Ümit Özat Ölümden Dönmüş!

1

Saat: 15:39 | Yazar: Burak Doğan

Bir süredir şehir dışında olduğumdan, ne blogları takip edebildim, ne de birşeyler karalayabildim.. Duyabildiğim haberlerin en önemli 2 tanesi ABD - Rusya'nın 2. Soğuk savaş eşiğine gelmesi ve Ümit Özat'ın kalp krizi geçirmesiydi.. Sadece kulak dolgunluğu olarak gelmişti haberler, çok uzaktım hepsinden. Az önce, Ümit Özat'ın kalp krizi geçirdiğini değilde, dilinin boğazına kaçtığını öğrendim. Video'sunu izlerken resmen her tarafım uyuştu. Allahtan sağ salim evine dönmüş.. İzlemek isteyenler içinde buraya koymak istedim..


Yazının devamını okuyun...

Sevincine Ortak Bulamayan Cumhurbaşkanı'nın Dramı

0

Saat: 14:51 | Yazar: Burak Doğan


Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, tabuları yıkmış, hemen yandaki fotoğraftaki gibi Almanya - Türkiye maçını konuttan değil, yerinden izlemek istemişti. Sonuçta Türk Milli Takımı tarihi başarıya imza atmış, Avrupa Şampiyonası'nda yarı finale kadar yükselmişti. İlk maçtan bugüne kadar hiç bir zaman favori olmayan Türkiye teker teker basamakları tırmanmış, milli takım oyuncularımızın inancıyla ve futbol tanrılarıyla, yarı finale kadar gelinmişti. Ama bu seferki maç, başkaydı.

Türkiye - Almanya maçı, turnuvanın rengi Türk Milli Takımı ile, Gary Lineker'in sözlerini hatırlatırcasına oynayan bir Almanya arasındaydı.. İlk başlarda süper oynadık, arkasından golü yedik, sonra bir daha yedik derken, turnuvanın efsanesi olma yolunda ilerlediğimiz golü bulduk Semihle 86'da ve hüzün 90'da bastırdı, Lahm 90. dakikada efsaneyi bitirdi. Zaten maçı konuştuk. Konuşacağımız bölüm çok daha farklı.

Maçtaki protokolde, soldan sağa, Futbol Federasyonu Hasan Doğan'ın eşi, Hasan Doğan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, UEFA Başkanı Michel Platini ve Almanya Başbakanı Angela Merkel oturuyor.. Şimdi gelelim en önemli bölüme..

İlk atığımız golde, esnemesini bölemeyen Cumhurbaşkanı, sevince ortak olmak için geç de olsa ayağa kalkıyor ama maç boyunca eşinin elini tutan Hasan Doğan eşiyle beraber sarmaş dolaş olup zıplamaya başlıyor.. Bu sırada, arkadan Hasan Doğan'a geçte olsa seslenmeye çalışan Abdullah Gül, gerçekten üzülerek yerine geri oturuyor.. Almanya'nın ilk ve ikinci golünde Angela Merkel ayağa zıpladıktan sonra sevinecek birilerini arıyor ama baktı bulamıyor, kendi kendini alkışlarcasına hareket yapıp oturuyor.. Esas olay ise bizim 2. golümüzde yaşanıyor..

Semih golü atıyor, Alman taraftarlara doğru yürüyüp meşhur gol işaretini yaparken, aynı ilk golde olduğu gibi eşinin elini hiç bırakmayan Hasan Doğan yine eşine sarılıyor ve zıplamaya başlıyor. Ama o kadar kendinden geçmiş ki, yanındaki Cumhurbaşkanı'nı unutuyor ve seviniyor, sarılıyor, dövünüyor. Saniyeler geçtikçe, Hasan Doğan'la sevincini paylaşmak isteyen Gül, önce bekliyor, sonra sırtına vuruyor, sevinmeye çalışıyor, olmuyor olmuyor olmuyor.. O sırada sanki Gül'ün "Banada dön Hasan" dediğini duyar gibi oluyorsunuz.. Ardından "çok yalnızım be Michel" der gibi, Platini'ye bakıyor zaten..
Yazının devamını okuyun...

Kırmızı Işıkta Geçsene!! Nolur!!

0

Saat: 13:34 | Yazar: Burak Doğan

Ülkemizde, trafik kuralları elbette var.. Birde bu kuralların uygulanış bölümü var. Daha doğrusu uygulamayanların yarattığı efsaneler bölümü var. Her gün ayrı kaza, her gün ayrı bir olay yollarda. Ama belkide bu, bizimde olaya çok ciddi yaklaşmadığımızdan oluyor. Sürücüler kadar, ne devlet ne de polislerimiz ciddi yaklaşıyor olaya.. İşte en ufak örnek.. Ama ülkemizden değil, Almanya'dan. 3 yaşından itibaren herkesin bildiği şeydir trafik lambalarının ne işe yaradığı. Ve cezasıda bellidir kırmızı ışıkta geçmenin : 52 YTL. Elime ulaşan bir mail, dünyada bu cezaların ne şekilde kesilip nasıl sıkı takip edildiğini gösteriyor. Buyrun okuyun..

(Not: Elime mail olarak ulaşmış bu yazının ingilizce klavye ile yazıldığını farkettim, ve düzende hiç yok ortalıkta, sadece paylaşmak istiyorum bunu sizlerle, bu seferlik idare edin. Yoksa, herşey düzgün Türkçemiz için..)


Almanya'da bir dost ziyaretinden donuyorduk. Arabayı ben suruyordum. Yolun ilerisinde bir kaza oldugunu gordum.
Ne olmus diye bakarken, birden dort yol agzinda oldugumuzu fark ettim.

Isik kirmiziya donmus ve ben gecmistim. Yapacak bir sey yoktu, olan
olmustu.
Duramazdim, yola devam ettim.


Gece yarisindan sonraydi. Saat 2 gibiydi. Allah'tan, cevrede polis falan da
yoktu.
Bu olayin ustunden bir hafta kadar gecmisti.
Bir mektup aldim; karakola cagiriyorlardi.

Gittim. Beni bir odaya aldilar. "Bir konuda bilginize basvuracagiz. Size
bir fotograf gosterecegiz.
Bu araba sizin sirkete ait.
Gecen hafta, su gun, saat 02:12'de su kavsakta kirmizi isikta gecerken
kameraya yakalanmis.
Bakin bakalim, direksiyondaki kisiyi taniyor musunuz?"


Fotografa baktim,"Pek taniyamadim bu kisiyi" dedim.
Bunun uzerine bir fotograf daha cikardilar.
Bu benim fotografimdi.
"Bu sizin fotografiniz, bunu yabancilar subesinden bulduk.
Biz, otomobildeki kisi ile bu fotograftaki kisinin
Ayni oldugunu dusunuyoruz? Ne dersiniz?" dediler.
"Cevap vermeden once, isterseniz avukatinizla gorusunuz" diye de
eklediler.
"isterseniz size proseduru anlatalim.
Eger bu arabayi suren ben degilim derseniz, sizi mahkemeye verecegiz.

Mahkeme uzmanlara basvuracak. Eger resimdeki kisi oldugunuz ispat
edilirse para cezasi alacaksiniz.

Bu ceza, eger arabayi surenin siz oldugunu kabul ederseniz vereceginiz
cezanin birkac kati olacak.
Bir de resmi makamlari oyalamaktan dolayi ayri bir cezaya maruz
kalacaksiniz."
Dusundum. Avukatima soracak bir sey yoktu.
"Verin, bir daha bakayim fotografa" dedim.
Sonra da "Evet, bu arabadaki kisi benim" dedim.
Memnun oldular, "Dogru secim yaptiniz" dediler.
Yuklu bir ceza odedim. Ama ehliyetime el koydular.
"Ne zaman alirim ehliyetimi geri?" diye sordugumda "Bizden haber
bekleyiniz" dediler.

Aradan bir hafta gecti.
Bir hastaneden davet aldim. Beni goz klinigine cagiriyorlardi.
Gittim. Siki bir goz muayenesinden gectim. Sonra beni bir grup doktorun
karsisina cikardilar..
Her biri benim raporu eline alip, "Renk koru degilsiniz.
Gozunuzun saglam oldugunu biliyor musunuz?
Ama kirmizi isikta gecmissiniz" dediler.

Artik bana ehliyetimi geri verecekler diye dusundum.
Ama vermediler. Aradan bir hafta, on gun gecti.
Yine hastaneden bir davet aldim; bu kez psikiyatri bolumunden.

Verilen tarihte hastaneye gittim.
Beni bir odaya aldilar. Odada dort doktor vardi.

©lk doktor, "Raporunuza bakiyorum. Gozleriniz saglammis.
Ama trafik isiklari kirmiziya dondukten tam 58 saniye sonra gecmissiniz.

Bunun yanlis oldugunu biliyor musunuz?"
diye sordu. Ben de "Evet, yanlis bir davranis" dedim.

Ayni seyi, diger doktorlar da aynen tekrarladi.
Ben de "Evet, yanlis bir davranis?" diye ayni cevabi verdim.

Artik bana ehliyetimi geri verecekler diye dusundum.
Ama vermediler.
Aradan bir hafta, on gun gibi bir sure gecti.
Bir mektupla karakola davet aldim.
Gittim, sanirim artik ehliyetimi geri alacaktim.
Ama dusundugum gibi olmadi.
"Sizi, trafige cikaracagiz" dediler.
Bana bir program verdiler.
Bu, gunde iki saatlik, toplam dort gunluk bir programdi.
ilk gun gittim. "Arabaya binin, sehir icinde
dolasacagiz" dediler. Benimle birlikte uc kisi daha
bindi arabaya. Hareket ettim. ©lk trafik isiklarinda durdum.
Yanimdaki gorevli "Buna, trafik isigi denir. Kirmizida durulur.
Sari isik, kirmiziya donusu gosteren uyaridir.
Anladiniz degil mi?" dedi. Ben de tekrarladim "Evet, kirmizida durulur..

Sari isik, kirmiziya donusu gosteren uyaridir."
Isik yesile dondugunde kalktim. Gorevli, "Yesil isikta da kalkilir.
Degil mi?" dedi. Ben de tekrar ettim, "Evet, yesil isikta kalkilir."

Yolda bir sure sonra kirmiziya donen bir isiga rastladik.

Bu kez arkadaki gorevlilerden birisi,
"Buna, trafik isigi denir. Kirmizida durulur. Sari isik, kirmiziya
donusu gosteren uyaridir. Anladiniz degil mi?" dedi.
Ben de tekrarladim, "Evet, kirmizi da durulur. Sari isik, kirmiziya
donusu gosteren uyaridir." diye tekrar ettim.
Bu sahneyi iki saat suresince her isikta tekrarladik.
O gunden sonraki uc gunde de, yine arabama uc gorevli bindi.

Her isikta ayni sahne usanilmadan tekrarlandi.
Ama sonunda ben de ehliyetimi geri aldim.

Yukaridaki oykuyu Almanya'da yasayan bir Turk isadamindan dinledim.
"Sonuc ne oldu?" dedim. Cok ciddi bicimde cevap verdi,
"Ben artik kirmizi da hep duruyorum." dedi.
Yazının devamını okuyun...

Bana Bir Hafta Tatil Gerek..

2

Saat: 11:06 | Yazar: Burak Doğan

Aslında, bloglamaya başladığım ilk günlerde hiç bu kadar bu işe sarılacağım ve vakit ayıracağım aklıma gelmemişti. Ama günler geçip bu iş bana daha çok zevk vermeye başladıkça, istediğim zaman kendimi ifade edebilme hastalığına kendimi daha da kaptırdıkça daha çok yazmaya başladım. Ve bundanda gerçekten çok mutluyum.

Ancak elbette yazdığımız blogda çok yorulduk diye buralardan ayrılmıyoruz, Leo Yönetim Çevresi'ndeki görevim dolayısı ile, 1 haftalığına Almanyada bulunmak durumundayım. Konak Leo Kulübü Geçen Dönem Başkanı ve 118-R Leo Yönetim Çevresi Başkan Yardımcısı olarak bulunacağım bu Forumda muhtemelen bloglamam mümkün olmayacak.

Elimden gelirde bir nokta yakalarsam mutlaka ordanda yazarım, ancak şu anda pek muhtemel görünmüyor. Döneceğim günün 12 Ağustos olacağını düşünürsek bir 10 gün kadar buralarda görünmem herhalde.. Görüşmek dileğiyle..
Yazının devamını okuyun...

İzmir Alman Konsolosluğu İşlem Süresi..

28

Saat: 09:23 | Yazar: Burak Doğan

Evet.. Sinirlerim azda olsun yatışmışken son bir durum değerlendirmesi daha.. Dün, tahmin edebileceğiniz gibi İzmir Alman Konsolosluğunda, vize almak için çeşitli aşamalardan geçtim.. Bu aşamalarıda bir hışımla anlatmak istedim.. Şimdi koşullara ve önerilere gelelim..

Saat 14.30'daki vize görüşmesine, her bilinçli vatandaş gibi 14.10'da vardım. O sırada hava gölgede 46, güneşte ise bilmek bile istemediğim bir derecedeydi.. 20 dakika bekledikten sonra ki bu normali, sırayla alınacağımızı ve kimin gelip kimin gelmediğini öğrenmek için, kurulmuş tentelerin altında bir yoklama yapılıp fişler verildi. Bundan sonra, kapıda sıraya koyulduk. Saat 15.45'de (1 saat 15 dakika sonra) güvenlik kontrolüne alınıp içeri girmemiz için izin verildi.
Çözüm: Hava sıcakta soğukta olsa, insanların biraz düşünülüp bir bekleme salonu yapılsa, soğuk ve sıcak havadan etkilenmesi önlenir ve hiç olmazsa ödenen 60€ lar bir işe yarar...

Ardından içeriye girdikten sonra içeride 30+15 sırası var.. İlk 30 kişi evrak "kontrol" için bekleyenler. Burada bir fotokopiniz bile eksik olsa, dışarıdaki sıranın en sonuna gönderiliyorsunuz ki, bu direk 2 saat kaybetmek demek..
Çözüm: Bu evrak eksiği için ayrı bir fiş hazırlanıp insanların bu fişle, içerdeki oturma salonundan devam etmesi sağlanabilir..

Burayıda kazasız belasız atlattıktan sonra, zaten gerisi 1 saat içinde sonlanıyor. Vize görüşmesi, içerinin klimalı ve tuvaletli olması, su sebilinin bulunması falan, bir şekilde daha çağdaş bir görüntü uyandırıyor.. Ama ne olur insanlar ezilmese, sıcakta soğukta çeşitli iklim şartlarında vize görüşme saati geldiğinde kapalı bir alana alınsa, ne kadar bekleyecekse hiç olmazsa orda beklese..

En önemli ayrıntı: Ne olursa olsun, günün geç saatine randevu almaya çalışın ki, verdikleri randevuya gün içinde mutlaka uyuyorlar ve saat 5'te paydos ediyorlar.. 3.5 randevusunun işi, 5'e 5 kala bitmişti mesela.. En önemli ayrıntıda bu..
Yazının devamını okuyun...

Konsoloslukta Çektiklerim..

0

Saat: 17:49 | Yazar: Burak Doğan

İzmir Almanya Federal Cumhuriyeti Konsolosluğu.. Mahvettin beni.. Bir Almanya vizesi alıcam, rezil oldum yani.. Sadece benimde değil, insanların çektikleri.. Bu herkese mi oluyor diye sordum, evet herkese hemde her konsoloslukta oluyormuş..

Bir kere istedikleri evreklar.. Her evrakın orjinali ve fotokopisi.. Her evrak derken hazır olun..
-Seyahatin nasıl akrşılanacağına dair maddi kaynaklar (tapu, banka cüzdanı, ruhsat vs)
-2 adet fotoğraf (bilmemne açısından çekilmiş ve sadece beyaz fona)
-Eksiksiz olarak doldurulmuş bir form ( bir boşluk bile olmayacak )
-ve tabiiki pasaport (en az 6 ay geçerliliği olan)

Şimdi gelelim çalıştığınız firmadan yada sahibi olduğunuz firmadan istenen belgelere..
-Oda kayıt sureti
-Vergi levhası
-İmza sirküleri ve ticaret sicil gazetesi
-Ortaklık teyit belgesi
-Sigorta giriş bildirgesi ve sigortalı hizmet dökümü (SSk'dan alınmış)

Ve daha niceleri.. Bunların tekrar belirtiyorum asılları ve fotokopileri.. Üstüne 60-80 € para ne kadar istiyolarsa ve randevu.. Kesinlikle kapıdan randevu alamıyosunuz ama isterseniz cep telefonundan arayıp kadının yüzüne baka baka az önce camdan konuştuğunuz kadından randevuyu alıyorsunuz. Zamanı gelincede başlıyorsunuz beklemeye.. en az 1 saat kadar bekledikten sonra, kapıda tepeden tırnağa soyunup :p üzerinizdeki metal eşyaların tümünü çıkartıyorsunuz.. Sonra içeri girip herhalde şimdi görüşme başlar diye düşünürken birde bakıyorsunuz sırada 30-35 kişi!!

İlk 20 kişiyi geçtikten sonra karşınıza elinizdeki evrakların kontrolü için bir suratsız görevli çıkıyor. Bu görevli, herhangi bir evrak veya forokopisi bile eksik olsa sizi dışarıya yolluyor ve en baştan sıraya giriyorsunuz buda takribi 2 saat kaybı olarak hanenize işleniyor.

Eğer para verip dışarıdan destek aldıysanız veya çok şanslıysanız ilk görevliyi atlatıp ikinci esas görüşme için bir 15 kişi daha bekliyorsunuz. Ordada asık suratlı soğuk görevliler size yardım!! etmeye çalışıyor..

Ne olursa olsun, kendi topraklarımızda bu işkenceyi görmeye mecbur muyuz? Hiç mi güleryüzlü yardımcı olmaya çalışan görevli olmaz? İstemiyorsanız istemiyoruz diyin hiç olmazsa Sarkozy gibi.. Daha çok canım sıkıldıkça bu konuyu daha da derinine anlatırım.. Afacanlar ve afakanlar şu anda beraber saldırmaktalar..
Yazının devamını okuyun...