Gecenin üç önemli adamı vardı.. İlki bütün maç çok iyi oynayan Arda. İkincisi inanılmaz bir gol vuruşu yapan Nihat, üçüncüzü ve bence en önemlisi Hamit Altıntop. Zaten başka birşey iddia edende yok. Gelelim 3 maçın da en kötüsüne.
Elbette Fatih Terim. İlk maç yarattığı havadan, sıfır puan çekip döneceğimiz vardı sadece akıllarımızda. İkinci maçın ilk devresinin sonuna kadar da aynı şekilde devam etti bu düşünceler. İkinci devre yağmur durdu, İsviçre oyundan düştü ve iki güzel gol ile maçı aldık. İçimizdeki inanç kıpırtıları, Çek Cumhuriyeti maçının kadrosunu görünce yine yerlerde sürünmeye başladı.
İlk maçta 1-0 olmuştu durum, geri gelmiştik hatta turnuvada geriden gelen ilk ekiptik. Bu maçta, iki goldede toplara uzanmayı başarıp dışarıya tokatlayamayan Volkan, 4. hakem ve orta hakem faciaları üst üste gelince turnuvadan elendik bakışları herkesin yüzündeydi. Ama o arada haftalardır herkesin bağırdığı değişiklik gerçekleşti: Sabrinin 2 topu üst üste kaptırmasına kızan Fatih Terim kendisini sağ beke monte etti. Dakikalar 70'i gösteriyordu. Ama Sabri oyuna yeni girmişti. Hemde Semih'in yerine. O zaman yapacak sadece bir hamle kalmıştı. Hamit Altıntop'u, bütün sene oynadığı mevkiye, orta sahanın sağına sürmek. Dolayısıyla Kazım'ı da Nihat'ın yanına ve arkasına destek olarak vermek..
O anda, Ardanın sürüklemeye çalıştığı takım hareketlendi, topu karşı kaleye yıktı ve sağlı sollu ortalar gelmeye başladı. Ama ilginç bir nokta vardı, sağdanda ortaları Hamit yapıyordu, soldan da.. Aşağıdaki görüntülerde, Arda'nın golünün ortasını yapmadan önce, sol orta sahadan Servet'in kafasına ortayı yapanda, Cech'in elinden kaçırmasına neden olan ortayı yapanda, Nihata son golün enfes pasını veren de Hamit Altıntop. Acaba Fatih Terim birşeylerin farkına varmış mıdır ki?
Gelelim maçın güzel yanlarına... Maçtan kopmuyoruz! Her ne olursa olsun, genç takımımız maçı bırakmıyor, bir o yandan asılıyor, bir bu yandan asılıyor, çekiyor ittiriyor birşeyler yapıyor. Tuncay dursa Arda basıyor, Arda dursa Nihat basıyor, Sabri geliyor, Hamit geliyor, geliyor da geliyor. Fatih Terim'in uygulayabildiği bu kavramı, bizim gençler iyi uyguluyor.
Bununla beraber takım, oynayabileceği pozisyon olan 4-4-2'yi bulduğu anda kütür kütür oynamaya başlıyor.. Nihat formda, Hamit formda, Arda formda yani stratejik adamlarımız formda. Tuncay ilk maçlara göre yükselişte ama hala yetersiz, Aurelio zaten statik, her maç aynı, (kötü olduğunu gören / duyan yok) Servet sakat ama ayakta durması mucize, Hakan Balta olduğu yerde durmaktan başka bir işe yaramıyor falan filan.
Birde süpriz paketi Volkan var elimizde.. Maçın başında harika 2 kurtarış, ardından uzanması bile zor olan topa süper uzanıp, dışarı yerine içeri tokatlaması iki goldede.. Volkan eğer kendi başarısının üzerine birşeyler koymak istiyorsa, bu topları dışarıya tokatlamayı becerebilmeli artık. Sevilla'dan 2 gol yedi evlere şenlik, 3 penaltı kurtardı Şampiyonlar Ligi rekoru. Gerçekten tam bir süpriz paketi. Dün akşam gollerini yedi, 2 önemli kurtarış yaptı, ama Lincoln'e yaptığının daha hafifini yapıp sahayı paşa paşa terketti. Be adam, dakika 90! 3-2 öndesin, bir sonraki maç Çeyrek Final! Kendini daha nerede gösterebilirsin! Tut şu elini kolunu, Koller kendi kendine 2.02'lik boyuyla Allaha yakın, sana uzak olsun hiç mi kafan çalışmıyor. Gördük, o pozisyonda diz ile girmeye kalktı sana, ama sende yapma bu kadar, bir Lincoln yüzünden Türkiye'de kaleyi Serdar'a kaptırıyordun, şimdide Çeyrek Finali kaçırıyorsun..
Ve en güzel zaman, maçın sonu. Dillerde Nihat'ın muhteşem gol vuruşu, Hamit'in ustalık kokan 3 asisti, Arda'nın değerini gittikçe katlayan oyunu ve malesef Volkan'ın kırmızısı.. Tuncay'ın kalede virgül gibi kalmasına ne diyeceğiz peki? Ya maç penaltılara gitseydi?...
Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi'nde aldığı sonuçlarla, biz taraftarlarını mest, Avrupa takımlarını ve basınlarını da şok etmeye devam ediyor.. Bu sürecin başlangıcı 10 sene öncesine dayanıyor belki ama, anlatacaklarımız artık bu süreçle ilgili değil, geçen geceyle, Şampiyonlar Ligi Çeyrek Final ilk maçı ile ilgili. Yer: Şükrü Saraçoğlu Stadyumu, Rakip takım: Bu sene Şampiyonlar Ligi'nde namalup ve toplamda sadece 2 gol yemiş olan Chelsea..
Maç başladığında, ilk 10 dakika Fenerbahçe'nin topa sahip olduğunu gördük. Ama amaç sadece topa sahip olmaktı. Lugano - Edu - Aurelio ve Maldonado sürekli kendi aralarında topu aldılar ve verdiler. 1 adım bile atamadılar ileriye.. Bu sırada, Chelsea akordeon gibi açılıp kapanıyor, orta sahayı geçirmiyordu bizlere.. Yavaş yavaş takımlar birbirini tarttıktan sonra, Chelsea baktı böyle olmayacak, üzerimize gelmeye başladı. Bu geldikleri pozisyonların birinde, Malouda'nın kestiği topa, defansa yardım etmek için penaltı noktasına kadar gelen Deivid, ters bir vuruşla topu kendi ağlarımıza gönderdi. Maçın ve tribünlerin duraklama dönemine girdiği 25 dakika başlıyordu.
Bu 25 dakika, orta saha mücadelesi halinde geçti. Bu sırada takımımızın hala kaleye şutu yoktu ve Volkan, 2 şutu çok başarılı zamanlamalarla kurtarıyordu. Ve karşısında iki pozisyonda da başrolde Drogba vardı. Maçın kırılma anı aslında bu iki pozisyondu. Devre arasına girmeden önce Volkan'ın kurtarışı, tribünlerdeki sessizliği alkış yapmuruna bırakmıştı ama, 8 maçta 2 gol yemiş Chelsea, nasıl olacaktı da oyundan bir anda düşecekti? Buna en inanmayan, Sevilla maçlarının yıldızı Uğur Boraldı ve 2. devrenin başında da oyundan çıktı zaten.
2. Devre başlamadan önce, maçtan sonra öğrendiğimiz kadarıyla, Zico'nun oyuncularla çok önemli paylaşımlarda bulunduğunu duyuyoruz. Bu sözlerin sahibinin başarıları buraya sığmayacak kadar çok elbette. (Buradan incelemeniz 20-25 dakika alabilir 959 gol dersem, ne demek istediğimi az da olsa anlayabilirsiniz sanırım) Ve bugüne kadar bu Chelsea maçı ve daha fazla önemde olan bir sürü maç oynamış futbolculuk yaşamında. Dolayısıyla, hem tecrübelerini aktarması hem de futbolcuların ne yaşadığını hissedebilmesi açısından çok kritik bir durumda şu anda Zico. Ve bu kritik sorumluluğu, oyuncuları mental açıdan çok iyi bir şekilde hazırlayarak başarılı olduğunu gösteriyor Zico.
2. Devre başlar başlamaz, önce takımın zayıf halkası Uğur Boral'ı oyun dışına alıyor ve Beşiktaş maçının yıldızı Kazım'ı oyuna sürüyor. Her ne kadar gençte olsa, Kazım, İngiltere Premier Ligi'nde oynamış ve karşısındaki rakibi çok önemsemeyen, çok rahat tavırlarda bir yapıya sahip. Ve oyuna girdiği andan itibaren de çok önemli işlere imza atıyor. Attığı golü hepimiz gördük, ama röportajında çok ilginç bir noktaya değiniyor:
Top Aurelio'da iken, Carvalho'nun Terry'e "hadi çıkalım" dediğini duydum ve o anda hareketlenmeye karar verdim. Dolayısıyla her ikiside ters tarafta kalınca, 1-2 metre fark atmış oldum. Ve top ayağıma geldiğinde "Haydi Kazım yapabilirsin dedim ve vurdum"..
Bu pozisyondan 10 dakika sonra, takım olarak yavaş yavaş oyundan düşmeye başlamışken, Zico'nun yorulan ve etkisiz kalan Kezman'ı çıkarıp Semih'i oyuna aldığını gördük. Amaç topu daha ileride tutabilmek ve oyunda kalmayı sağlamak, tek forvetlede olsa, oyunu karşı sahaya yıkmaktı. ve bu düşünce tamamen gerçekleşti. Baskı kurulmaya başlandı ve pozisyonlar ardı ardına gelmeye başladı.(İkinci devrenin başından 81. dakikaya dek, Volkan'ın 2 çok önemli topu çıkardığına da eklemeden geçmemek lazım. Drogba ve Ballack'ın toplarını, benim diyen kaleci çıkaramazdı öyle bir atmosferde..) Ve bu baskı sonunda havada 3 defa yön değiştirip 90'a giden Deivid'in füzesini getirdi. Deivid, Zico'nun devre arasında 1 dakikalık yaptığı konuşmadan çok etkilendiğini ve kendisine güveninin geldiğini anlatıyor röportajlarda. Aynısını 1 maç öncede Volkan yapmıştı hatırlarsanız. Zico'nun önemini bir kez daha görüyoruz burada.
Atılan goller, kazanılan maçtan daha öte, Chelsea gibi yarım milyar dolarlık bir takıma karşı 1-0 geriye düştükten sonra, taraftar umudunu kaybetmişken Zico ve oyuncuların bu motivasyonu kaybetmemesiydi. Bu maç ortaya bir çok gerçeği çıkardı. Sevilla maçı kaderin bir oyunu değildi. Fenerbahçe bileğinin hakkıyla o turu geçmişti. Fenerbahçe takımı, Avrupa standartlarında top oynuyordu. Zor gol yiyor, yediğini de kendi kalesine attığı gollerden yiyordu neredeyse %50lerde.. Fenerbahçe, değerler yaratıyor, genç yeteneklere şans veriyor ve maçtan kopmuyordu büyük takımlarda olduğu gibi..
Maç sonrasında, Avram Grant'ın açıklamaları ise bizim öncelerde yaptığımız açıklamayı barındırıyor: "Bütün maç üstün oynadık, 2 defa geldiler 2 defa gol attılar.." Bunu yıllardır Türk takımlarının antrenörleri maçlardan sonra yapardı: "Biz daha iyi oynayan taraftık, ama turu rakip takım geçti..." Chelsea gibi bir takımın teknik patronu bile bu açıklamayı yapabiliyor, daha ne olsun, daha ne isterim ki artık..
Avram Grant maç sonunda birde şunu söyledi: Deplasmanda gol atmış olmamız bizim lehimizedir, içeride 1-0 yensek bile turu geçeriz ve bunu yapabilecek güçteyiz.. Ama Grant, Sevilla'nın da bu şekilde açıklama yaptığını unutuyor sanırım..
Şampiyonlar Ligi kurası çekileceği anda, bütün işler durdu, televizyon izleyebilenler televizyonlara koştu, geriside internet başında sürekli refresh tuşuna basarak rakibi bekledi.. Sırayla açılan toplar, çeyrek final ve yarı final eşleşmelerini belirledi. Tabiiki finalide..
İlk açılan top Arsenal'di.. Belli belirsiz bir düşünceyle "olsa mı olmasa mı" diye düşünürken, en istemediğimiz rakiplerden biri gitti, Liverpool.. İki İngiliz takımının karşılaşması gerçekten çetin geçeceğe benzer..
Üçüncü açılan top Roma idi. İlk maçın İtalyada olacağı düşünülünce Roma isteyenler o anda arttı ama, rakibide bir diğer istemediğimiz Manchester United oldu. Özellikle Manchester, Liverpool ile birlikte en istemediğimiz takımların başındaydı. Geriye kaldı Schalke, Barça, Chelsea ve Fenerbahçe..
5. top, herkesi inanılmaz heyecanlandırdı. Schalke, ilk maçı evinde oynayacağını belgeler şekilde yüzümüze bakarken, dualar yükselmeye başladı.. Hadi oğlum büyükelçi çek şu Fenerbahçe'yi dedik.. Ama malesef olmadı, gitti Barcelona'yı çekti. Bu sene, 4 tane favori, 4 ayrı maça çıkacak demekti bu.. Manchester United, Liverpool, Barcelona ve Fenerbahçe..
İlk maç Kadıköyde, sonra İngiltereye gidiyoruz Chelsea'ye.. Yarı finale çıktığımızda ise Arsenal / Liverpool maçının galibi ile ilk maçı yapmaya yine İngiltere'ye gidiyoruz.. İngilizlerden çıktı şansımız finale kadar, bakalım suratımıza gülecek mi UEFA'nın yıldızı.. Yazının devamını okuyun...
Sevilla geçildi, şanssızlıklar kırıldı, artık önümüze bakma zamanı.. Hıncal'ın dediği gibi, Fenerbahçe yöneticilerinden ve sporcularından daha çok medyanın bu başarıyı göklere çıkarması var. Ancak şunuda unutmamak lazım ki, Galatasaray bu zamana kadar Türkiye'de bu başarıyı gösteren tek takımdı ve Fenerbahçe'nin ezeli rakibi ebedi dostu olan spor kulübümüzün başarıları, Fenerbahçelileri "bizde isterük bizde isterük" şekline getiriyordu.. Ne de olsa Galatasaray bunu başarmıştı ve Fenerbahçe'de başarmalıydı. İlk adımda artık bu sene atıldı.
Şampiyonlar Ligi'nde Çeyrek Finale çıkmak büyük başarıdır. "Bir maç kazandılar neler oldu" veya "Ne olmuş biz iki defa çıktık, üstüne de 2 kupamız var" demek bu başarıyı gölgelemez, üzerine şu anda oraya tekrar ulaşamamanın verdiği çekememezliği ortaya koyar. Fenerbahçeliler Avrupa'da Galatasaray'ı destekler ya da desteklemez, Galatasaraylılar da keza.. Buna da kimse karışamaz aslında. Manchester United taraftarının Chelsea'yi Şampiyonlar Ligi'nde desteklediğini gördünüz mü hiç? Göremezsinizde zaten, imkansız gibidir. Ama bizim ülkemizde farklı bir kültür vardır, yurt dışındaki maçalarımızda herkes tek vücud olur birleşir, sevinci üzüntüyü beraber yaşar. Ama işin ucunda çekememezlik varsa, sen 1 kere yaptında bir daha neden yapamadın, neden olduğun yerde kalamadın demezler mi adama?
Madem çok büyük takımsın, nasıl Helsinborg'a eleniyorsun? veya nasıl başkalarının ittirmesiyle o aldığın kupanın grubundan anca çıkıp 2. turda 5 yiyorsun diye sormazlar mı adama? Sorarlar.. Fenerbahçe'dende taraftarlarının beklediği bu.. Lyon, Fransa'dan yıllardır başarı kazanan tek takım, 5 senedir gruplardan çıkıyor. Manchester, Barcelona bunları saymıyorum elbette. Ama işte, başarıyı sürekli hale getirmek, olması gerekendir. Bizimde Fenerbahçe'den beklediğimiz budur.
Aziz Yıldırım Başkanlığında, Fenerbahçe bütçesini 10 kat büyüttü, dünyadaki en büyük 25. futbol kulübü ekonomisi haline getirdi. Şu andaki piyasa değeri ortalama 1 milyar dolar civarlarında. Ve her geçen sene daha da büyüyor.. Borçlar azalıyor kombineler arttıkça, kulüp kar etmeye devam ediyor.. Taraftarın beklediği, yıllardır hasret olduğu Avrupa başarısı geldikçe, Şampiyonlar Ligi'nden ve yayın + reklam pastasından gelen paralarda artıyor ve kulübün bütçesi gittikçe büyüyor. Artık bundan sonra yapılması gereken belli..
Şampiyonlar Ligi'nde Çeyrek Final oynayabilmek, bir Türk futbol takımı için başarıdır. Önemli olanda bu başarıyı sürekli kılabilmektir. Fenerbahçe'de bu yönetim felsefesi, bu taraftar desteği oldukça ekonomisi büyüyecek ve dünyanın sayılı kulüplerinden biri olacaktır diye düşünüyorum. Artık bu saatten sonra gelecek takımın önemi yok. Zaten buraya kadar gelebildilerse ya çok kaliteli olan ve yıldızları olan bir takımdır, ya da çok formda olan, takım oyunu oynayan bir takımdır. İkiside zaten birbirinden daha zor. Fenerbahçe ile beraber çeyrek finale kalan takımların isimlerini yan yana yazınca zaten ortaya çıkıyor bütün herşey.
Türk Halkına bu başarıyı ve coşkuyu yaşatan Fenerbahçe'me çıktığı yolda sonsuz başarılar.. Önemli olan artık oynamadan kazanmak değil, buraya gelesiye kadar gösterdiği mücadele ile burayı hak ettiğini göstermesidir Fenerbahçe'nin.. İşallah bundan sonra çıta hiç düşmez ve amaçlar her sene daha fazla yükselir..
Uçarı, kendinden geçmiş derecede Fenerbahçeli olanların beklediği gibi oldu Sevilla - Fenerbahçe maçının sonucu.. Belkide futbolu fanatiklik derecesinde değilde, dikkatli şekilde izleyenler, Sevilla'nın son lig maçlarını dikkatlice gözleyenler, Dani Alves'in ve Capel'in son derece formda olduğunu bilerek Vederson ve Gökhan'ın yapacağı hatalardan çekiniyor, Kanoute ve Fabiano'nun o meşhur baskılarıyla Edu ve Lugano'yu bunaltıp hataya ve karta zorlayacağını düşünüyordu. Çünkü Sevilla bir çıkış yakalamış, İspanya'daki maçlarında 20 dakikalık tempoyla rakiplerini paramparça ediyor, 3'er 4'er atıyordu golleri son haftalarda. Fenerbahçe'ninde zayıf yanı defansıydı ve fanatik Fenerbahçeliler dışındaki taraftarlar beraberliğe razı, son 7 senede bir çok başarılı sonucu tarihe yazdırmış Galatasaray ve Beşiktaşlılar ise farklı mağlubiyetin düşündeydi..
Maç, %90'ın düşündüğü gibi başladı ve 10 dakikada 2-0 oldu. Ama kimsenin farketmediği bir şey vardı: Kötü oynayan takım değil, hatalar Volkan ve Selçuk'un bireysel hatalarıydı ve bu hataları yapanlar hiçbirşey olmamış gibi oyunlarına devam ediyordu.. Hatta bu pozisyonların üstüne, Gökhan ve Deivid beklenmedik şekilde kart bile görmüştü.. Mükemmel bir oyuuncu olduğu söylenen Capel, gerçekten kendisini "mükemmel" bir şekilde yere bırakıyordu ama önemli olan kısmı beceremiyordu: Gökhan'ı geçmek!
2-0 olduktan sonra yavaş yavaş Fenerbahçe akınlarını görmeye başladık. Burada bir açıklama yapayım. Sevilla, Arsenal'inde olduğu gruptan lider çıktı ve sahasında maç kaybetmedi. Ve her maçını kazanırken İngiltere Liderinide güzel bir şekilde dize getirdi. Fenerbahçe, 2-0 olduktan sonra sinmesi beklenirken tam tersine silkelendi, toparladı ve "karşımdaki rakip, benim oyunumdan daha iyi oynamıyor" felsefesini kafalarına işleyen Carlos & Zico ikilisini haklı çıkarırcasına sağlı sollu ataklara başladı ve golüde buldu.. İşte o anda herkes maçın bitmediğini anladı.. 3-1 olması bile hiçbir şeyi değiştirmedi çünkü herkes 1 golün yeteceğini biliyordu.
Dakika 60.. maç 3-1, Sevilla önce ve Fenerbahçe'nin gole ihtiyacı var. Kalecinin psikolojisi bozuk, devre arasındaki Zico gazıyla ayakta duruyor.. İlk devre bitmeden 1 dakika önce 2 tane top çizgiden çıkarılmış, golcüler bu gidişle top içeriye girmeyecek diye hayıflanmaya başlamış.. Alex'in kestiği toplarla tehlike yaratılmaya çalışılıyor. Ve o anda gelen değişiklik takımı kendine getiriyor. Uğur'un müthiş performansı ikili forvete dönünce dahada etkili oluyor, üzerine Gökhan da artık hücuma katılmaya başlıyor. Önemli nokta burada;
Fenerbahçe maçı bırakmıyor! Bu aralar Zico'nun ezberlemiş olduğu Selçuk - Semih değişikliği bu değişiklik aslında. Orta sahanın verimi düşüyor, forvete top taşımak Alex'e ve Aurelio'ya kalıyor ancak, orta sahaya Alex'in gelmesiyle etraf yol geçen hanına dönüyor. Ama o sırada Zico, pek kimsenin fark etmediği değişikliği oyunun içinde yapıyor.. Deivid'i orta alana sürüp, bütün kanadı Gökhan'a bırakıyor ve takım göbekten hücuma başlıyor. Gökhan kendi üstüne düşeni yaparken, Deivid 2 kişilik oynuyor,hem ortadan hücum edip hemde Capel'e nefes aldırmıyor Gökhanla beraber.. Baskı gol getiriyor ve Zico sakatlanmalardan doğan zorunlu değişikliklere kadar oyuna müdahale etmiyor, yani takımına o kadar güveniyor..
Ardından penaltılar.. Volkan'ın o yediği gollerden sonra penaltı kurtaracağını, kendi şansını kendisinin yaratacağını biliyorduk.. En azından ben çok iyi biliyordum ve öyle de oldu.. Tahmin ettiğim 4 penaltıcıdan sırasıyla sadece Edu şaştı, oda iyi vurmasına rağmen Palop'un mükemmel uzanmasıyla penaltıyı kaçırdı.. Volkan'ın performansı, bugüne kadar 1960larda bir Meksikalı kaleci tarafından 4 penaltı kurtarışı ve ünlü kaleci Higuita'nın 4 penaltı kurtarışın ardından tarihe yazılıyor, Şampiyonlar Ligi'ndeki en çok penaltı atışı kurtaran kaleci olarak.. Ve sonuç, Fenerbahçe İspanyol takımlarına karşı olan talihsizliğini yeniyor, Şampiyonlar Ligi'ndeki en iyi derecesini yakalıyor.. Peki şimdi ne olacak?
Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale çıkacak 8 takımdan 4'ü Salı gecesi yapılan karşılaşmaların ardından belirlenirken, bunlardan biri de Fenerbahçe oldu..
Şampiyonlar Ligi'ndeki tek temsilcimiz Fenerbahçe, normal süresi 3-2'lik Sevilla üstünlüğü ile biten karşılaşmada, penaltı atışlarının ardından İspanyol ekibi eleyerek, adını çeyrek finale yazdırdı.
FC Barcelona sahasında konuk ettiği Celtic'i karşılaşmanın henüz 3. dakikasında Xavi'nin attığı golle 1-0 mağlup ederek toplamda aldığı 4-1'lik sonuçla adını çeyrek finale yazdıran ekip oldu.
Katalan ekibi gibi Manchester United da 1-0'lık galibiyet alırken, bu kez rakip Lyon, golün adı ise Cristiano Ronaldo'ydu. Premier Lig temsilcisi, 1-1'in rövanşında, Lyon'u konuk etmişti.
Üçüncü ekip ise golsüz beraberliğin ardından AC Milan'ı deplasmanda 2-0 yenen Arsenal oldu. Arsenal'e galibiyeti getiren golleri, 84. dakikada Fabregas ve uzatma dakikalarında Adebayor kaydetti.
Çarşamba gecesi yapılacak ve 11 Mart'ta yapılacak karşılaşmaların ardından son 4 takım belirlenecek.
ÇARŞAMBA Schalke - Porto 1-0 AS Roma - Real Madrid 2-1 Olympiacos - Chelsea 0-0
Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale kalacak takımların belli olacağı 2. tur rövanş maçları biri dışında bu hafta oynanacak. İnter ile Liverpool arasındaki mücadelenin 11 Mart Salı günü oynanacağı açıklandı. Bunun nedeni de Milan ile aynı stadı kullanan İnter'in (San Siro - Guiseppe Meaza) yanı sıra aynı hafta Milan'ın da iç sahasında maçı olması.
Şampiyonlar Ligi'ndeki temsilcimiz Fenerbahçe, ilk maçta 3 - 2 yenerek tur için avantaj elde ettiği İspanya temsilcisi Sevilla ile yarın deplasmanda karşı karşıya gelecek.
Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale kalacak takımların belli olacağı rövanş maçlarının programı ve ilk maçlarda alınan sonuçlar şöyle;
4 Mart Salı Sevilla (İspanya) - Fenerbahçe: İlk maç 2 - 3 Barcelona (İspanya) - Celtic (İskoçya): İlk maç 3 - 2 Manchester United (İngiltere) - Olympque Lyon (Fransa): 1 - 1 Milan (İtalya) - Arsenal (İngiltere): İlk maç 0 - 0
5 Mart Çarşamba Porto (Portekiz) - Schalke 04 (Almanya): 0 - 1 Real Madrid (İspanya) - Roma (İtalya): 1 - 2 Chelsea (İngiltere) - Olympiacos (Yunanistan): 0 - 0
11 Mart Salı İnter (İtalya) - Liverpool (İngiltere): 0 - 2 (Maç 11 Mart'ta)
Bu arada Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final ilk maçları 1 - 2 Nisar, rövanş maçları ise 9 Nisan Çarşamba günü yapılacak. Şampiyonlar Ligi çeyrek final eşleşmeleri ise bu hafta oynanacak maçlar sonrasında belli olacak.
Fenerbahçemize canı gönülden güveniyor, yurdumuza başarılı bir sonuçla döneceğine inanıyoruz. Haydi Fenerbahçem göster kendini.. Yazının devamını okuyun...