklerimiz, duymadıkalrımız varmış.. Bekir Coşkun sağolsun paylaşmış bizlerle.. Artık yoruma pek açık değil sanırsam bu olay..
Benim cumhurbaşkanım olsaydı...
BEN böyle "devlet adamı" görmedim. Sen kalk git kaldığı otele, Kral’ın dibine otur.
Öbürü de öte yanında...
Kral ortada.
İki gündür bekliyorum:
9 uçak, iki bin bavul, üç yüz gardırop ve altın tahtı ile gelen (iyi ki petrol kuyularını getirmedi) Kral’ın oteline giden ve sağına-soluna oturan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Başbakanı size "gurur" mu verdi, yoksa "hüzün" mü?
O zaman ben "Benim cumhurbaşkanım olamaz" dediğimde niye kızdınız?
*
"Benim cumhurbaşkanım" olsaydı; Anıtkabir’i ziyareti reddeden, bu ülkeyi kuran insana saygı göstermeyi kabul etmeyen bir Kral’a "Devlet Şeref madalyası" vermezdi.
Hem de 10 Kasım günü...
Mustafa Kemal; son yüzyılda, İslam áleminin Batı emperyalizmine karşı tek onurlu ve şanlı zaferini kazanmış komutandır.
Kral ise; Körfez savaşları boyunca, kendi topraklarını korumak için kutsal mekanların savunmasını dahi elinde bira kutusu olan Amerikalı askerlere bırakmış birisidir.
"Benim cumhurbaşkanım" olsaydı....
Kimin koltuğunda oturduğunu bilir, en şerefli savaşın kahramanına saygı göstermeyen, kutsal toprakları ABD deniz piyadelerine bekleten bir Kral’ın oteline koşmazdı.
Kral, görüşme salonuna Atatürk’ün resimlerinin asılmasını da kabul etmedi, kendi fotoğrafını astırmış, onun altına oturdular.
10 Kasım nedeniyle tüm bayraklar yarıya indirilirken, Suudi Arabistan bayrağının yarıya indirilmesini de reddetti Kral.
Ama bizim "devlet adamları" doğru otele.
Biri sağında, biri solunda.
Ortada Kral...
Tepelerinde de, kendisi yetmiyormuş gibi fotoğrafı.
Ben ise televizyonda şeriat bayrağının altındaki öpücükleri sayıyorum; işte sırayla ve hasretle yumuluyorlar... Sağ yanak bir, sol yanak iki, sağ yanak bir kez daha, etti üç...
*
Ne yapacaksınız?
Abdullah Gül "Benim Cumhurbaşkanım" olsaydı böyle yapmazdı.
Ben böyle "başbakan" ya da böyle "cumhurbaşkanı" istemem.
Benim de; en yüce değerlerimizi ayaklar altında paspas yapanları "reddetme" hakkım vardır.
Böyle yapmazdı "Benim Cumhurbaşkanım" olsaydı.
Yazının devamını okuyun...
Etiketler:
Bekir Coşkun,
Cumhurbaşkanı,
Siyaset
|
Saat: 14:34 | Yazar: Burak Doğan
Devlet Şeref Madalyası.. Anayasayı açalım bakalım neymiş: "Devlet Şeref Madalyası, Bakanlar Kurulunun teklifi, Cumhurbaşkanının tevcihi ile Türkiye Cumhuriyetinin bekası, ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğü, toplumun huzuru, birlik ve beraberliği için yurt içinde veya yurt dışında üstün feragat, fedakarlık, başarı ve yararlık gösteren Türk ve yabancı uyruklu kişilere verilir." Peki Kral Abdullah acaba bu ödüle layık görülmek için ne yapmıştır?
Acaba yapmıştırda biz mi bilmiyoruz? Ya da karşımıza çıkıp ben bugüne kadar çaktırmadan bunları bunları mı yaptım dedi ki? Hadi bunları geçtim..
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, protokol kurallarının dışına çıkarak, nasıl uçağında karşılıyor gelen bir Kralı? Nasıl rica minnet edilince oteline kadar gidiyor Kralı görmeye? Ve nasıl olurda resimlerinde bir Cumhurbaşkanlığı Forsu ya da Türk Bayrağı olmaz.. Bunu en güzel, Hürriyet Gazetesi'nden Tufan Türenç açıklamış:
AKP iktidarının aşiret anlayışının en güzel örneğini Suudi Arabistan Kralı Abdullah’ın Türkiye ziyaretinde yaşadık.
Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı ve Başbakanı, güçlü ve onurlu bir devletin cumhurbaşkanı ve başbakanı gibi davranmadılar.
Nedir o Kral Abdullah’ın karşısındaki eziklik?
Nedendir bu kadar hayranlık?
Kralın bir yanına Cumhurbaşkanı Gül’ü, bir yanına Erdoğan’ı oturtarak çektirdiği ulusal onurumuza yakışmayan o fotoğraf, nasıl bir iktidara sahip olduğumuzun acı bir belgesidir.
Fazla söze gerek yok.
Yazının devamını okuyun...
Etiketler:
Başbakan,
Cumhurbaşkanı,
Güncel,
Siyaset
|
Saat: 10:17 | Yazar: Burak Doğan
Geçen gece, kardeşlerimiz, yurdumuzun bekçileri hain bir pusuda şehit düştüler.. Daha bndan 1 hafta önce yine 15 kişiyi hain bir saldırıda kaybettik. Herkes seferber oldu, bütün Türkiye birlik olduk, Şehit Aileleri için 60 Milyon YTL topladık. Peki şimdi, Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nün yeniden düzenlenmesi için 30 Milyon YTL ödenek nasıl çıkartılır? Bunun akla, mantığa uygunluğu nedir? Haydi gelin birde diğer taraftan düşünelim. Çankaya Köşkü'nü öyle bir bırakmışki Sayın Ahmet Necdet Sezer ve eşi, kullanılacak halde değil.. Ancak 30 Trilyona biter bu iş.. Gerçi zaten %60 Cumhurbaşkanı ödentisi arttırılıyor ama, bunada bir 30 trilyon çalışır yahu.. Şimdi düşünme zamanı,...
Askerimiz inanılmaz bir yürekle çarpışıyor. Biz, kendi elimizle para toparlayıp, şehit ailelerimize gönderiyoruz. Bu ülkenin en zenginlerinden çıkan para 60 Milyon YTL. Ve o sırada, Çankaya Köşkü'nün ödenti bütçesi geliyor 30 Milyon YTL.. Ne olur insaflı olun, ne olur birazcık mantıklı olun. Devletin her YTL'ye ihtiyacı varken, moralle askerlerimiz desteklenmesi gerekiyorken, bu hareketleri nasıl yapabiliyorlar? Makamdan, Suriye Devlet Başkanı Esad'ın eşiyle çıkarken son derece modern çizgileriyle objektiflere poz veren Hayrunnisa Hanım, Dışişleri Bakanlığı Konutu'nu yaptığı gibi, oymalı kakmalı mobilyalarla dolduracak herhalde Köşkü.
Bakın! Sayın Ahmet Necdet Sezer, Cumhurbaşkanlığı bütçesini bile tam olarak kullanmamışken, bu bütçeyi %60 arttırmak, üzerine bu kadar parayı çarçur etmek istemek, ülkemiz diken üstündeyken insanın biraz içine dokunur, birazcık haline tavrına dikkat eder.. Ben böyle pervasızlık görmedim!
Yazının devamını okuyun...
Etiketler:
Cumhurbaşkanı,
Dekor,
Güncel,
Köşk
|
Saat: 16:07 | Yazar: Burak Doğan

İlk önce yaptıkları kedi figürü ile Tayyip Erdoğan ile mahkemelik olan Leman çizerleri, bu karikatürden 1 hafta sonra Tayyipler Alemi adını verdikleri karikatür ile tekrar mahkemeik olmuşlar, üstüne üstlük birde tazminat ödemek zorunda kalmışlardı. Bu karikatürleri daha önce yazılarımda kullanmış ve üzerinde yorumlar yapmıştık. Ardından insanlar tarafından destek kampanyaları, düşünce özgürlüğü mevzularıda ortaya çıkınca ortalık baya karışmıştı.
22 Temmuz'un haftasında çıkan Leman sayısında tekrar "Çizmeye Devam" başlığıyla çıkan dergi, önümüzdeki TBMM Çalışma Dönemi boyunca karikatürlerine ara vermeden devam edeceklerinin sinyalini de vermişti. Bu hafta çıkan dergi ise bunun ilk örneği:
Cumhurbaşkanlığı seçim turlarında en çok tartışılan ve elbette bizimde tartıştığımız "kamusal alanda türban" tartışmaları süregelirken, bir kaç gündür, çeşitli yazılı ve görsel medyada çıkan türbanı stilize etmek konularına bir öneri olarak bu seçeneği sunmuşlar. Ve sanırım, o zamanki sorun yaşadıkları gibi devletin yöneticileriyle sorun yaşayacaklar..
Bundan 10 - 15 sene önce Başbakalarımızın, Cumhurbaşkanlarımızın karikatüleri çizildikçe memnun oldukları, hatta çizerleri çağırıp orjinal kopyasını istediklerini bile duymuştuk. Ama artık ülkemizde hoşgörü sözcüğünün, uzlaşma sözcüğünün, herkesi kucaklama sözcüklerinin sadece LAF ta kaldığını görüyoruz.. Biz 80 ler gençliği çok mu şanssızız?
Yazının devamını okuyun...
Etiketler:
Cumhurbaşkanı,
Gül,
Leman,
Tayyipler Alemi
|
Saat: 13:28 | Yazar: Burak Doğan

Bu cümle, islamcı kadın yazar Nihal Bengisu Karaca tarafından söylenmiş.. Türbanı stilize etmek sorunu çözmezmiş çünkü zaten Türban sorun değilmiş. Kendisinin dediğine göre, Devletin Başı'nın eşi elbette düzgün giyimli ve düzenli olmalıymış ama Hayrünnisa hanım zaten düzenli, bakımlı, iyi giyimli bir insanmış. Dolayısıyla, stilize edilecek birşeyi giymesine gerek yokmuş, zaten her sene başörtüsününde modası değişiyormuş!! Zaten Hayrünnisa Hanım, böyle bir çalışma olmadığını, halinden çok memnun olduğunuda açıkça başka bir yerde belirtmiş. Kaynak
Bununla beraber, Sayın Tayyip Erdoğan'da biz taklitçi falan değiliz, ılımlı islam diye bir şey yoktur, İslam, islamdır ılımlısı falan olmaz buyurmuş..
Bundan seneler önce, Necmettin Erbakan'ın söylediği gibi, karşı devrim olacak, ama kanlı mı kansız mı olacak onu bilemiyoruz görüşünü hatırlıyoruz, bu yorumlar gazetelerde boy boy çıktıkça.. Başkomutanımız'ın eşinin türbanlı olması ihtimali, bizim nereye doğru gittiğimizin bir göstergesi.. Kamusal alana girdikten sonra zaten bunu kullanmak çok daha kolay herkes için.. Allah sonumuzu hayretsin!!...
Yazının devamını okuyun...
Etiketler:
Cumhurbaşkanı,
Sıkmabaş,
Tayyipler Alemi
|
Saat: 11:27 | Yazar: Burak Doğan
Aynı şeyi dün düşündüm.. Nasıl bir hızdır, nasıl bir koşuşturmacadır, nasıl bir tur atmadır böyle.. Sayın Abdullah Gül'ün attığı turlar.. Kimlerle görüşmedi ki.. Maşşallah tüm Türkiyeyi dolaştı bir kaç gündür.. Bütün ağır topları.. Ve bunun üstüne yapılan yorumlar hep Bekir Coşkun'un dediği gibiydi. "TOBB’a laikliğe ve anayasaya bağlı kalacağını anlatan Gül, daha sonra TİSK’e de laikliğe ve anayasaya bağlı kalacağını anlattıktan sonra, laikliğe ve anayasa bağlı kalacağını anlatmak üzere TÜSİAD’a geçti..."
Yazının bütünlüğünü bozmamak için tamamını yayınlıyorum. Hürriyet'in Emin Çölaşan ayrıldığından beri 150.000 tiraj kaybetmesinden sonra, Bekir Coşkun'u da elinden kaçırabilme ihtimalini düşünemiyorum. Bütün İzmirde Hürriyetler, gazete bayilerinde öbek öbek yatıyor ve akşamları geri gidiyor.. Aydın Doğan'ın tekeline, dolayısıyla aynı yönde olan TMSF ve Hükümet'in medya tekeline darbe vurmaya İzmir'den başladık.. Artık Hürriyet okumak, Kanal D izlemek yok bizde Tayyip Erdoğan'a sorulacak çanak sorular için.. Vatan ve Kanal Türk şimdilik elimizde kalanlar.. Hep söylüyorum: İşallah daha kötüye gitmeyiz.. Buyrun Bekir Coşkun'un yazısına..
NE kadar hızlı tur attı..
Ben Cumhurbaşkanı olacak Abdullah Gül kadar hızlı tur atan siyasetçi görmedim:
MHP, DTP, bağımsızlar, BBP, Hak-İş, Türk-İş, DİSK, Memur-Sen, TOBB, Ziraat Odaları Birliği...
Tam durdu-duracak gibi olurken...
TİSK, TÜSİAD, MÜSİAD, Barolar...
Yani o motorlu pizza dağıtıcısı Abdullah Gül’ü yakalayamaz.
*
Cumhurbaşkanı adayı, cumhurbaşkanı olduğunda "laikliğe ve anayasaya bağlı kalacağını" kapı kapı dolaşıp anlatma gereğini duyuyor.
Size tuhaf gelmiyor mu?..
Doğal değil midir bir cumhurbaşkanının "laikliğe ve anayasaya bağlı" kalması? Kapı kapı gezip "Ben laikliğe ve anayasaya bağlı kalacağım" diye anlatmasına gerek var mıdır?
Arkasında canlı yayın arabaları:
"TOBB’a laikliğe ve anayasaya bağlı kalacağını anlatan Gül, daha sonra TİSK’e de laikliğe ve anayasaya bağlı kalacağını anlattıktan sonra, laikliğe ve anayasa bağlı kalacağını anlatmak üzere TÜSİAD’a geçti..."
*
Ama ne yapacaksınız.
Laik cumhuriyete karşı başlatılan karşı devrimin ikinci aşamasındayız.
"İktidar olmaktan", "devlet olma" aşamasına geçmek için işte son bir-iki günü izliyorsunuz sadece.
TBMM’de bir oylama, bir göstermelik yemin, bir tören, o kadar...
Hiç kimse; düne kadar Atatürk, laiklik, cumhuriyet, devrim yasaları için ağzına geleni söylemiş ve Dışişleri Bakanı olduğu zaman dahi "tesettür isterim" diye kendi devletini AİHM’ye vermiş birisinin bir anda değişip "laikliğe ve anayasa bağlı kalacağına" inanmaz.
Bu olmaz...
*
Yakında Türkiye’nin "dinci ülke" olduğunu siz de daha iyi görüp, daha iyi anlayacaksınız.
Dönüp arkanızı baktığınızda...
Uygar dünyadan dışlanıp, çağdaş toplumlara imrenip, kendinizi bir Arap ülkesinde hissettiğinizde...
Molla Türkiye’yi kendine benzettiğinde...
Bu cennet kadar güzel ülkenin ne hale geldiğini gördüğünüzde...
Vuracaksınız dizinize...
Yazının devamını okuyun...
Etiketler:
Bekir Coşkun,
Cumhurbaşkanı,
Tayyipler Alemi
|
Saat: 10:04 | Yazar: Burak Doğan

Bu gördüğünüz küpür, Emin Çölaşan'ın bugünkü yazısında (14 Ağustos 2007) yer almış, İstanbulda haftalık çıkan bir islamcı gazetenin kapağıdır. Şimdi gelelim düşüncelere;
Dün itibariyle, Abdullah Gül, Cumhurbaşkanlığına tekrar aday. Onun aday gösterilmesini sağlayan hafifletici nedende, gazeteler tarafından Köksal Toptan'ın Meclis Başkanı olması olarak pompalanıyor. Yani 1 sizden 1 bizden olayına dönmeye başlıyor bu iş.
Meclis Başkanlığı'nın sadece görünümde bir etkisi olan, hatta etkisi bile değil sadece görüntüden ibaret bir makam olduğunu hepimiz biliyoruz. Peki ya cumhurbaşkanlığı? Yıllarca Ahmet Necdet Sezer'e partili diyenler, istikrarı bozdu diyenler, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Başkomutanı'nın eşinin türbanlı olmasını, Cumhurbaşkanlığı'nın bir veto merkezi haline dönüşmesini nasıl izleyecekler? Herkes kendi işine geldiği gibi yorumluyor herşeyi.. Artık herkesin şapkasını önüne koyup düşünmesi gerekir..
Türkiye Cumhuriyeti asla ve asla ılımlı bir islam cumhuriyeti olamaz. Daha önceki yazımda yazdığım gibi Malezya'ya hiç dönemez. YAŞ'da geleceğin KKK olacak kişilerin önünün kesilmesi hiçbir işe yaramaz. Çünkü bu millet, unutmayın ki, en güvendiği mevkii ordudur ve malesef, oyunu verirkende, "birşey olsa nasıl olsa ordu duruma el koyar" diye düşünür.. Böyledir bu memleket, böylece eksilerini başkalarının kapatmasını ister..
Önümüzdeki günler pek hoş olmayan şeylere gebe.. Bekleyelim görelim...
Yazının devamını okuyun...
Etiketler:
Cumhurbaşkanı,
Siyaset,
Tayyipler Alemi
|