Canlı Bombanın Yakalanma Anı

0

Saat: 16:49 | Yazar: Burak Doğan

Bildiğiniz gibi, bundan 2 gün önce, İstanbul'u havaya uçurmak üzere ayaklı bomba gibi gezen bir kadını İstanbul polisi kıskıvrak yakaladı.. Herkes olayın fotoğraflarını gördü, uzaktan kadını gördü, köprü altında çekilmiş fotoğraflar, şeritlerle bölünmüş yollar gördü. Normalide buydu zaten. ama birde baktık ki, Hürriyet Gazetesi, internet sitesinden canlı bombanın bir zamandır izlendiğini açıkladı ve görüntülerin 2dakikalık bölümünü yayınladı.. Bana da paylaşmak düştü ama, Hürriyet bu görüntüleri nasıl elde etmiş, bir açıklama göremedim ve merak ettim. Acaba Eminiyet herkese mi dağıttı bu görüntüleri? Bilgisi olan varsa ve paylaşırsa sevinirim.. İşte görüntü..

Hürriyet Video'larını izlemet için Flash 7 veya daha yüksek eklenti yüklenmeniz gerekmektedir. Yüklemek için tıklayınız!!!

Yazının devamını okuyun...

Zor Günler

0

Saat: 14:25 | Yazar: Burak Doğan

Bekir Coşkun bazı şeyleri o kadar güzel özetlemiş ki.. Elimde olsa, Fatih Altaylı'ya çıkıp, kurtuluş savaşını Atatürk mü çıkarttığını zannediyorsunuz? Maraşta bir imam kurtuluş savaşını başlatmıştır, hem ben Humeyni'yi çok seviyorum ama Atatürkü sevmiyorum diyenden girip, bugün mecliste İsmet İnönü'ye "Millet Düşmanı" diyenden çıkmak istiyorum. Buraya not düşeyim, cumartesi günü finallerim bittikten sonra falan yazayım.. Geç olsun güç olmasın. Buyrun şimdilik Bekir Coşkun'un güzel düşünceleri ile beraber olun, yakında geliyorum..


YİNE zor günler.

Şimdi de Anayasa Mahkemesi’ne kızdılar.

Niçin?..

Çünkü "Artık Cumhurbaşkanı da bizden" demelerinden ve laikliğe ilk darbeyi vurmaya kalkmalarından hemen sonra, Anayasa Mahkemesi önlerine çıkıverdi.

Ve kızdılar...

*

Anayasa Mahkemesi’nin ilk görevi; TBMM kararlarının Anayasa’ya uygunluğunu denetlemektir.

Üzerine "namus ve şerefleri" üzerine yemin ettikleri Anayasa’da böyle yazıyor.

Açıp bakın; madde 148...

Kıvırıp "Mahkeme ancak şekil yönünden bakar" tezi ise doğru değil:

Anayasa’nın "teklif dahi edilemez" hükmüne karşı hile yaparak, değişikliğin içine "türban" sözcüğünü koymayıp... Ama içinde "türban" sözcüğü geçmeyen değişikliğin daha ilk günü "türban serbestisini" ilan etmek, size "şekli değiştirilmiş suç" gelmiyor mu?..

Söyleyin:

Anayasa’nın "değiştirilmesi teklif dahi edilemez" hükümlerini hileyle değiştirmeye kalkmaktan daha çok "şekilsizce" ne olabilir?..

*

Ve Anayasa Mahkemesi’ne kızdılar.

Anayasa Mahkemesi; üzerine namusları ve şerefleri üzerine yemin ettikleri Anayasa’da eskiden de vardı.

Tam altı sene batmadı da...

Durup dururken Anayasa Mahkemesi kararlarının "askılı veto" ile askıya alınmasını da (sanki palto bu) öneriyorlar... "Redd-i hákim" yapmayı da... Yargıçlarımız sanki düşmanmış gibi "savaş" ilan etmeyi de...

Çünkü; Anayasa Mahkemesi’nin hukukçu, onurlu, şerefli ve yürekli üyeleri, laik cumhuriyete karşı oyunlarını bozdu.

Ondan...

*

Elbette hedefleri Mustafa Kemal’in cumhuriyeti.

Bunu bilmeyen var mı?

Önlerine çıkan herkese, amaçlarına engel olan her şeye kızıyorlar. Tehdit ediyorlar, yok etmeye çalışıyorlar... Saldırıyorlar...

Bu günler...

Zor günler...


Yazının devamını okuyun...

Hurriyet, Sabah.. Yapmayin Bunu..

0

Saat: 09:23 | Yazar: Burak Doğan

Yani çok eski numaralar bunlar.. İlk önce Hürriyetle başladı. Kendi video sisteminin reklamını yapabilmek için Youtube'dan aldığı videoları kendi sistemine yükledi ve çalışabilirliğini kontrol etti. Hemde Youtube'un neredeyse 1/4 çözünürlüğündeki çok kötü görüntüleriyle.. Sonra günde bilmem kaç milyon hitine elli bin hit ekleyebilmek için yıllardır internette dolaşan videoları çok önemli mevzularmış gibi yükleyip ana sayfadan reklamını yaptı ve sözde "hit" kazandı.. Tabii bu arada Foto Galerileriyle ve Magazin Turu ile o sayfalara giren insanı bir "tık" makinası olarak gördü ve 2 sayfada okunabilecek yazıları sadece "tık" daha fazla olsun diye 25 sayfaya yaydı.. Ucuz numaralar bunlar yani, kendi aramızda konuştuğumuzda gülüp geçiyoruz derken, Sabah daha da bombasını yaptı.

Hürriyetin olurda, Sabah'ın Video bölümü olmaz mı? Hemde kendi yarattığı çerçeve ile.. Acilen tanıtım yapılması gerekiyordu ve günde milyonlarca tık alan Sabah'ın anasayfası şu başlıkla açıldı 1 gün boyunca: "Yıllarca saklanan uzaylı otopsisi artık açıklandı".. Ya da buna benzer bişey.. Kendi sistemlerini insanlara göstermek için uğraştıkları bu görüntü, ben Youtube'u bildim bileli orda var zaten. Çok uzun zaman önce fake / sahte olduğu anlaşıldı, üzerine 90 küsür yılında bir filmin bölümü olduğu belli oldu. Zaten böyle bir haber, gazetede de yoktu..

Sabah'ta çalışan insanların bunu bilmemesi, ya da Youtube'dan bu görüntüyü alırken okumaması diye bir durum yok.. Ya altyapısınıı kontrol ettiler sistemin, ya insanlarla dalga geçtiler. İşallah yurdum insanının rüyalarına o uyduruk uzaylılar girmemiştir.. Bu kadar ucuz numaralara ihtiyacı yok böyle sitelerin.. Bu medya gruplarının..

Yazının devamını okuyun...

Bıktık Gazetelere Sürekli Tıklamaktan..

0

Saat: 13:13 | Yazar: Burak Doğan

Yani gerçekten delirticek bu gazeteler beni.. Hürriyet ve Milliyet başta, diğerleri arkasında, Alexa verilerine göre üstlere çıkıp, en çok ben okundum, en çok ben tık aldım diyebilmek için yaptıkları tıklanabilme hareketleri silsilesi canımızdan bezdirmeye başladı artık.. Ben de inatla her gün gazeteyi internetten okuyacağım diye cebelleşiyorum, ama az kaldı toptan hepsini kaldıracağım..

Neden böyle en sonunda delirdim.. Bugün Hürriyet gazetesinde bir haberi okuyabilmek için anasayfadan tam 4 adet link takip ettim.. 5.'de sonuca ulaşabildim ama, artık canım ne yazıyı okumak istiyordu, ne de o sayfayı görmek bir daha.. Bu okuyucuya cefa çektirmekten başka birşey değildir de nedir yani..

Bir şekilde fotoroman şelinde yapılmış Futbolcu yaşamlarını anlatan "30 tık" lık hikayeleri tıklaya tıklaya okuyabilirim belki.. Ama bir haberi, sadece bir haberi okuyabilmek için 5 tane 4 tane linke tıklamak çileden çıkarıyor beni.. Ben mi sadece buna deliriyorum, yoksa herkes mi bu durumdan muzdarip bilmiyorum.. Çok mu normal bunlar?
Yazının devamını okuyun...

Ata'nın Gizli Vasiyeti AİHM'de

0

Saat: 16:08 | Yazar: Burak Doğan


“Ölümünden iki ay önce Dolmabahçe’ye Beyoğlu Altıncı Noteri’ni çağırttı. Bir vasiyet yazdırdı. 50 yıl sonra açıklansın dedi. Ama hep gizli kaldı.”

İşte bu iddia şimdi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde dava konusu oldu. Atatürk’ün ölümünden bugüne tartışılan ve varlığı gerek Genelkurmay Başkanlığı gerekse en yetkili ağızlardan yalanlanan ’Atatürk’ün gizli vasiyeti’ artık AİHM’de. Uzun süredir kendisini bu konuya adayan, kurduğu www.ataturkungizlivasiyeti.com adlı internet sitesiyle tartışmayı sıcak tutan vatandaş Meriç Tumluer, konuyu AİHM’e taşımayı başardı. Bu gizemli tartışmanın fitilini ateşleyen Meriç Tumluer iddialarını şöyle ete kemiğe büründürüyor: “Atatürk, 6 Eylül 1938’de Dolmabahçe Sarayı’nda, Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak, Ordinaryüs Prof. Neşet Ömer İrdelp’in de olduğu sırada, İstanbul Beyoğlu 6’ncı Noteri İsmail Kunter’i makamına davet ederek, el yazısı ile yazmış olduğu vasiyetlerinin olduğu zarfı kapalı bir şekilde 3 yerinden kırmızı bal mumu dökülüp, mühürletti ve notere ’Bu kapalı zarfta vasiyetlerim var. İcap ettiği vakit gerekeni yaparsınız’ diyerek teslim etti. Mühürlü büyük zarf Ankara 3. Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından, 28 Kasım 1938’de bir heyet huzurunda açıldı.”

“ZİRAAT BANKASI'NIN GİZLİ KASALARINDAYDI”

İddialara göre ise Atatürk’ün vasiyetnamesi eksik açıklanmıştı. Çünkü Ata’nın mühürlettiği zarf içinde bir zarf daha çıkmış, bu zarf da Ankara 3. Sulh Hukuk Hakimi Osman Selçuk ve görevli bir heyet tarafından 5 Ocak 1939 ‘da Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü Merkez Şubedeki özel bir kasaya konmuştu. Tumluer, “Bu zarf mahkeme kayıt altına alınmıştı. Kasaların gününden önce açılmasını engellemek maksadı ile 50 yıllık süreç için kasaların kapısı özellikle bir kaynakla tutturulmuştu. Vasiyetin açıklanma zamanı geldiğinde dönemin yetkilisi 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren bu konuda kamuoyuna hiçbir bilgi vermedi.” Atatürk’ün gizli vasiyetinin açıklanması için beklenen süre dolup da kimseden ses çıkmayınca bu kez konu mahkemeye taşındı. Meriç Tumluer’in 2005’te Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesi’ne verdiği dilekçe Atatürk’ün gizli vasiyeti iddiasını mahkeme gündemine getirdi. Aralarında 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in yanı sıra eski miletvekili Emin Şirin ve Araştırmacı-Yazar Aytunç Altındal’ın da bulunduğu isimler tanık olarak gösterilmişti. Hakim 2005’te “Davacıların iddia ettiği gibi bir vasiyetnamenin varlığı sübuta ermediği” gerekçesiyle davacıların talep ve davasının reddine karar verdi.

"AİHM BAŞVURUYU KABUL ETTİ"

Türkiye’deki iç hukuk yolları tükenince bu kez gözler AİHM’e çevrildi. Tumluer son çare olarak Strasburg’daki AİHM’e 19 Nisan 2007’de, 40 sayfadan oluşan dilekçeyle başvurdu. 31 Mayıs’ta ise Strasburg’dan yanıt geldi. 17820/07 dosya numaralı başvuruyla ilgili şöyle denildi: “Başvurunuz alınmıştır. Mahkemenin kararı hakkında ileride size bilgi verilecektir.”

"VASİYETTE HİLAFET Mİ VARDI"

AraştIrmacI-Yazar Aytunç Altındal’a göre, Atatürk, bazı notlarının ölümünden 50 yıl sonra açıklanmasını vasiyet etmişti. Altındal, “Kenan Evren ve dönemin başbakanı Turgut Özal, bunları okudular. Ancak bu görüşlere, bu fikirlere ’toplumun henüz hazır olmadığını’ öne sürerek bunların açıklanmasını engellediler” dedi. 1988’de Atatürk’ün vasiyetinin üstüne 25 yıllık yeni bir yasak konulduğunu da iddia eden Altındal, “Atatürk, hilafetin kişi bazında değil, bütün İslam ülkeleri arasında rotasyonla değişecek bir kurum olarak canlandırılabileceğini düşünüyordu. Bu vasiyeti 1958’de Adnan Menderes de öğrendi ve ’Siz isterseniz hilafeti bile geri getirebilirsiniz’ cümlesini bu nedenle söyledi.”

"KIRMIZI MÜHÜRLÜ VASİYET"

6 Eylül 1938’deki vasiyet mektubunda bir gizli zarf daha vardı. Tartışılan zarf, şimdi AİHM’in de gündemine geldi.

"PEŞİNİ BIRAKMIYOR"

Meriç Tumluer, yıllardır araştırdığı “gizli vasiyet”i AİHM’e kadar götürmeyi başardı. Bundan sonra ne olacağını kendisi de merak ediyor.

Kaynak: Hürriyet


Yazının devamını okuyun...