Futbolda Avrupa Şampiyonlar Ligi'nde ilk hafta mücadelesi (E), (F), (G) ve (H) gruplarında yapılan toplam 8 maçla sona erdi.
(G) Grubu'nda yer alan Fenerbahçe, FC Porto'ya deplasmanda 3-1 yenilerek ligdeki ilk haftayı puansız kapatırken, grubun diğer maçında Dinamo Kiev ile Arsenal 1-1 berabere kaldı.
Şampiyonlar Ligi'nde bugün oynan maçlarda alınan sonuçlar ve gollerin görüntüleri şu şekilde;
Belki son yazılarım fazla Fenerbahçe ağırlıklı oldu ama, bu video ile sezonu açmak istiyorum Şampiyonlar Ligi'ne.. Video'yu No Pain No Gain'de gördüm, inanılmaz beğendim, paylaşmak istedim.. Deivid'in Chelsea'ye golünü bende daha önce bu açıdan görmemiştim.. Gerçekten inanılmaz.. İzleyin, tüyleriniz diken diken olmazsa, Fenerbahçeliliğinizden şüphe edin..
Ben, bildiğiniz gibi 10 günlük tatildeyken, Fenerbahçe'nin bu seneki başarısını tekrarlayacağına inandığım Şampiyonlar Ligi Grupları'nın kuraları çekilmiş. Real Madrid, Juventus, Zenit ve Bate gibi bir ölüm grubu varken 4. torba için, Fenerbahçe'nin grubu çokda zor görünmüyor. Bununla beraber, sanırım herkeste bir mutluluk, bir bekleyiş var.. Fenerbahçe ile beraber, buyrun bütün grupların içeriklerine bir göz atalım;
A GRUBU Chelsea Roma Bordeaux Cluj
B GRUBU Inter Werder Bremen Panatinahikos Anorthosis
C GRUBU Barcelona S. Lisbon Basel Schaktar Donetks
D GRUBU Liverpool PSV Marsilya Atletico Madrid
E GRUBU Manchester United Villarreal Celtic Aalborg
F GRUBU Lyon Bayern Münich S. Bükreş Fiorentina
G GRUBU Arsenal Porto Fenerbahçe Dinamo Kiev
H GRUBU Real Madrid Juventus Zenit Bate
Fenerbahçe'nin ilk maçı deplasmanda Porto ile. Ardından sırasıyla Dinamo Kiev ve Arsenal ile içeride oynayan takımımız, 4. maçını Arsenal deplasmanında, 5. maçını evinde Porto ile, son maçını ise Dinamo Kiev deplasmanında oynayacak.. Fikstürde avantajli gibi Fenerbahçe için. Sadece Dinamo Kiev maçının çok soğuklara denk gelmesi kötü olmuş.. Tabiiki Şampiyonlar Ligi'nde başarılı olmak isteyen Fenerbahçe'nin bu gruptan başarıyla çıkması lazım. Hele bugün, Quaresma'yı İnter'in aldığını duyduktan sonra..
Az önce çeşitli yerlerde okuduğum habere göre, önümüzdeki seneden itibaren UEFA, Şampiyonlar Ligi ve UEFA Kupası'nda bazı değişikliklere gidiyor. İlk önce Şampiyonlar Ligi'nden başlayalım.
Şampiyonlar Ligi’nin genel yapısında temel bir değişiklik yok ve eleme turlarının ardından gruplarda 32 takım 4’erli 8 grupta mücadele edecek. Ancak gruplara doğrudan katılan takım sayısı 16 yerine 22’ye çıkartılacak. Böylece UEFA sıralamasında 10 ve 12. basamaklar arasında yer alan ülkelerin şampiyonları, Şampiyonlar Ligi’nde gruplara doğrudan yani ön eleme oynamadan katılma hakkına sahip olacak.
UEFA Kupası’nda ise 1. tur ön elemeye dönüştürüldükten sonra 48 takım 4’erli 12 gruba bölünecek. Gruplarda ilk ikiye giren takımlar Şampiyonlar Ligi’nden gelen 8 takımla yollarına devam edecek. Statüdeki bu değişimin Türkiye’ye de önemli yansımaları olacak. Öncelikle UEFA klasmanında 11. sırada bulunan Türkiye’nin Avrupa kupalarına katılan takım sayısı 4’ten 5’e yükselecek.
Süper Lig şampiyonu, 2009-2010 sezonunda Şampiyonlar Ligi’nde gruplara ön eleme oynamadan doğrudan katılacak. Süper Lig ikincisi ise ikinci ön elemeden itibaren Şampiyonlar Ligi’nde yer alacak. UEFA Kupası’nda ise kupa şampiyonu 4. ön elemeden itibaren mücadele etmeye başlarken, lig üçüncüsü 3., lig dördüncüsü ise 2. ön elemeden itibaren Avrupa’da ter dökecek.
İşallah katılan takımlarımız, bu seneden itibaren Avrupa'da büyük başarılar elde ederlerde, Avrupa Kupaları'nda diğer büyük ligler gibi 3 takımla Şampiyonlar Ligi'ne 4 takımla UEFA Kupası'na katılırız.. Yazının devamını okuyun...
Fenerbahçe Avrupa'daki ilk maçından alnının akıyla ayrıldı. Herkesin gözüne çarpan noktalar ve dün yorum yapmayı düşündüğümü söylediğim noktalar aynı yerde kesişti. Çünkü zaten herkesin gözü onların üstündeydi ve üstüne düşenide sezon başındaki bir maça göre gayet iyi yaptılar. Gelelim ayrıntılara;
Bir kere herkesin gözüne çarpan en önemli nokta, Fenerbahçe takımının pres yaptığıydı. Takım, dönemin ilk maçı olması ve ağır antremanlardan çıkmış olmasına rağmen maç genelinde pres yaptı ve bu preste başarılı oldu. En uçtaki Güiza'dan defansın önündeki son pres yapması gereken adam dediğimiz Selçuk'a kadar herkes işini yaptı. Hatta inanmak istemeyebilirsiniz ama Alex bile!
Defans ise, daha önceki senelerde yaptığı gibi, takım pres yaparken geriye yaslanmadı ve kendini ileriye ittirerek takım savunmasına üst düzeyde katkı sağladı. Lugano ve Edu son derece dikkatliyken, Roberto Carlos ve Gökhan bindirmeleriyle rakibe büyük zorluk yaşattı.
Takımın en büyük transferi şu anda Aragones. Fenerbahçe'nin yıllardır istediği ve beklediği pres yapan takım özelliği, Güiza'nın hareketliliği ve Semih'in desteğiyle sağlanmışa benziyor. Bununla beraber Selçuk'un yalnız kalışı ise düşündürücü. Takımın sahaya diziliş düzeni 4'lü defans önünde Selçuk, önünde 3lü orta saha Uğur - Alex - Kazım, önünde Semih ve daha önünde Güiza. Beklentim ise Emre'nin Alex'in yerine monte olması ile Semih'in yedeğe çekilmesi, Alex'in Güiza'nın arkasında oynaması. Yani bir şekilde geçen sezonun farklı bir versiyonu. Aragones eşliğinde, İspanya Milli Takımı'nda görmeye alıştığımız serbest vuruş organizasyonları da takıma yerleşmiş. Bu pozisyonlardan birinde Kazım üst direği, Milli Takımımızın Almanya ile oynadığı maçta vurduğu yerin aynı noktasından vurdu. Bir diğer transfer Güiza, belli ki kuvvetli ve teknik bir oyuncu. Kezman'ın geçen sezon geldiğinden beri bilmem kaç maçta adam bile geçemezken, Güiza bu konuda başarılı olacağının sinyallerini verdi ve Kezman'dan daha iyi oyuncu olduğunu göstermeye çalıştı. Ancak Fenerbahçe'nin istediği santraforun biraz da hava toplarına hakimiyet kurması ihtiyacı olduğundan, bu noktada zayıflığı hissedildi. Sezon başı olduğundan fazla yüklenmemek lazım ama, sezon başlayasıya kadar kendisini toplaması en büyük isteğimiz.
Emre, stada ayak bastığında, beraber oturduğum insanların yarısı kendisini Tümer ile aynı kefeye koyuyor, hiçbir zaman tam yürekten oynamayacağını dile getiriyordu. Ama televizyondan gördüğüm kadarıyla, stadın büyük bir kısmı kendisine desteğini gösterdi ve sonuna kadar arkasında duracağını gösterdi. Kendisi oyuna girdikten sonra takım daha iştahlandı, daha derli toplu oynadı. Zaten yeteneği belli bir futbolcu olduğundan dolayı mutlaka işe yarayacaktır ama yanıda oturan fanatik bir taraftarın sözlerine kulak vermeli:
1-Kırmızı ayakkabıyı Kadıköy'de giymediği zaman 2- Galatasaray'a gol attığı zaman, hak ettiği değeri görmeye başlar..
Gecenin yıldızı ise, Zico ile Fatih Terim'in Fenerbahçe'ye hediyesi: Colin Kazım! Geçen sezon ilk oynamaya başladığında lakayıtlığından dolayı kabak tadı vermeye başlayan Kazım, Chelsea maçından itibaren inanılmaz bir çıkışta. Gerek Milli takımda Fatih Terim'in desteği ile çıktığı maçlar, gerek Fenerbahçe'de Zico zamanında oynadığı futbol, kendni geliştireceğinin sinyaliydi. Ama hiçkimse dün akşam oynadığı kadar oynamasını beklemiyordu. MTK takımı, her ne kadar gençlerden kurulu bir takım olsa bile, maç içinde 3 sol bek değiştirmek zorunda kaldı çünkü Kazım durduğu yerde durmadı. 1 şutu direkten geldi, her pozisyon rakibini geçti ve çok başarılı ortalar yaptı. Eğer ki bu oyununu sürdürebilirse Fenerbahçe'nin sezondaki en iyi transferi olur.
Deplasmandaki maçtada Fenerbahçe MTK'yi yener ve turu geçer. Yarın çekilecek kuradan gelecek rakiplerin en tehlikelisi Atletico Madrid. O maç Fenerbahçe'yi zorlayabilir ama diğer bütün rakipleri zorlanmadan geçer kanaatindeyim. Tabii büyük bir aksilik, sakatlık olmadığı sürece..
Unutmadan, Kazımcım, çıkar şu kırmızı ayakkabıları sende..
Yoğunluğum, bana ne Fenerbahçe'nin transferleri hakkında doğru düzgün yorum yapabilme imkanı verdi, ne de formalarını tanıtabilme, yorum yapabilme imkanı.. Oturdum az önce gördüğüm formaları bile inceleme ihtiyacı hissettim. Hatta baktım olacak gibi değil, sizlerle paylaşayım öncelikle dedim.
Çubuklu formanın yanında, Almanya formasına benzeyen beyaz üstü 2 ince lacivert şerit arasında kalın sarı şerit fazlasıyla dikkati çekip 1.liğe otururken, lacivert yakası yüzünden bozulmuş enine sarı beyaz çizgili Celtic'i andıran forma 2. liğe yerleşti. Sarı forma ise sonuncu, çubuklu elbette birinci. Ben, enine sarı beyaz çizgili formanın, seneye güncelleneceğini, beyaz yuvarlak yaka yapılacağını ve çizgilerin inceltileceğine can-ı gönülden inanıyorum. Demişti dersiniz! Bu bir pazarlama yöntemi:)
Ve transferler.. Vazgeçtim.. Bırakın bu akşam Güiza - Aragones ikilisini izleyeyim, ondan sonra yorumlarımı yapayım.. Neden Emre demiyorum, çünkü muhtemelen oynayamayacaktır.. Gelelim şimdilik MTK maçının ayrıntılarına
Avrupa kupalarındaki 143. sınavını MTK Budapeşte karşısında verecek olan Fenerbahçem, Avrupa arenasında bugüne kadar yaptığı 142 maçta, 47 galibiyet, 22 beraberlik ve 73 yenilgi almış. Bu maçlarda rakip fileleri 170 kez havalandırırken kalesinde ise 241 gol görmüş. Şükrü Saracoğlu Stadı’nda çıktığı son 12 Avrupa Kupası maçında 9 galibiyet elde ederken, 3 maçta eşitliği bozamamış. Fenerbahçem, Kadıköy’deki üst üste yaptığı son 6 Avrupa Kupası maçından da galibiyetle ayrıldı. Hatta sonuncusununda tadı damağımızda kaldı.. Neyse işallah bu sene en az aynı yerlere..
Yalnız şöyle bir durum var, Fenerbahçe, MTK ile oynadığı maçlarda daha tur atlayamadı.. Bunlar eskidendi belki, futbol istatistik oyunu değil belki ama, insanın sinirini bozmuyor değil.. 1963’te Kupa Galipleri Kupası 3. turunda ilk maçı 2-0 kaybedip, İstanbul’da 3-1 kazanmışız. O zamanki programa göre tur 3. maça kalmış. MTK, Roma’da oynanan 3. maçtan 1-0 galip ayrılarak tur atlamış. 1999’da UEFA Kupası’ndaki eşleşmede ise deplasmanda 0-0 berabere kaldıktan sonra MTK'ya Kadıköy’de 2-0 yenilerek elenmiş.
Bakalım bu gece neler olacak. Fenerbahçe sezonun ilk maçını yapıyor ve stadın tüm biletleri satılmış.. Yarın yorumları hep beraber yaparız artık..
Bu takımın zincirlerini kırıp, Şampiyonlar Ligi gruplarından çıkacağına kimse inanmadı.. Rakipler iyiydi ve Fenerbahçe geldiği gibi gidecekti. Ama sezon başında yeterli futbolu oynayamayan takım, Inter maçı ile bambaşka bir havaya bürünmüş, kimsenin beklemediği bir sonuçla Iner'i devirmişti Şükrü Saraçoğlunda. Aslında film, orada başlamıştı artık.
Lig'de beklediği oyunu oynayamayan Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi'ne çıktığı zaman çok iyi top oynuyor, iç saha maçlarında yenilmediği gibi, berabere bile kalmıyordu. Sahanın atmosferi ve bir çok etken İstanbul'da elbette etkiliydi ama, dışarıdaki maçlarda da Fenerbahçe artık çağdaş futbol oynuyordu.
Geriye düştüğünde oyun disiplininden kopmuyor, oyuna başladığı andaki konsantrasyonundan taviz vermiyordu. Grup maçlarında özellikle CSKA maçında, bu durum, maçları kazanmamızdan çok daha önemli sinyaller vermeye başlamıştı.
Gruptan çıktıktan sonra, Arsenal'in bulunduğu grubun lideri Sevilla ile karşılaşmak, çoğu kişiye göre Şampiyonlar Ligi'nin sonuydu. Kimisi içerde berabere dışarda 8 yer Fenrebahçe derken, kimi futbol bilimcileride bikini giymeyi bile düşünüyordu turu geçerse Fenerbahçe. İçerideki 3-2 galibiyet takımın kendine güvenini arttırmış, İspanya'da beraberlik bize yeter ile yola çıkmıştı. Ama ilk 10 dakika 2-0 geriye düşünce, 8 yer diyen ulemalar bıyık altından gülmeye başlamıştı. Taa ki Deivid'in golüne kadar. Kanoute 3'lesede, atılacak 1 gol maçı uzatmaya götürecekti. Gerisini zaten herkes biliyor. Önemli olan Fenerbahçe'nin bu işi istemesi ve kendine güvenmesiydi.. Penaltılar ve gelen tur çoğu şeyi anlatıyordu..
Şampiyonlar Ligi Çeyrek Final'i, yıllardır Fenerbahçeli taraftarların beklediği Avrupa başarısının ilk kademesiydi. Çıkan Rakip Chelsea idi ama karşısındaki rakipte evinde berabere kalmayan Fenerbahçe'ydi.. Taraftar galibiyet istiyor, ilk devre Fenerbahçeli futbolcuların ayakları bile gitmiyordu. Ama ikinci devre, beklenmeyen hareket Kazım'ın oyuna girmesiyle ortalık bir anda karıştı ve Deivid'in inanılmaz füzesiyle maçı 2-1 kazandık..
Daum'un geçen sene ilk turda elendikten sonra söylediği "Tecrübe kazandık" sözlerinin, bence ne kadar yersiz olduğunu olduğunu Chelsea deplasmanında gördük. Esas tecrübeyi dün akşam kazandık. 1-0 olsa bile maç 70. dakikaya kadar soğutmayı, Chelsea'nin ne şekilde oyunu kurdurtmadığını, taktik savaşını gözlemledik. 60. dakikadan sonra Zico'nun artık vites yükselttiğini, taktik değişikliklerini gördük. Ve dolayısıyla tecrübe kazanmayı orda izledik. Ama bu kazanılan tecrübenin sahaya yansıtılması için ne antrenörün ne de "doğru" oyuncuların kaybedilmemesi lazım. Lugano'nun nasıl Drogba'yı oynatmadığını, Edu'nun nasıl kademeye girdiğini, Aurelio'nun tek başına orta sahada birşeyler yapmaya çalıştığını, Gökhan'ın varlığını izledik. Uğur'un yükselen formunu, her ne kadar dün akşam kötüyse de Deivid'in genelde yükselen formunu, Alex'in sadece küçük maçların büyük oyuncusu olmadığını gözlemledik. Ama bunun yanında, Roberto Carlos eksikliğini hissettik. Sakatlanması bizim için kötü bir durum yarattı. Bununla beraber, Aurelio'nun yanına Maldonado'dan çok daha "Essien"imsi bir oyuncu ihtiyacımızı ve en önemlisi yıpratıcı bir forvet ihtiyacımızı hissettik.. Kenardan gelip, oyunun kaderine etki edecek oyuncu ihtiyacımızı hissettik.
Bu kadro Türkiye için yeterli olabilir, ama Avrupa'da başarı, yarı finaller istiyorsak, artık maddi gücümüzü, isim değerimizle birleştirip, yöneticilik başarılarıyla "başarıya aç" ve "değerli" futbolcuları kadromuza katmalıyız.
Ve en önemlisi, artık sürekli olarak bu başarıyı göstermeli, bu durumun, sadece 1 kereye mahsus olmadığını, başarının kalıcı olduğunu göstermeliyiz. Belki iki sene, üç sene daha gruptan çıkmalıyız ama o turu geçememeliyiz ancak, kadromuzu, hocamızı aynı tutmalı, her maçtan yeni çıkarımlar yaratmayı bilmeliyiz. Nede olsa Avrupa'nın yükselen yıldızıyız..
Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi'nde aldığı sonuçlarla, biz taraftarlarını mest, Avrupa takımlarını ve basınlarını da şok etmeye devam ediyor.. Bu sürecin başlangıcı 10 sene öncesine dayanıyor belki ama, anlatacaklarımız artık bu süreçle ilgili değil, geçen geceyle, Şampiyonlar Ligi Çeyrek Final ilk maçı ile ilgili. Yer: Şükrü Saraçoğlu Stadyumu, Rakip takım: Bu sene Şampiyonlar Ligi'nde namalup ve toplamda sadece 2 gol yemiş olan Chelsea..
Maç başladığında, ilk 10 dakika Fenerbahçe'nin topa sahip olduğunu gördük. Ama amaç sadece topa sahip olmaktı. Lugano - Edu - Aurelio ve Maldonado sürekli kendi aralarında topu aldılar ve verdiler. 1 adım bile atamadılar ileriye.. Bu sırada, Chelsea akordeon gibi açılıp kapanıyor, orta sahayı geçirmiyordu bizlere.. Yavaş yavaş takımlar birbirini tarttıktan sonra, Chelsea baktı böyle olmayacak, üzerimize gelmeye başladı. Bu geldikleri pozisyonların birinde, Malouda'nın kestiği topa, defansa yardım etmek için penaltı noktasına kadar gelen Deivid, ters bir vuruşla topu kendi ağlarımıza gönderdi. Maçın ve tribünlerin duraklama dönemine girdiği 25 dakika başlıyordu.
Bu 25 dakika, orta saha mücadelesi halinde geçti. Bu sırada takımımızın hala kaleye şutu yoktu ve Volkan, 2 şutu çok başarılı zamanlamalarla kurtarıyordu. Ve karşısında iki pozisyonda da başrolde Drogba vardı. Maçın kırılma anı aslında bu iki pozisyondu. Devre arasına girmeden önce Volkan'ın kurtarışı, tribünlerdeki sessizliği alkış yapmuruna bırakmıştı ama, 8 maçta 2 gol yemiş Chelsea, nasıl olacaktı da oyundan bir anda düşecekti? Buna en inanmayan, Sevilla maçlarının yıldızı Uğur Boraldı ve 2. devrenin başında da oyundan çıktı zaten.
2. Devre başlamadan önce, maçtan sonra öğrendiğimiz kadarıyla, Zico'nun oyuncularla çok önemli paylaşımlarda bulunduğunu duyuyoruz. Bu sözlerin sahibinin başarıları buraya sığmayacak kadar çok elbette. (Buradan incelemeniz 20-25 dakika alabilir 959 gol dersem, ne demek istediğimi az da olsa anlayabilirsiniz sanırım) Ve bugüne kadar bu Chelsea maçı ve daha fazla önemde olan bir sürü maç oynamış futbolculuk yaşamında. Dolayısıyla, hem tecrübelerini aktarması hem de futbolcuların ne yaşadığını hissedebilmesi açısından çok kritik bir durumda şu anda Zico. Ve bu kritik sorumluluğu, oyuncuları mental açıdan çok iyi bir şekilde hazırlayarak başarılı olduğunu gösteriyor Zico.
2. Devre başlar başlamaz, önce takımın zayıf halkası Uğur Boral'ı oyun dışına alıyor ve Beşiktaş maçının yıldızı Kazım'ı oyuna sürüyor. Her ne kadar gençte olsa, Kazım, İngiltere Premier Ligi'nde oynamış ve karşısındaki rakibi çok önemsemeyen, çok rahat tavırlarda bir yapıya sahip. Ve oyuna girdiği andan itibaren de çok önemli işlere imza atıyor. Attığı golü hepimiz gördük, ama röportajında çok ilginç bir noktaya değiniyor:
Top Aurelio'da iken, Carvalho'nun Terry'e "hadi çıkalım" dediğini duydum ve o anda hareketlenmeye karar verdim. Dolayısıyla her ikiside ters tarafta kalınca, 1-2 metre fark atmış oldum. Ve top ayağıma geldiğinde "Haydi Kazım yapabilirsin dedim ve vurdum"..
Bu pozisyondan 10 dakika sonra, takım olarak yavaş yavaş oyundan düşmeye başlamışken, Zico'nun yorulan ve etkisiz kalan Kezman'ı çıkarıp Semih'i oyuna aldığını gördük. Amaç topu daha ileride tutabilmek ve oyunda kalmayı sağlamak, tek forvetlede olsa, oyunu karşı sahaya yıkmaktı. ve bu düşünce tamamen gerçekleşti. Baskı kurulmaya başlandı ve pozisyonlar ardı ardına gelmeye başladı.(İkinci devrenin başından 81. dakikaya dek, Volkan'ın 2 çok önemli topu çıkardığına da eklemeden geçmemek lazım. Drogba ve Ballack'ın toplarını, benim diyen kaleci çıkaramazdı öyle bir atmosferde..) Ve bu baskı sonunda havada 3 defa yön değiştirip 90'a giden Deivid'in füzesini getirdi. Deivid, Zico'nun devre arasında 1 dakikalık yaptığı konuşmadan çok etkilendiğini ve kendisine güveninin geldiğini anlatıyor röportajlarda. Aynısını 1 maç öncede Volkan yapmıştı hatırlarsanız. Zico'nun önemini bir kez daha görüyoruz burada.
Atılan goller, kazanılan maçtan daha öte, Chelsea gibi yarım milyar dolarlık bir takıma karşı 1-0 geriye düştükten sonra, taraftar umudunu kaybetmişken Zico ve oyuncuların bu motivasyonu kaybetmemesiydi. Bu maç ortaya bir çok gerçeği çıkardı. Sevilla maçı kaderin bir oyunu değildi. Fenerbahçe bileğinin hakkıyla o turu geçmişti. Fenerbahçe takımı, Avrupa standartlarında top oynuyordu. Zor gol yiyor, yediğini de kendi kalesine attığı gollerden yiyordu neredeyse %50lerde.. Fenerbahçe, değerler yaratıyor, genç yeteneklere şans veriyor ve maçtan kopmuyordu büyük takımlarda olduğu gibi..
Maç sonrasında, Avram Grant'ın açıklamaları ise bizim öncelerde yaptığımız açıklamayı barındırıyor: "Bütün maç üstün oynadık, 2 defa geldiler 2 defa gol attılar.." Bunu yıllardır Türk takımlarının antrenörleri maçlardan sonra yapardı: "Biz daha iyi oynayan taraftık, ama turu rakip takım geçti..." Chelsea gibi bir takımın teknik patronu bile bu açıklamayı yapabiliyor, daha ne olsun, daha ne isterim ki artık..
Avram Grant maç sonunda birde şunu söyledi: Deplasmanda gol atmış olmamız bizim lehimizedir, içeride 1-0 yensek bile turu geçeriz ve bunu yapabilecek güçteyiz.. Ama Grant, Sevilla'nın da bu şekilde açıklama yaptığını unutuyor sanırım..
Alex'in ardından, Şampiyonlar Ligi'ndeki eski takım arkadaşı, yeni rakibi Anelka ile de ilgili bir iki şey söylemek istiyorum. Toplamda, yaptığı transferler toplamı dolayıyla dünyanın en para harcanmış futbolcusu olan Anelka'nın hangi takımlarda oynadığını söylememize gerek bile yok. Sadece belirtmemiz gereken, Anelka'nın Fenerbahçe'ye geldiğindeki söylediği sözler: "Fenerbahçe'ye kendimi yeniden göstermeye ve Fransa milli takımında tekrar oynayabilmek için geldim. Eminim ki burada bunları başaracağım"
Zaten, bunu anlamak çok da zor değildi. Fenerbahçe'den önce Manchester City'de çok da mutlu olmayan Anelka (her zamanki gibi), değer katacağı ve sırtlayabileceği bir takıma katılmak istiyordu. Bunun içinde, Fenerbahçe'ye katıldı. Ama takımın bir lideri vardı ve o liderin, yeni yıldıza pek de tahammülü olacağı söylenemezdi.
Gerek teknik direktör seçimleri, gerek Alex'i oynatma zorunluluğunda 2 forvet oynayabilmenin zorluğunda, Anelka elinden geleni yapmaya çalıştı. Özellikle herkesin iyi hatırladığı bir Beşiktaş maçı var ki, Beşiktaşlılar bile o pozisyonu hala anmadan geçemezler. Geldi, oynadı, her zamanki gibi Fenerbahçe'de de mutlu olamadı ve transfer olmak istediğini söyledi. Bu işlerin piride aldı Anelka'yı, transfer ettiğinden daha yüksek bir rakama (her zamanki gibi:)) İngiltere'ye sattı. Fenerbahçe'nin kazandığı başarılarda ve adının duyulmasında Anelka'nın katkısı oldu, Anelka'nın da milli takıma seçilmesinde ve kendini bulmasında Fenerbahçe'nin katkısı bulundu. Zaten İngiltere'ye gider gitmez milli takıma seçildi ve bir süre sonrada, yazının konusu olan Chelsea'ye transfer oldu.
Şimdi, Fenerbahçe taraftarına bir hatırlatma.. Tahminim bu yönde değil ama, olurda ilk 11'de Anelka oynarsa, Fenerbahçe taraftarının tribünlere Anelka'yı çağırıp sevgi gösterisi yapmasını hiç doğru bulmuyorum. Bu, karşı takıma olan sempatiyi gösterir ve Chelsea'ye karşı tribün baskısının kullanılamamasını gösterir. Her ne kadar eskiden Fenerbahçe'nin oyuncusu da olsa, artık o bir Chelsea oyuncusu ve bize karşı Çeyrek Finalde oynuyor.
Sevilla'da, Fenerbahçe taraftarları, 2. devrenin başında Puerta için açtığı pankartı bütün stadın dolaştırmasını başarmış ve tribünlerin baskı yapmadan 20 dakika susmasını sağlamıştı. 3-2'nin golüde bu sessizliğin sonunda gelmişti hatırlarsanız. Bu Fenerbahçe'nin tribün oyunlarından biriydi ve Sevilla'nın cehenneminin! bir anda sessizliğe bürünmesini sağlamıştı.
Alex, Fenerbahçe'den Anelka'nın gönderilişinin kilit ismiydi.. Çünkü herkes biliyor ki, Fenerbahçe'de Alex oynadığı sürece Brezilya ekolü ağır basacak ve çift forvet oynayamayacak. Çift forvet demek, Fenerbahçe'nin orta sahada 3 kişi kalması demek ve Alex dahil 2 forvetinde oyundan düşmesi demek. Dolayısıyla Alex'in sistemine uymayan Anelka kurban edildi.
Ama şimdi Anelka, Alex'in karşısında çok daha iyi bir kadroyla sahaya çıkacak. Şükrü Saraçoğlu'nda çıkmasa bile, İngilterede çıkacak. Kimin kazanacağı bu zamandan sonra ancak maçta belli olur. Kadro yapısı açısından Chelsea dünyanın sayılı takımlarından biriside olsa, Fenerbahçe bu seneki takım oyunuyla ve Alex'in parlayan yıldızıyla yoluna devam ediyor. İçerideki maçı bana sorarsanız beraberlik derim. İngilterede ne olucak derseniz, onada beraberlik derim.. Deplasmanda golü atan kazanır gibi bu turu.. Yazının devamını okuyun...
Şampiyonlar Ligi kurası çekileceği anda, bütün işler durdu, televizyon izleyebilenler televizyonlara koştu, geriside internet başında sürekli refresh tuşuna basarak rakibi bekledi.. Sırayla açılan toplar, çeyrek final ve yarı final eşleşmelerini belirledi. Tabiiki finalide..
İlk açılan top Arsenal'di.. Belli belirsiz bir düşünceyle "olsa mı olmasa mı" diye düşünürken, en istemediğimiz rakiplerden biri gitti, Liverpool.. İki İngiliz takımının karşılaşması gerçekten çetin geçeceğe benzer..
Üçüncü açılan top Roma idi. İlk maçın İtalyada olacağı düşünülünce Roma isteyenler o anda arttı ama, rakibide bir diğer istemediğimiz Manchester United oldu. Özellikle Manchester, Liverpool ile birlikte en istemediğimiz takımların başındaydı. Geriye kaldı Schalke, Barça, Chelsea ve Fenerbahçe..
5. top, herkesi inanılmaz heyecanlandırdı. Schalke, ilk maçı evinde oynayacağını belgeler şekilde yüzümüze bakarken, dualar yükselmeye başladı.. Hadi oğlum büyükelçi çek şu Fenerbahçe'yi dedik.. Ama malesef olmadı, gitti Barcelona'yı çekti. Bu sene, 4 tane favori, 4 ayrı maça çıkacak demekti bu.. Manchester United, Liverpool, Barcelona ve Fenerbahçe..
İlk maç Kadıköyde, sonra İngiltereye gidiyoruz Chelsea'ye.. Yarı finale çıktığımızda ise Arsenal / Liverpool maçının galibi ile ilk maçı yapmaya yine İngiltere'ye gidiyoruz.. İngilizlerden çıktı şansımız finale kadar, bakalım suratımıza gülecek mi UEFA'nın yıldızı.. Yazının devamını okuyun...
Sevilla geçildi, şanssızlıklar kırıldı, artık önümüze bakma zamanı.. Hıncal'ın dediği gibi, Fenerbahçe yöneticilerinden ve sporcularından daha çok medyanın bu başarıyı göklere çıkarması var. Ancak şunuda unutmamak lazım ki, Galatasaray bu zamana kadar Türkiye'de bu başarıyı gösteren tek takımdı ve Fenerbahçe'nin ezeli rakibi ebedi dostu olan spor kulübümüzün başarıları, Fenerbahçelileri "bizde isterük bizde isterük" şekline getiriyordu.. Ne de olsa Galatasaray bunu başarmıştı ve Fenerbahçe'de başarmalıydı. İlk adımda artık bu sene atıldı.
Şampiyonlar Ligi'nde Çeyrek Finale çıkmak büyük başarıdır. "Bir maç kazandılar neler oldu" veya "Ne olmuş biz iki defa çıktık, üstüne de 2 kupamız var" demek bu başarıyı gölgelemez, üzerine şu anda oraya tekrar ulaşamamanın verdiği çekememezliği ortaya koyar. Fenerbahçeliler Avrupa'da Galatasaray'ı destekler ya da desteklemez, Galatasaraylılar da keza.. Buna da kimse karışamaz aslında. Manchester United taraftarının Chelsea'yi Şampiyonlar Ligi'nde desteklediğini gördünüz mü hiç? Göremezsinizde zaten, imkansız gibidir. Ama bizim ülkemizde farklı bir kültür vardır, yurt dışındaki maçalarımızda herkes tek vücud olur birleşir, sevinci üzüntüyü beraber yaşar. Ama işin ucunda çekememezlik varsa, sen 1 kere yaptında bir daha neden yapamadın, neden olduğun yerde kalamadın demezler mi adama?
Madem çok büyük takımsın, nasıl Helsinborg'a eleniyorsun? veya nasıl başkalarının ittirmesiyle o aldığın kupanın grubundan anca çıkıp 2. turda 5 yiyorsun diye sormazlar mı adama? Sorarlar.. Fenerbahçe'dende taraftarlarının beklediği bu.. Lyon, Fransa'dan yıllardır başarı kazanan tek takım, 5 senedir gruplardan çıkıyor. Manchester, Barcelona bunları saymıyorum elbette. Ama işte, başarıyı sürekli hale getirmek, olması gerekendir. Bizimde Fenerbahçe'den beklediğimiz budur.
Aziz Yıldırım Başkanlığında, Fenerbahçe bütçesini 10 kat büyüttü, dünyadaki en büyük 25. futbol kulübü ekonomisi haline getirdi. Şu andaki piyasa değeri ortalama 1 milyar dolar civarlarında. Ve her geçen sene daha da büyüyor.. Borçlar azalıyor kombineler arttıkça, kulüp kar etmeye devam ediyor.. Taraftarın beklediği, yıllardır hasret olduğu Avrupa başarısı geldikçe, Şampiyonlar Ligi'nden ve yayın + reklam pastasından gelen paralarda artıyor ve kulübün bütçesi gittikçe büyüyor. Artık bundan sonra yapılması gereken belli..
Şampiyonlar Ligi'nde Çeyrek Final oynayabilmek, bir Türk futbol takımı için başarıdır. Önemli olanda bu başarıyı sürekli kılabilmektir. Fenerbahçe'de bu yönetim felsefesi, bu taraftar desteği oldukça ekonomisi büyüyecek ve dünyanın sayılı kulüplerinden biri olacaktır diye düşünüyorum. Artık bu saatten sonra gelecek takımın önemi yok. Zaten buraya kadar gelebildilerse ya çok kaliteli olan ve yıldızları olan bir takımdır, ya da çok formda olan, takım oyunu oynayan bir takımdır. İkiside zaten birbirinden daha zor. Fenerbahçe ile beraber çeyrek finale kalan takımların isimlerini yan yana yazınca zaten ortaya çıkıyor bütün herşey.
Türk Halkına bu başarıyı ve coşkuyu yaşatan Fenerbahçe'me çıktığı yolda sonsuz başarılar.. Önemli olan artık oynamadan kazanmak değil, buraya gelesiye kadar gösterdiği mücadele ile burayı hak ettiğini göstermesidir Fenerbahçe'nin.. İşallah bundan sonra çıta hiç düşmez ve amaçlar her sene daha fazla yükselir..
Uçarı, kendinden geçmiş derecede Fenerbahçeli olanların beklediği gibi oldu Sevilla - Fenerbahçe maçının sonucu.. Belkide futbolu fanatiklik derecesinde değilde, dikkatli şekilde izleyenler, Sevilla'nın son lig maçlarını dikkatlice gözleyenler, Dani Alves'in ve Capel'in son derece formda olduğunu bilerek Vederson ve Gökhan'ın yapacağı hatalardan çekiniyor, Kanoute ve Fabiano'nun o meşhur baskılarıyla Edu ve Lugano'yu bunaltıp hataya ve karta zorlayacağını düşünüyordu. Çünkü Sevilla bir çıkış yakalamış, İspanya'daki maçlarında 20 dakikalık tempoyla rakiplerini paramparça ediyor, 3'er 4'er atıyordu golleri son haftalarda. Fenerbahçe'ninde zayıf yanı defansıydı ve fanatik Fenerbahçeliler dışındaki taraftarlar beraberliğe razı, son 7 senede bir çok başarılı sonucu tarihe yazdırmış Galatasaray ve Beşiktaşlılar ise farklı mağlubiyetin düşündeydi..
Maç, %90'ın düşündüğü gibi başladı ve 10 dakikada 2-0 oldu. Ama kimsenin farketmediği bir şey vardı: Kötü oynayan takım değil, hatalar Volkan ve Selçuk'un bireysel hatalarıydı ve bu hataları yapanlar hiçbirşey olmamış gibi oyunlarına devam ediyordu.. Hatta bu pozisyonların üstüne, Gökhan ve Deivid beklenmedik şekilde kart bile görmüştü.. Mükemmel bir oyuuncu olduğu söylenen Capel, gerçekten kendisini "mükemmel" bir şekilde yere bırakıyordu ama önemli olan kısmı beceremiyordu: Gökhan'ı geçmek!
2-0 olduktan sonra yavaş yavaş Fenerbahçe akınlarını görmeye başladık. Burada bir açıklama yapayım. Sevilla, Arsenal'inde olduğu gruptan lider çıktı ve sahasında maç kaybetmedi. Ve her maçını kazanırken İngiltere Liderinide güzel bir şekilde dize getirdi. Fenerbahçe, 2-0 olduktan sonra sinmesi beklenirken tam tersine silkelendi, toparladı ve "karşımdaki rakip, benim oyunumdan daha iyi oynamıyor" felsefesini kafalarına işleyen Carlos & Zico ikilisini haklı çıkarırcasına sağlı sollu ataklara başladı ve golüde buldu.. İşte o anda herkes maçın bitmediğini anladı.. 3-1 olması bile hiçbir şeyi değiştirmedi çünkü herkes 1 golün yeteceğini biliyordu.
Dakika 60.. maç 3-1, Sevilla önce ve Fenerbahçe'nin gole ihtiyacı var. Kalecinin psikolojisi bozuk, devre arasındaki Zico gazıyla ayakta duruyor.. İlk devre bitmeden 1 dakika önce 2 tane top çizgiden çıkarılmış, golcüler bu gidişle top içeriye girmeyecek diye hayıflanmaya başlamış.. Alex'in kestiği toplarla tehlike yaratılmaya çalışılıyor. Ve o anda gelen değişiklik takımı kendine getiriyor. Uğur'un müthiş performansı ikili forvete dönünce dahada etkili oluyor, üzerine Gökhan da artık hücuma katılmaya başlıyor. Önemli nokta burada;
Fenerbahçe maçı bırakmıyor! Bu aralar Zico'nun ezberlemiş olduğu Selçuk - Semih değişikliği bu değişiklik aslında. Orta sahanın verimi düşüyor, forvete top taşımak Alex'e ve Aurelio'ya kalıyor ancak, orta sahaya Alex'in gelmesiyle etraf yol geçen hanına dönüyor. Ama o sırada Zico, pek kimsenin fark etmediği değişikliği oyunun içinde yapıyor.. Deivid'i orta alana sürüp, bütün kanadı Gökhan'a bırakıyor ve takım göbekten hücuma başlıyor. Gökhan kendi üstüne düşeni yaparken, Deivid 2 kişilik oynuyor,hem ortadan hücum edip hemde Capel'e nefes aldırmıyor Gökhanla beraber.. Baskı gol getiriyor ve Zico sakatlanmalardan doğan zorunlu değişikliklere kadar oyuna müdahale etmiyor, yani takımına o kadar güveniyor..
Ardından penaltılar.. Volkan'ın o yediği gollerden sonra penaltı kurtaracağını, kendi şansını kendisinin yaratacağını biliyorduk.. En azından ben çok iyi biliyordum ve öyle de oldu.. Tahmin ettiğim 4 penaltıcıdan sırasıyla sadece Edu şaştı, oda iyi vurmasına rağmen Palop'un mükemmel uzanmasıyla penaltıyı kaçırdı.. Volkan'ın performansı, bugüne kadar 1960larda bir Meksikalı kaleci tarafından 4 penaltı kurtarışı ve ünlü kaleci Higuita'nın 4 penaltı kurtarışın ardından tarihe yazılıyor, Şampiyonlar Ligi'ndeki en çok penaltı atışı kurtaran kaleci olarak.. Ve sonuç, Fenerbahçe İspanyol takımlarına karşı olan talihsizliğini yeniyor, Şampiyonlar Ligi'ndeki en iyi derecesini yakalıyor.. Peki şimdi ne olacak?
Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale çıkacak 8 takımdan 4'ü Salı gecesi yapılan karşılaşmaların ardından belirlenirken, bunlardan biri de Fenerbahçe oldu..
Şampiyonlar Ligi'ndeki tek temsilcimiz Fenerbahçe, normal süresi 3-2'lik Sevilla üstünlüğü ile biten karşılaşmada, penaltı atışlarının ardından İspanyol ekibi eleyerek, adını çeyrek finale yazdırdı.
FC Barcelona sahasında konuk ettiği Celtic'i karşılaşmanın henüz 3. dakikasında Xavi'nin attığı golle 1-0 mağlup ederek toplamda aldığı 4-1'lik sonuçla adını çeyrek finale yazdıran ekip oldu.
Katalan ekibi gibi Manchester United da 1-0'lık galibiyet alırken, bu kez rakip Lyon, golün adı ise Cristiano Ronaldo'ydu. Premier Lig temsilcisi, 1-1'in rövanşında, Lyon'u konuk etmişti.
Üçüncü ekip ise golsüz beraberliğin ardından AC Milan'ı deplasmanda 2-0 yenen Arsenal oldu. Arsenal'e galibiyeti getiren golleri, 84. dakikada Fabregas ve uzatma dakikalarında Adebayor kaydetti.
Çarşamba gecesi yapılacak ve 11 Mart'ta yapılacak karşılaşmaların ardından son 4 takım belirlenecek.
ÇARŞAMBA Schalke - Porto 1-0 AS Roma - Real Madrid 2-1 Olympiacos - Chelsea 0-0
Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale kalacak takımların belli olacağı 2. tur rövanş maçları biri dışında bu hafta oynanacak. İnter ile Liverpool arasındaki mücadelenin 11 Mart Salı günü oynanacağı açıklandı. Bunun nedeni de Milan ile aynı stadı kullanan İnter'in (San Siro - Guiseppe Meaza) yanı sıra aynı hafta Milan'ın da iç sahasında maçı olması.
Şampiyonlar Ligi'ndeki temsilcimiz Fenerbahçe, ilk maçta 3 - 2 yenerek tur için avantaj elde ettiği İspanya temsilcisi Sevilla ile yarın deplasmanda karşı karşıya gelecek.
Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale kalacak takımların belli olacağı rövanş maçlarının programı ve ilk maçlarda alınan sonuçlar şöyle;
4 Mart Salı Sevilla (İspanya) - Fenerbahçe: İlk maç 2 - 3 Barcelona (İspanya) - Celtic (İskoçya): İlk maç 3 - 2 Manchester United (İngiltere) - Olympque Lyon (Fransa): 1 - 1 Milan (İtalya) - Arsenal (İngiltere): İlk maç 0 - 0
5 Mart Çarşamba Porto (Portekiz) - Schalke 04 (Almanya): 0 - 1 Real Madrid (İspanya) - Roma (İtalya): 1 - 2 Chelsea (İngiltere) - Olympiacos (Yunanistan): 0 - 0
11 Mart Salı İnter (İtalya) - Liverpool (İngiltere): 0 - 2 (Maç 11 Mart'ta)
Bu arada Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final ilk maçları 1 - 2 Nisar, rövanş maçları ise 9 Nisan Çarşamba günü yapılacak. Şampiyonlar Ligi çeyrek final eşleşmeleri ise bu hafta oynanacak maçlar sonrasında belli olacak.
Fenerbahçemize canı gönülden güveniyor, yurdumuza başarılı bir sonuçla döneceğine inanıyoruz. Haydi Fenerbahçem göster kendini.. Yazının devamını okuyun...
Dün akşam maçtan önceki yorumlar, Fenerbahçe'nin kurayı çektiği günki yorumlardan çok daha farklıydı. Çünkü çektiğimiz kuradaki en zayıf "isim" olan Sevilla'nın, üst üste 2 sene UEFA kupasını kaldırdığını ve Şampiyonlar Ligi'ndeki son 5 maçında galip olduğunu yeni yeni anlamaya başlamıştık. İsmi zayıftı belki ama, şu anda grubu lider bitiren takımların çoğundan daha iyi ve daha konsantre durumdalardı. Haftalardır yazıldı çizildi, teknik direktörleri geldi olay oldu, güldü olay oldu ve maç saatine gelindi. Ve tabiiki tribünlerin şov saatine..
Türkiye'de, Şükrü Saraçoğlu gibi baskı yaratan bir stad olmadığını herkes kabul ediyor. Stad ağzına kadar dolu, oturacak yer yok ve susmadan bağıran 50.000'e yakın taraftar.. Belkide formunun zirvesinde olan Sevilla'nın bocalaması, istediğini bulamaması bu yüzden. Sahaya sıfır tribünlerin verdiği enerji, karşı takıma yaptığı baskı üst düzeyde. Bunda, Fenerbahçe taraftarının artık futbolu en ufak ayrıntısına kadar bilmesi, Avrupadaki stadlardaki gibi, hakemi baskı altına almayı da ekleyebiliriz.
Bu şartlarda başlayan maçtaki ayrıntıları her gazeteden siteden takip edebilirsiniz. Hatta golleride bu yazının sonunda bulabilirsiniz. Ancak benim farklı değinmek istediğim bir nokta var. Bu, Zico'nun taktiği ya da Deivid'in iyi olmaması ya da Kezman'ın yükselen form grafiği değil. Tamamen Sevilla takımının "ahlaksız" futbolu ile ilgili.
Sevilla takımı iyi bir takım, daha önce söylediğim gibi başarılı bir takım. Ama bana hiç kimse, bir Sevilla taraftarının, bu maçta takımından memnun olduğunu söyleyemez, buna inandıramaz. Peki neden?
Atılan gollerin basit olduğu, yada Roberto Carlos'un sakatlığı falan değil olay. "Yanından bir Fenerbahçeli futbolcu geçtiğinde, rüzgarıyla ağzının burnunun dağıldığı imajı veren, rezil, kepaze, ahlaksız bir kişilik sergilediklerinden" dolayı. Maç boyunca, kaptan dedikleri Daniel Alves, yanlış saymadıysam tam 4 kere, yanından Kezman geçti diye, elini uzattı diye, ayağına dokundu diye yerlerde süründü. Bu kadar kişiliksiz bir kaptan, hele UEFA kupasını üst üste 2 kez kazanmış bir takımın kaptanı, kendisini prfesyonel olarak adlandıramaz.
İlla deplasmandasın diye, beraberlik yakalandığı andan itibaren, hakemi aldatmaya yönelik yapılan bu hareketler, gerçekten çok komik ve alaksız görünüyor. Yayın süresince, bunların türlü türlü versiyonlarını, farklı oyunculardan gördük. Profesyonellik, oyunu ağırdan alma, geç başlama, sallana sallana oynama olabilir, kabul ederim. Ama her pozisyonda kendini yere atmak, yerlerde dövünmek, ağzı burnu dağılmış hastanelik olmuş gibi hareketler yapmak profesyonellik değildir. Haaa profesyonel futbolcu arıyorlarsa, maçta, kaval kemiğinin üstü resmen delinen, şampiyonlar liginde en çok forma giymiş 2. futbolcu olan Roberto Carlos'un, o andaki hareketlerini izlesinler. 2 cm çapındaki krampon deliğinin nasıl acıyacağını en iyi futbolcular bilir. Ama Carlos, o dövünen Sevilla'lılardan daha az çırpındı yerde..
Hakedin, kazanın, bütün başarılar sizin olsun. Zaten 2 sene üst üste UEFA Kupasını alarak ne kadar başarılı olduğunuzu göstermişsiniz. Bu sırada İspanya'da 4. durumdasınız ve her alanda başarılısınız. Ama ne olur böyle profesyonel ayağına yatıpta, ele aleme rezil olmayın..
Şampiyonlar Ligi 2. Tur İlk Maçları, Salı gecesi yapılan 4 karşılaşma ile başladı. Schalke 04, sahasında konuk ettiği FC Porto'yu 1-0 mağlup ederken, Liverpool Anfield'ta Inter'i, son 5 dakikada bulduğu 2 golle 2-0 mağlup etti. Serie A temsilcisi, Materazzi'nin 30. dakikada kırmızı kartla oyun dışında kalmasnın ardından, mücadeleyi 1 kişi eksik tamamladı.
Bir diğer Premier Lig temsilcisi Chelsea FC ise, Olympiacos deplasmanından golsüz beraberlikle ayrıldı.
Salı gecesi mücadele eden İtalyan takımlarından AS Roma ise sahasında Real Madrid'i ağırlarken, mücadeleden 2-1'lik galibiyet ile ayrıldı.
Alınan sonuçlar: Schalke 04 - FC Porto 1-0 AS Roma - Real Madrid 2-1 Olympiacos CFP - Chelsea FC 0-0 Liverpool FC - Inter 2-0
Çarşamba gecesinin programı: Fenerbahçe - Sevilla Celtic - FC Barcelona Lyon - Manchester United Arsenal - AC Milan
Güncel:
Fenerbahçe - Sevilla 3-2 Celtic - FC Barcelona 2-3 Lyon - Manchester United 1-1 Arsenal - AC Milan 0-0 Yazının devamını okuyun...
Ben bayram için kendime izin vermişken, Şampiyonlar Ligi 2. Tur eşleşmeleri belli olmuş, Galatasaray'ın rakibi belli olmuş, Sivasspor uzunca bir süre sonra ilk defa 3 büyük dışında devreyi lider bitiren anadolu takımı olmuş.. Bakalım ayrıntılarda neler var..
İsviçre'nin Nyon kentinde Şampiyonlar Ligi 2. tur kuraları çekilmiş.. Avrupadaki en başarılı 16 takımın, grup birincilerinin, ikincileriyle eşleşmesi suretiyle yapılan kura sisteminde en güzel maçlar, Liverpool - Inter ve Arsenal - Milan arasında geçecek gibi.. İki İngiliz takımına iki başarılı İtalyan takımı.. En önemli maç ise tabiiki Fenerbahçe - Sevilla.. Çekilebilcek en iyi kuralardan biri elbette Sevilla ama gerek son 3 senedir aldığı kupaları düşününce, gerekde İspanyadaki puan durumu göz önüne alınınca çok da kolay olmadığı görülüyor.. Zaten artık kötü takım yok bu ligde.. Başarılı olmak istiyorsanız "iyi takımı" yenmek zorundasınız.. Kuranın diğer maçları ise şu şekilde;
Celtic - Barcelona Olympique Lyon - Manchester United Schalke - Porto Roma - Real Madrid Olympiakos - Chelsea
Galatasaray ise mucizeye imza atmış.. Bordeaux, yedeklerden kurulu takımıyla 87. dakikada Panionios'a gol atınca, Galatasaray 4 puanla gruptan çıkmış.. Şahane.. Almanya'nın Bayer Leverkusen takımıyla eşleşmiş.. Kendilerinede burdan elbette başarılar diliyoruz..
Gelelim hafta sonuna.. Fenerbahçe, Trabzonspor'u 3-2 yenerek, lider Sivassporla aynı puanda 2. olarak devreye girmiş. Galatasaray ise, son maçında Gençlerbirliği OFTAŞ ile berabere kalarak, son haftada liderlikten inmiş, devre arasına 3. olarak girmiş..
Futbol güzel şey.. Deivid'in golü görünce, insanın dahada her dakika izleyesi geliyor bu işi.. Ama bırakın onu bunu, Fenerbahçeyi falan, El Classico, Barcelona - Real Madrid maçını izlediyseniz, futbolun ne anlama geldiğini çok daha iyi anlarsınız bence.. Herkese iyi haftalar... Yazının devamını okuyun...
Uzun süredir şöyle oturup yazamıyorum.. Yoğunum, işten, okuldan vs'den.. Gerçekten kafamı kaşıyamayacak haldeyim. Hesapladım, 8-10 pazardır ilk defa pazar günümü evde geçirmişim.. Resmen kendimi Nirvana'ya ulaşmış hissettim.. Ailemle uzun zaman sonra geçirilmiş bir hafta sonu, beni gerçekten rahatlattı. Evde tembellik yapıp o yataktan bu yatağa atlamak gerçekten ne kadar güzelmiş, onu hatırladım. Birde üstüne Fenerbahçe galip gelince, kaymaklı ekmek kadayıfı.. İncelemesini yapamadığım, Şampiyonlar Ligi (CSKA) maçından başlayıp bu hafta sonuna kadar şöyle bir bakalım neler olmuş Fenerbahçemde..
CSKA maçı, Fenerbahçe'nin gruptan çıkabilmesi için inanılmaz önem arz ediyordu. Sonuçta Inter, gruptan lider çıkmayı garantilemiş, PSV deplasmanına bizim maçta bilerek gördükleri sarı kartlar eşliğinde eksiklerle gitmişlerdi. CSKA'da ligleri biteli 1 ay olmasına rağmen bir anda Yunanistan'da kamp yapma ihtiyacı hissetmişti.. Gergeinlik yükseliyordu ama, Fenerbahçe taraftarı artık takımına güvenmeye başlamıştı bi kere.. Maç günü geldi çattı..
Bugüne kadar, Fenerbahçe takımı hiçbir zaman Avrupa Kupası maçlarında güven vermedi. Ben, bugüne kadar hep aynı şeyi söyledim: Bu takımın Avrupa Kupalarında başarılı olması için 3 oyuncunun gitmesi gerekir. 1- Rüştü (En gereksiz golleri bu maçlarda yer. Bknz: Fenerbahçe - Olympiakos ve Porto - Beşiktaş) 2- Ümit Özat. (Şampiyonlar Ligi'nde asla Ligde oynadığı gibi oynamaz, ortaları stad dışına yapar, mutlaka maçlarda hata yapar.) ve 3- Alex ( Ligde oynadığı gibi asla oynamaz, hep saklanır ve biter gider) idi..
İlk 2 saptamam doğru çıktı.. Ümit'in yeri, normalden farklı bir oyuncuyla doldu, oraya girmiyorum bile. Volkan bu sene kendine geldi, inanılmaz işler yapıyor, Rüştü'yü hiç aratmıyor.. Ama iş Alex'e gelince orda durmak gerekiyor..
Alex, bu sene, geçen 3 senenin aksine, inanılmaz top oynuyor.. Ligde, Şampiyonlar Ligi'nde onu durdurmak için çırpınıyor herkes, o yine bir şekilde asistini yapıyor, golünü atıyor. Inter maçında harikalar yarattı, PSV maçında öyle ve CSKA maçında en üst noktaya ulaştı.. Golde verdiği pas ve elbette attığı inanılmaz gol.. Zaten bu 6 maçlık performansı ile, Şampiyonlar Ligi'nin en iyi 11'ine girdi Alex, Roberto Carlos ve Zico ile beraber..
Peki Alex'i bu derece değiştiren neydi? Kimisi Kaptan olması diyor, kimisi parasının 1,5 katına çıkarılması.. Ama bence çok farklı bir nedeni var: Roberto Carlos'un takıma gelmesiyle beraber, ülkesindeki gözlerin onun üzerinede çevrilmesi ve milli takım için kendisine çok iyi bir şans yaratması.. Roberto Carlos ve Zico zaten Brezilya'da kral. Hatta Carlos'un takıma gelmesinin en büyük nedenlerinden biri Zico. Edu bile milli takıma çağırıldı, dolayısıyla Brezilya'da gözler artık Fenerbahçe'de. Ligdeki başarı elbette önemli ama, büyük maçlarda kendini ortaya koyabilirse Alex, tekrar milli takıma gidebilir.. Ki bu gidişle, bu istatistiklerle çok da zor görünmüyor. Herşey Dunga'nın iki dudağının arasında..
CSKA maçıda, Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'nde diğer maçları gibi oldu.. Fenerbahçe'nin güçlü orta saha, tek forvet oyununa sol kanat destek verdi, Alex'in mükemmel golüne ve asistine, Uğur 2 golle destek verince maçın sonucu 3-1 oldu. Uğur, belkide Fenerbahçe'ye geldiği ilk günden beri en iyi oyununu oynarken, takımda Alex'in iyi oynadığı zaman neler yapabildiğini herkes görmüş oldu..
Bu maç ile birlikte, Fenerbahçe'nin kasasına giren para 10 Milyon €.. Daha önümüzdeki maçın katılım parası, reklam geliri, yayın hakkı, kazanılan puan hakkı yok daha ortada.. Ne kadar büyük bir maddi kaynak takımlara.. Keşke her takımımız başarılı olsa.. Maliye Bakanı'nın dediği gibi "Fenerbahçe Cari Açığı Kapatsa"..
Bu moralle, aynı zamanda yorgunlukla pazar günü, Fenerbahçe'ye her zaman ters gelen (belkide adıyla alakalı: "Fener" Bahçe.. Fener bu, gece yanar gündüz söner dedemin ifadesiyle:D) gündüz maçıyla, ve Gençlerbirliği deplasmanında bir maç.. Gerçekten zor..
Yine 10. dakikada yenilen gol.. Yine geçen seneki gibi "ilk penaltı taca atılsın" tartışmalarını gündeme taşıyan, verilmeyen 2 net penaltı.. Fenerbahçe'ye çıkan yağmur gibi kartlar, Gençlerbirliğinde palavradan atlamalar zıplamalar.. Ama hakeme karşı çıkan bir Semih.. Hayatında belkide ilk defa uzaktan attığı bir gol ve Zico'nun oyuna müdahalesi.. Bunlar ufak şeyler gibi ama çok önemli..
Zico'nun artık oyuna müdahale etmeye başlaması, hemde doğru hamlelerle müdahale etmeye başlaması çok önemli.. Belkide stajerlikten artık çıktığının göstergesi.. Semih'in ise, her gün futboluna yeni bir şeyler katması.. İlk vurduğu top zaten süper, ama vurduğu kafada bir o kadar beceri gerektiren bir vuruş..
Herşeyden önemlisi.. Fenerbahçe pes etmiyor, göze hoş futbol oynuyor ve GÜVEN VERİYOR.. Fenerbahçe bu şekilde futbolunu sürdürebilirse ve, sadece bu sene gruptan çıktığı gibi değil, seneyede bu başarıyı tekrarlarsa, her maç 55.000 seyirci tıka basa doldurur stadı.. CSKA maçı gibi 4 Milyon YTL bırakır stada, 500.000 YTL bırakır Fenerium'lara.. Etraftaki esnafta da o gece 3 Milyon YTL gibi bir piyasa oluştuğu söyleniyor.. Bunlar inanılmaz rakamlar..
Başarı, ekonomiyi güçlendirecek, ekonomi başarıyı getirecektir. Yeterki oyuncular başarıyı istesinler ve İSTEDİKLERİNİ GÖSTERSİNLER. Taraftar artık bunu istiyor.. Yazının devamını okuyun...
2007-2008 Yılı gerçekten Şampiyonlar Ligi anlamında bize başarı getirdi. İki takımımızla bu büyük lige katılım hakkı kazandık ve Beşiktaş 2 maç kazanıp ülke puanımıza çok güzel bir katkı yaparken, Fenerbahçe de ilk kez gruptan çıkmayı başardı ve "Şampiyonlar Ligi'nde en yüksek puanı alan Türk Takımı" apoletini omuzlarına giydi. Elbette isteğimiz iki takımımızın da tur atlamasıydı ancak, Fenerbahçe'den aldığı hiçbir oyuncuyu kadrosuna başarılı bir şekilde monte etmeyi başaramayan Beşiktaş, kaderin bir oyunu ile, Porto'dan, Rüştü'nün acemi bir kalecinin yapmayacağı hatayı yapmasıyla eli boş döndü.
Şampiyonlar Ligi'nde gruplardan çıkan takımların son maçlarının sonuçları ve kaç puanla gruptan çıktıkları ise bu tablolara yansıdı;
A Grubu
Porto (Portekiz) - Beşiktaş: 2 - 0 Olympique Marsilya (Fransa) - Liverpool (İngiltere): 0 - 4