Kendimi bazen gerçekten kötü hissediyorum.. Bugüne kadar şu kadar yazı yazmışım, şu kadar yorum yapmışım, atar yapmışım, zaman geldiğinde saçmalamışım.. Ama öyle ya da böyle bir arşiv oluşmuş elimde. Peki neden bu şekilde bir his kaplıyor içimi?
Ben bu kod işlerinden hiç anlamıyorum, html'dir css'dir, vırttır zırttır elimi sürmedim. Artık öyle bir ütopya haline de geldi ki, ucundan bulaşmaya bile korkuyorum. Bir zaman bulsam da üstünde çalışsam diye düşünüyorum, nereden başlayacağımı bilmiyorum, kıskaçtayım.. Bu da beni kötümser bir havaya sokmaya yetipte artıyor bile.
İlk temam elbette Blogger'ın o an itibariyle dağıttığı temalardan biriydi. Sadece sağ tarafta görünen ayrıntıları sol tarafa almak istemiştim, bir arkadaşım yardım etmişti de oraya alabilmiştim.. Bir süre o şekilde takıldım. Sonrasında Erhan (MaFiAMaX) kardeşim el uzatıp 2. temamı kullanmamı sağlamıştı. Sağlamıştı diyorum çünkü benden html kodlarımı istedi, üzerinde oynadı, aldı yaptı etti, hazır halde bana gönderdi..
Son zamanlarda yazamıyorum.. Belki sürekli bundan şikayet ediyorum ama, düzenli olarak RSS'imi okuyup mümkün olduğu kadar yorumlarımla destek vermeye çalışıyorum takip ettiklerime.. Twitter ve ff'de daha az zaman aldığından orada 1 - 2 görüş paylaşabiliyorum ama burası gerçekten vakit istiyor. Bende çok ama saçma sapan yazacağıma az ama içerikli yazayım diye karar aldım kendi içimde. Bakalım bunu başarabilecek miyim :)
Dediğim gibi Friend Feed'i bu aralar çok kullandığımdan mütevelli, Wordpress alt yapısını kullanan blogların, yazdığı yazılara Friend Feed'den gelen yorumları, bloglarında gösterme şansları olduğunu gördük geçenlerde, Blogger altyapısını kullanan bloglar olarak da iç geçirdik. İç geçirmemiz uzun sürmedi, İdris Cin'in çalışmalarıyla Blogger'a da bu özelliği ekleyiverdik. Kendisine bu uzuuun yazıyla teşekkür edip, yaptığı çalışmanın linkini de vermek istiyorum. Blogger'a Friend Feed Yorumlarınızı Eklemek
Ellerine sağlık İdris Cin, bloguma katkıda bulunup, temamı uygun hale getirip uğraştığın, zaman ayırdığın için.. Çok teşekkürler.. Yazının devamını okuyun...
Evet yazamıyorum.. Bir kaç günlük gazı almıştım ama, yine sonucu baya hüsran oldu.. Madem öyle ben bir kafayı sıfırlamaya gideyim bu böyle olmayacak.. Friend Feed de boşlandı, Twitter de boşlandı, blog tamamen boşlandı.. 2. yıl kutlanacak, yazılar birikti.. Ama önce kafa boşaltmaca.. Hoşça kalın.. 25 Ağustos'ta görüşmek üzere.. Yazının devamını okuyun...
Bundan ortalama iki sene önce, bu blogu yazmaya başlarken, takip etmeye başladığım bloglardaki en önemli kriter RSS takipçi sayısı gibi gelirdi.. RSS takipçisi ne kadar yüksek olursa o kadar önemli ve takip edilesi olurdu benim için..
Haliyle, bir işe girişirken bazı hedeflerde insanın üstüne yapışıveriyor otomatik olarak.. Ne zaman 1000 tekil ziyaretçiyi geçebilirim acaba, ne zaman tekil ziyaretçi ortalamam 1000 kişi olur acaba, Google Adsense'den ilk ödemeyi ne zaman alabilirim acaba, RSS takipçi sayım üç haneyi ne zaman geçer acaba...
1000 tekil ziyaretçiyi zamanında geçtim, 4-5 defa Google'dan ödememi aldım nedenini anlamadığım bir şekilde banlanasıya kadar.. Bu arada, 1000 tekil ziyaretçi ortalamasının aktif bir şekilde yazmadan hayal olduğunu da öğrendim. Tabi herşey zamanla diye düşünüyordum ama, aktif bir şekilde 4 aydır yazmadığımdan ötürü, RSS sayacımın sürekli düşeceğini düşünüyordum.
İlk aylarda düştüde.. 80'lerden 70'lere, 65'lere geldi.. Tamam yazamıyorum ama, sanki göstermem gereken özeni bloguma gösteremiyorum, o da bana kızıyor gibi gelmeye başlamıştı.. Bu sırada Twitter'ımı aktif olarak güncelliyor ve takip de ediyordum o ayrı.. Ama Twitter'da beni rahatsız eden birşey vardı: http://ff.im/ ile başlayan tıklanabilir linkler topluluğu.
Bu friendfeed de ne kadar çok etkilemeye başladı, Twitter, Twitter olmaktan çıktı diye söylene söylene sesli düşünmeye başladım. Ama bir süre sonra yazanların linklerine tıkladıkça aktif konulara eğilim göstermeye başlayıp friendfeed'e üye oldum, "like"layıp, yorum yapmaya bile başladım. Ama bu sefer, ben aynı hataya düşmeye başladım, Twitter kullanıcılarını sanki rahatsız ediyormuşum gibi.. Ama zamansızlığın gözü kör olsun diyerek 1 Temmuz'a kadar bu şekilde devam etme kararı aldım.
Ama sanıyorum ki, üç haneli RSS sayılarına yükselmemin nedeni de friendfeed oldu.. Oradan görüşlerini takip ettiğiniz kişiler veya sizin görüşlerinizi takip eden kişiler ile bağlantıya geçtikçe, "fazla zaman ayırmadan" ama "blogları aktif olarak takip eden kişiler" ile konuşulmaya başlandı ve sitenin "kayıtlı" trafik sayısını yükseltmeye başladı..
21 ay sonra, bugün tarihi bir gün, bugünü de tarihe not düşeyim.. İlk kez RSS kayıtlı okuyucumda üç haneli bir rakam yazıyor.. "102"
Temmuz'dan sonra, askere gidesiye kadar daha aktif bloglamayı, en azından eskisi kadar aktif bloglamayı düşünüyor, hayal ediyorum... Bakalım o günlerde bu inişli çıkışlı trend nerelere götürecek RSS okuyucularını.. Yazının devamını okuyun...
Yıl 2007.. Haziran'ın 16'sı.. Yani tam bundan 22 ay önceymiş, benim daha öncede belirttiğim gibi Semazemce'den etkilenip, şu blog nedir bir başlayayım noktasından buraya gelmem.. İlk başta http://burakdogan10.blogspot.com olan "amatör" blog yaşamı, http://www.gunlerdenbugun.com'a geçip "daha da amatör" hale geldi :)
Tabii gördüğünüz gibi, bu sene çok büyük bir düşüş var yazılarımın sayısında, o da malum, her zaman belirttiğim iş, yüksek lisans aynı zamanda Leo'da aldığım görevler.. Ama tabiiki takip ediyorum herşeyi, bir de bu friendfeed salgını bulaştı bana, yakayı kurtarabilene aşkolsun.. Zaten aksatıyorum güzelim blogumu, birde üstüne, ufak tefek şeyleri oraya koymaya başlayınca "Blogun Amacından" sapmış oldum..
Günlerden Bugün... başlığının altında şu yazar: "Günde en az 1 kere, internet tilkimin bir köşesine ya da kafamın bir köşesine takılanları incelediğim kendime has alanım.. " Ama artık galiba güncellemem lazım.. İnternet tilkimin ya da kafamın köşesine takılacak kadar önemli bir güncel olay olduğunda, dayanamayıp "bunu mutlaka dile getirmem lazım" dediklerimi büyük bir hızla paylaştığım kendime has alanım olarak..
Önümde 1 Temmuz gibi stratejik bir tarih var yazılarımın sayısını arttırabileceğim.. Hem en yoğun görevim azalıyor, hem de yüksek lisansım bitmiş oluyor.. Ama Aralık'ta da askere gideceğimden dolayı "gün başına düşen post sayısı" gittikçe düşecek taa 2010 yılının Mayıs'ına dek.. Ondan sonra da , asker psikolojisi, iş yoğunluğunun artması gibi nedenlerle de sekteye uğrayabilir bu blog..
Nedense ilk defa günlük gibi hissettim blogumu, dertleşesim geliyor.. :) Hatta biraz daha farklı yorumlayayım, bloguma karşı kendimi sorumlu hissediyorum, yazamadıkça, yorumlayamadıkça, takip edemedikçe günce hayatı, paylaşamadıkça.. Galiba ondan içimi döküyorum..
Öyle ya da böyle 500. yazıya ulaşmışım.. 22 ay gibi bir sürede, çok yoğun bir içerik değil ama eğlenceli, bir o kadar zevkli ve olurda zaman bulunabilirse alabildiğine derin bir nokta burası.. İşallah çok daha "yoğun içerikli" yazılara, nice 22 aylara, nice 500 yazılara..
İnanılmaz.. Sanki bir kriz yazısı diye okumaya başlıyorsunuz, sonunda durumu ne olacağı belli olmayan gerilim filmi gibi.. Ardından kafanız karışmaya başlıyor son 2 paragraftan sonra, bu yazı nereye gidiyor diye.. Sondan 1 önceki paragrafta dünyaya dönüyor, nasıl yani diyor, yazının başına dönüyorsunuz.. Son paragrafta ise yooooook artıııık! kelimesini patlatıyorsunuz...
Benim için Rıdvan yorumda neyse, artık bilinen adıyla "Aceto Balsamico" analiz yazılarında benim için odur..
Bu nasıl bir yazıdır birisi bana açıklasın ne olur.. Vay anasını sayın seyirciler demek istiyorum.
Akşam Liverpool-Real Madrid maçı var ya... Şimdi başıma gelenlere bak. Bende bir Sony tüplü televizyon vardı. 84 ekran. Harikaydı görüntü. İlla da büyük ekran deyip plazmaların peşine düştüm abi bir zaman önce. Gittim 106 ekran bir Panasonic aldım, o zamanlar da fiyatlar şimdiki gibi uygun değil. Bi dünya para verdik. Plazma fazla elektrik yakıyor, bir de duvara montajı için askı apartı falan derken iyice tuzluya patladı... Devam.. Yazının devamını okuyun...
Bundan bir kaç hafta önce, Proximity İstanbul domainine sahip Fenomen Blogger kullanıcı adından gelen mail, Gillette Türkiye'nin, Türkiye'deki en iyi 150 bloggera ulaşarak, yeni ürünü olan "Gillette Fusion Power Phenom"u deneme amaçlı olarak adreslere yolladığını anlatıyordu.. Bu ve bunun gibi tanıtım çalışmalarının Türkiye'de kolay kolay olamayacağını düşündüğümden ilk işim "Proximity İstanbul"un resmi internet sitesine ulaşmak oldu.. Sitesinden gördüklerimle şirkete güvenim oluşunca, bende adresimi göndermeye karar verdim ve umutsuzca beklemeye başladım..
Umutsuzca dememin nedeni, şirket her ne kadar bir güven oluşturmuş olsada hala Türkiye'de bu şekil bir tanıtımın olacağına inandıramıyordum kendimi.. Dolayısıyla adresimi verdim ve sonrasında "unuttum gitti!"
14 Ekim Salı sabahı şirkete ulaşan "kocaman" bir kargo paketini görünce şaşırdım.. Dedim ya tamamen unutumuştum adresimi verdiğimi bile.. Hediyesini açan heyecanlı bir çocuk edasıyla paketi hızlıca yırttım ve o anda dünyaya döndüm.. Gillette Türkiye'den Fenomen Blogger'lar için hazırlanmış tıraş seti, ürkütücü bir şekilde ellerimin arasındaydı.. Neden mi ürkütücü? Kutunun üstünde büyüteç bir ayna vardı ve ne kadar bakımsız olduğumu bununla beraber korkulacak hale geldiğimi o anda gösteriverdi bana!!
Her zamanki tembelliğimle kutuyu ofisin bir kenarına koydum ve eve götürebilmem cuma gününü buldu. Cumartesi ise akşam saat 19.00'da son derece resmi bir toplantı var ve iş normalde yarım gün.. Ama malesef o günkü yarım gün yani 13.00 paydosu oldu 17.30.. Ayrıntılarla canınızı sıkmaktansa, bana yeni setimi kullanma şansı yaratan patron efendiye saygılarımı sunmak istedim buradan. Neden mi?
Bir kere beklediğim, Gillette Mach 3'ün güncellenmiş haliydi.. Hep kıpraşımlı, hemde 5 bıçaklı bir aygıt beklemiyordum.. Genelde cilt sorunları nedeniyle (bir insan sakalının 2 katı sertliğinde sakal, bir insan bıyığının 3.5 katı sertliğinde bıyık yapısı!!) berberde traş olurum, çok sıkıştığımda ancak kendimi Mach 3'üme teslim ederdim. Şimdide zaman "Phenom" zamanıydı.. Mecburdum bir nevi zaten..
En çok sevindiğim olaylardan biri mükemmel kolaylıkta açılan kutu oldu.. Yıllardır, her türlü plastik kutuyu açarken binbir farklı "kesici-delici" aletle uğraşırken, kutusunun açılması tam 5 saniye sürdü sürmedi.. Pilini taktım ve kıprattırmaya başladım.. Ve filmde orada başladı!
Tamam zaten Mac 3'ümle beraber jel kullanıyorum köpük olarak.. Ama yapısından mıdır, 5 bıçağından mıdır, kıpraşımından mıdır nedir, aleti bastırıyorum bastırıyorum, sanki kesmemiş gibi hissediyorum ama neredeyse usturayla traş olmuş gibi dokunduğu yeri uçuruyor.. Hadi dedim bunlar boş şeyler, favori altları en kolay kesinlen yerler, birde gıdık ve bıyıkta göstersin kendini!
Genelde, bu iki nokta, en stratejik bölgeler yani en sert noktalar olduğu için korkuyla yaklaşırım kendilerine.. Dokunduğum andan, o bölge bitesiye kadarki zaman dilimi binbir acıyla geçer.. Hadi gıdık bölümü sorun değil, ama bıyığı sert olan insan, derdimi iyi anlar.. Genelde de en sona en zor bölümü bırakırım ki, o bittimi herşey bitsinde kurtulmuş olalım..
İnanılmazdı.. Tamam o an gelesiye kadar biraz etkilenmiştim ama, bıyıklar konusunda hiç ihtimal vermiyordum 5'li yapısından dolayı.. Psikolojikmidir, ya da fiziksel durumundan mıdır bilemem ama, bir hamlede yapacağı kesme işlemini etrafa yayamayacak ve dudak, burunla birleştiği noktalarda sorun yaşayacağım diye bekliyordum, yanılmışım.. 5 bıçağın 5ini birden aktif kullandığımı hissettim, her ne kadar bastırmasamda sağlam kestiğini gözlemledim ve olayı sıfır kesikle atlatmayı başardım, balsam da kaymağı oldu:D
Beklentilerimin çok üstünde bir durum, kesiksiz ve kızarmamış bir surat, usturaya yakın bir sonuç ve en önemlisi acısız bir işlem.. Yalnız tek eksiği var, hala hiçbir yerde yedeklerini göremedim.. Ne zaman satışa çıkar ki?=) Yazının devamını okuyun...
Bir süredir çok sevdiğim uzun uzun yazılar yazmaktan uzak kaldım malesef.. Gerek iş yoğunluğu, gerek yüksek lisans final ve ödevleri, sivil toplum kuruluşlarındaki görevlerim beni bu hale soktu. Gerçekten bir görevi üstlenmişseniz, başarıya ulaşasıya kadar bazı şeylerden feragat etmeniz gerekebiliyor ve bu feragat ettiğiniz şeylerin ağırlığı ne kadar çoksa, başarınızın yoğunluğuda o kadar artıyor.. Buda, hayatın bizi sürüklemesini değil, bizim hayatımızı istediğimiz yöne sokmamızı sağlıyor..
Kısa bir girizgahtan sonra, bu aralar, yapmayı özlediğim şeyleri yapan, yazdığım yazılar doğrultusunda yazan, kafama çok yatkın işler yapan çeşitli bloglar keşfettim, sürekli kaçırmadan bu blogları okuyor, takıldığım online menajerlik oyununu oynuyor ve kişisel işlerimi halletmeye çalışıyorum.. Mesela;
Haute Couture.. Gündeme dair eleştirel yazılar, Fenerbahçe ve Spor içerikli yazılar ile niceleri.. Deli Profesör.. Bloga girdiğinizde ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız..:) Aceto Balsamico.. Türkiye'nin 1 numaralı Futbol Blogu.. Başlıcaları bunlar.. Sanırım, yazmaktan daha çok takip etmeye başlayınca insan, takip ettiklerinide paylaşmak istiyor..
Bu arada, Emre sağolsun, yeni yorum sisteminide sonunda entegre etti bloga.. Artık yazılarımızın altında yorum yapma kutusu otomatik olarak çıkıyor.. Yorum yapmayı daha çok teşvik eden bir eklenti olduğundan kullanmak istiyordum, oda hallolmuş oldu.. Ellerine sağlık Emrecim..
Ve artık başlığın gerektirdiği video.. Hakemin biri, maçın ikinci devresine oyuncular çıkmadan önce çıkıp, bu şekilde hareketler sergilerse sizin tepkiniz ne olurdu ki.. Benim için, amatör küme maçında A takımı 12-0 galipken ve B takımı korner kullanırken, kornerden gelen topa mükemmel bir vole yapıştıran ve gol atan hakemden daha takdir edilesi bir hareket değil ama, yinede baya etkileyici.. 2 numaraya kendisini koydum..:)
Tarih bundan tam bir sene önce.. Bilgisayarın başında gün boyu oturmanın verdiği rahatsızlık, birşeyler yapabilme isteği ancak hiçbirşeye elini sürememe durumu.. Gün içinde sürekli takip edilen siteler, haber okumak, teknoloji siteleri, oyun siteleri okumak kesmez durumda. Bir arkadaşın ilettiği maillerden, Canım Grubum diye bir mail grubundan haberdar oluyorum ve bu grupta zaman zaman Semazem'in yazıları yayınlanıyor..
Bu yazılar, iki günde bir, üç günde bir geldikçe çok güzel zaman geçiriyorum bende.. Ve bu sefer bir reklam var yazının sonunda. http://semazemce.blogspot.com. Blogspot nedir ki? İncelemek lazım diyor, Google'ın çubuğuna yazıyorum ve o gün bugündür yazıyorum.. Semazemceye'de farketmeden yaptığı bu iyilik için buradan teşekkür ediyorum..
Yazdığımın 2. günü Blograzzi'yi keşfediyorum.. O zaman benim için bulunmaz nimet.. Bütün blogları geziyorum, her tarafa bakınıyorum, en başarılı 100 blog, 200 blog falan derken günde 400 bloga tıkladığımı fark edip kendime inanamıyorum.. Bu kadar tıklamak, yorum yazmak, favorileri düzenlemek derken bir anda sitenin sağ üst köşesindeki "En Aktif Kişiler" bölümünde birinci sıraya yerleşiyorum. Ve ilk ayımda rekor kırıyorum: Tam 101 tekil ziyaretçi!!
Ardından Blog Kazanı'nı görüyor ve katılmak istiyorum, eklemiyorlar beni listelerine, maillerime cevap alamıyorum ve sinirlenip çıkıyorum ordan. Türk Blog Yazarları, Mybloglog vs derken, widgetlarım artıyor ve kendimi tamamen Blog dünyasının içinde buluyorum..
O zamandan bu zaman gelirken, önemli dönüm noktaları var. İlk zamanlarda patlama yapan ve çok tekil ziyaretçi getiren yazım, Google amca sayesinde Şampiyonlar Ligi Grup Maçları Sonuçları oluyor. Sonra Lost 4. Sezon yazıları ve en büyük patlama, Türk Erotik Film Afişleri mevzusu.. Hiçbir şekilde hit kaygısı olmadan yazılmış bir yazı ama, en çok hit getiren yazı şu anda.
Bu dönüm noktalarının yanında, bloga katkı yapan çok değerli arkadaşlarım var.. Klasik temadan, ilk tema değişikliğimi gerçekleştiren MaFiAMaX var mesela.. Bana o zamanlarda çok yardımcı olmuş, hiç anlamadığım tema mevzusunda bana bir dolu zamanını ayırıp yepyeni bir tema yaratmıştı.. Benim için çok büyük bir yenilikti.. Tarihi 9 Ekim 2007 idi.. Buradan tekrar teşekkür etmek istiyorum kendisine.
Ardından, benim hem aklımı çelen, hem domainime taşıyan, hemde yeni temama taşıyan Emre Kardeşim çıkageldi.. Hep yapmak istediğim olay için bana gaz verdi, yapılmayacak birşey olmadığını gösterdi.. http://burakdogan10.blogspot.com olarak başlayan blog yaşantımın ilk adresini aldı, www.gunlerdenbugun.com yaptı.. Aldı blogu, evirdi, çevirdi, yeni domaine taşıdı, temayı düzenledi, widgetları ayarladı, sıfır blogu koydu kucağıma.. Onunda emeği çok blogun üzerinde, ona da çok teşekkür ediyorum buradan tekrar.
Ve bu şekilde, tam 1 sene önce başlayan "acaba yazabilirmiyim düşüncesi, 1. yıl / 400. yazıda buluştu.. Güzel bir buluşma oldu gerçekten, ilk amacım olan hafta sonu hariç her gün 1 yazı hedefimi fazlasıyla gerçekleştirdiğimi anladım. En azından düşüncelerimi yazıya da fena olmayan bir şekilde aktarabildiğimi kendime gösterdim. Bazen yaptığım çalışmaları ekledim, bazen sadece geyikleri.. Bazen siyaset namına birşeyler yazmaya çalıştım, bazende Fenerbahçeliliğimi bile bir yere koyarak sporda objektif yorum yapabilip yapamadığımı tarttım.
Güzel bir yer burası, blogumu gerçekten seviyorum. Çokda güzel arkadaşlar edindim sayesinde ve internet üzerinde bir sürü şey öğrendim.. 1 seneyi o şekilde ya da bu şekilde geride bıraktım.. Akşam kendisine pasta kesmeyi planlıyorum:) Hani Doğum Günü Hediyeleri??
Edit: İlk yazımı da ekleyeyim dedim buraya. Hem ben bakayım, hem siz, o günden bugüne üslupta / yazımda farklılık gelişmişlik var mı acaba bakaduralım..:)
Bir anda herşey değişti.. Bir blog yazarları toplantısı, bir gaz, bir heyecan, blogumu bu noktaya getirdi.. Neler değişti peki?
Zamanım olmadığından ve dolayısıyla wordpress ile uğraşamayacağımdan, blogger alt yapısına devam.. Bununla beraber, bizim Emre'nin ortaklığıyla:) bütün tema değişti. Aldı temayı yaptı etti, banada anlattı sağolsun, bu güzel, sade haline getirdi. Bakalım ben yine "widget"lar ile ne hale getireceğim yine güzelim temayı..
En önemliside kendime inanamadığım bir hareket yaptım, şu anda tepede görmüş olduğunuz www.gunlerdenbugun.com adresine geçtim.. Benim için bir milat aslında bu. Kendime ait bir alan adım olacağına falan inanmam o kadar güçtü ki.. Hala bakıp bakıp inanamıyorum:)
Yazılar aynı, anlatılacaklar aynı, hiçbirşey değişmedi, değişmezde zaten.. Hayatımı çevreleyen olaylara bakış açım.. İlla ki hergün birşeyler kurcalamaya devam eder kafamı zaten, sorun olacağını sanmıyorum.
Tek sorunum, artık eskisi kadar "hergün" yazamayabilecek olmam.. İşteki pozisyon değişikliğim beni biraz zorlamaya başladı, haliyle yazıları yazmam da daha zor olacak.. Tema hakkındaki hataları, görüşleri, düşünceleri hepsini bekliyorum efem sizden.. Çokda zor değil aslında.. "Rezil" olmuş! ya da "idare eder".. Hepsi kabulumuz:) Ama düşüncelerinizle belki bir iki şeyi düzeltir, yeni düzenlemeye gideriz.
Her ne kadar İzmir'deki ilk blog yazarları toplaşmasına katılamasamda, bu toplantı konuşulmaya bile başlanmamışken, Emre ile beraber bir toplantı düzenleyebilmek için konuşuyorduk. Hatta bu konuyu ilk olarak o bana açmıştı. Gerçekten lider ruhlu, birbirimizi bulup destek olmalıyız diyerek beni yoldan çıkarmaya çalışıyordu. Ardından hepinizin malumu, benim katılamadığım ilk blog yazarları toplaşması yapıldı. Toplantıda herkes birbirini tanımaya çalıştı ama, benim haberini aldığım, herkesin aklında kalmayı başaran tek insan vardı, oda Emre kardeşimiz...
Muhtemelen oraya katılan Blogger arkadaşlarımın ilgisinide yaşı çekmiştir.. Kendisi şu anda orta son okumaktaydı yanlış hatırlamıyorsam. Mümkün olduğu kadar konuşuruz msnde kendisiyle, bildiğim kadar, anlayabildiğim kadar yardımcı olmaya çalışırım her konuda. O gün katıldığı toplantıda da herkesin kendisine ne kadar yardımcı olduğundan bahsetmiş, bu işin altına iyice elini sokmak istediğini söylemişti. Zaten toplaşma hakkında yazı yazan herkes bir konuda birleşmişti: Ortalıktaki en genç ve en girişimci Blogger! Başarılı olacağından da herkes emin..
Ancak bugün aldığım haberle, hatta ben bilgisayarımın başında yokken bıraktığı notla diyeyim, bir süre ortalıkta olamayacağını çünkü babasını kaybettiğini söylemiş bana.. Gerçekten beni ne kadar yakın gördüğünün bir ispatı belkide ama bilmesi gereken birşeyde varki bende onu kardeşim gibi görüyorum kaç aydır, sürekli konuşuyoruz birbirimize rastlaştığımız yerlerde...
Emrecim ilk önce başın sağolsun, Allah sana ve ailene sabırlar versin.. Ne zaman istersen ben burada ve nasıl ulaşacağını bildiğin şekilde sana destek olmaya hazırım. Malesef hayatın sana ne zaman, nereden, nasıl bir şey çıkartacağını bilmek imkansız. Önemli olan ve bilmen gereken, hayatın durduralamaz şekilde devam ettiği ve senin artık bu hayatta çok daha önemli yükümlülüklerin olduğu. Ailenede sen sahip çıkacaksın, annenin de yanında sürekli sen olacaksın. artık.. Ama ilk yapman gereken, hayattan kopmayıp, başarılı bir şekilde eğitim yaşantına kaldığın yerden devam etmek. Unutma ki bu, senin bütün hayatın boyunca senin daha rahat olup, hayata atılmanı kolaylaştıracak.. Dedim ya üstündeki görevler artıyor, artık bunları yavaş yavaş alabilecek sorumluluğu sahip olmak lazım.
Otur, ellerini başının arasına al bir süre sonra, hayatının nasıl değiştiğini anlamaya çalış ve artık yaşama gerçek adımı az da olsa daha erken attığını düşün.. Eminim ki, senin gibi başarılı bir gence benim gibi destek çıkacak bir sürü abin ablan olacaktır.. Senin başarılı olmanı da unutma ki en çok baban isteyecektir.. Hayatta olsa da bu böyle, olmasada.. Emre'nin sahip olduğu blog, Deastrilsion bu arada.. Fotoğrafta'da Başak Ölmez ile beraber, Volkan'ın hediye ettiğini söylediği Blogger tişörtü üzerinde olan kardeşimiz.. Orada olan herkes eminim ki kendisine istediği her konuda destek olacaktır.. Bana nasıl ulaşacağını çok iyi biliyorsun Emre'cim.. Yazının devamını okuyun...
Blog macerasına başladığımda, 2007'de Haziranın başıydı. O zamanlar Semazemce'nin Canım Grubumda yazdığı yazıları okuyor, bu blogda neymiş yahu şeklinde düşünceler fırlatıyordum etrafa.. Yaz başlangıcı, işlerin azalması, vakit bolluğuyla beraber, madem bütün gün bilgisayar başındayım, bütün gün haberleri portalları geziyorum, beğendiklerimi ve düşüncelerimi neden yazmayayım dedim.. Kendi kendime bu işe bir yenilik getirecektim ama, işin içine girdiğimde hiçde öyle yenilik falan olmadığını farkettim..:)
Bu işte öncüler vardı elbette her yerde olduğu gibi. Ama bu blogları teker teker toplayan bir yer yoktu ben başladığımda bu işe. Kısa bir süre sonra, Blograzzi kuruldu. Blograzzinin kurulmasıyla önümdeki örnekler çoğalmaya başlamıştı.. Her zaman ilk 20'de olan bloglar, ilk 100'de olan bloglar vs. Sonuçta örnek alınacak, her tarafından birşeyler kapılacak blog sayısı çoğalmıştı. Gerçi bir zaman sonra Blograzzi, yönetim eksikliğinden dolayı tepki görmeye başladı, çoğu kaliteli blog yazarı Blograzzi'den ayrıldı ama, hala Türkiyede ki bütün blogları toplayan en geniş blog arşivi.
Bunun ardından Technorati nedir, Türk Blog Yazarları, MyBlogLog nedir, Adsense nedir onları öğrenmeye başladım.. Bir şekilde ilerliyordum, yazdıkça hoşuma da gidiyordu bu iş. O sırada, temamın "klasikliği" kafama takılmıştı ve yeni bir tema yaratmaya çalışıyordum.. MaFiAMaX yani Erhan çıktı o anda karşıma ve şu anda severek kullandığım temayı bana düzenleyerek hediye etti.. Ben hayatımdan memnunum, hala yazılarımı özgürce yazabiliyorum, okuyanların yorumlarını topluyorum ve bir şekilde kendimi geliştiriyorum..
Geçen hafta itibariyle yazılarım azaldı çünkü yoğunluğum ileri derecede arttı. Ama ben elimden geldiği kadar yazmaya devam edeceğim. Blog yazmaya başladığım ilk günlerde çok büyük hevesle eklediğim "sayaç" 6 hanelere geldiği için temanın o bölgesine sığmamaya başladı.. Bende artık kaldırmanın zamanın geldiğine inandım.. İlk günler "100" kişilik artış inanılmazken, geçen hafta "4.000" sayfa gösterimi yapıp kendime inanamadım. Ve artık 6 haneye geçip, birde ortalama sayılarım artınca sayacı ordan kaldırmaya karar verdim.
Temanın 1-2 köşesinde değişiklik yaptım.. Ufak değişiklikler bunlar belki ama, daha sadeleşti ortalık, bazı şeyler kalktı kolonlardan.. Tema düzenleyebilsem, kafamdaki düşünceleri yapabilsem çok daha mükemmel şeyler çıkacak ortaya ama malesef imkansız.. Çünkü yapmayı bilmiyorum:) İş ve yüksek lisans yoğunluğum azalsın biraz, ona saramasamda bana yardımı dokunabilecek arkadaşlar tanıyorum, ellerimden tutacaklardır işallah..
Herkese iyi haftalar diliyorum.. İşallah sorunsuz, güzel, her dilediğinizin gerçekleştiği bir hafta olsun yahu.. Yazının devamını okuyun...
Sağolsun temamın güzel bir bölümü olan Shoutbox'ımdan aldığım haberle iki ayrı yerden birden mimlenmişim:) O zaman aldığımız mimlerin sırayla hakkını verelim, üzerine birde başkasına paslayalım.. Önce Karahan..
Bundan iki gün önce Karahan Mim Mim Mim başlıklı yazısında bana attığı pasta "Neden Blog Yazıyorum?"a cevap arıyor.. Bende diyeyim ki;
1- Blog yazıyorum çünkü birşeyler yazmaktan hoşlanıyorum. Düşüncelerimi paylaştıkça, blogumu okuyanlar tarafından ortak yanlarımı zıt yanlarımı keşfediyorum, hoşuma gidiyor, eski günleri yad ediyorum.
2-Yazdıkça daha çok yazasım geliyor! Gerçekten! İlk başlarda çok eğlenmiyordum, ama yazıları yazdıkça, yazdıklarım daha çok hoşuma gitmeye başladı. Kendimi geliştirdiğimi hissettim ve bu bana zaman kaybından çok, kaliteli bir hobi olarak gelmeye başladı. Düşünsenize? Yazıyorum, ve ortalama günde 300-400 kişi yazdıklarımı okuyor. Bence mükemmel birşey.. 3-
3- Son zamanlarda yazdığım yazılara zaman ayıramamaya başladıkça, kendi yazdıklarımdan memnun kalmamaya başladım, her yazımda daha da dikkat edip, daha da zaman harcayıp, daha güzel olması için çaba sarfediyorum. Belki başka bazı şeylerden kısmak zorunda kalıyorum ama, en ufak boş zamanımı, blog düzeni için, yazılarımdaki imla hatalarını ya da cümle düşüklüklerini düzeltmek için kullanıyorum ve bu yaptığımdan gayet memnunum.
4-Para! Evet hemde ne para.. Başladığım günden bugüne ilk ödememi aldım düşünün! Daha bugün! Hehe!! kaç Para aldığımı siz düşünün:D
5- Birşeyler yazabilmek için sürekli okumak zorundayım, sürekli kendimi güncel tutmak zorundayım.. Zorunlu olarak okumaya sevk ediyor yazmak beni.. Ve en çok memnun olduğum yanıda bu.. Mecburi okumaya yöneliyorum..
Bende şöyle aradım taradım, baktım her yeri güzel, temamın renklerini ve düzenini çok beğendiğime karar verdim. Ama illaki bir köşe seçmem gerekiyorsa oda, şu bütün butonların durduğu sağ alt köşe.. Ordan da haber alayım burdanda haber alayım şeklinde sevdiğim bir bölge kendisi.. Aslında daha bir sürü şey eklenir ama yazık, temayı bozmayayım diye kıyamıyorum:) Böyle işte..
Başlığıyla olaya giren sevgili kuzenim, aylardır takip ettiği blogumdan sonra, dayanamamış, bende yazmalıyım arada, bende sevdiğim şeyleri bir yerde toparlamalıyım diye düşünmüş.. Uzunca bir süredir takip ettiğini zaten biliyordum, ama beklediğim kalkıp benim blogda birşeyler karalamak istediğini söylemesiydi. Ama o bunu pas geçti, daha zorunu, kendi adına birşeyler yapmayı seçti. Belkide bundan bir süre sonra, onun güzel yazılarını burda görürüz veya buraya özgü birşeyler yazar kimbilir.. Gelelim neleri içerdiğine..
İlk Totti formasını beraber aldığımızda bundan 3 sene önceydi. Zaten sıkı bir takipçisi olduğunu biliyordum ama, bu derece ilgileneceğini tahmin etmiyordum. Roma'nın maçlarını kaçırmıyor, Lazioyla olan bağlantılarını biliyor, üzerine Lazio'nun taraftar gruplarını bile biliyor. Hatta bunun hakkında yazı bile yazmış.
Konularını ise elbette ünlü futbolcular, ünlü taraftar grupları, stadyumlar ve genç yetenekler oluşturuyor.. Belki ilerde dahada genişletir.
İlk yazdığı yazısı elbette Totti hakkında. Ardından Irrudicibili ve Roberto Baggio hakkında.. Çok fazla profesyonel değil elbette, sonuçta yeni bir blogger ve hatta, benim yazmaya başladığımdan tam 8 sene daha önce başladı. Acaba sağlam bir blogger mı doğuyor ne dersiniz?
Dün saat 23.59'dan itibaren siteme girenler, yeni temam ile karşılaştılar.. Sevgili MaFiAMaX'ın yoğun uğraşları sonucu ortaya çıkan tema, görünümde çeşitli yenilikleri getirdiği gibi, özellikle ilk baştan beri istediğim 3 kolonlu hale blogumu geçirmiş oldu. İlk başlardaki acemiliğimle kullandığım eski temam artık tarihe karışıp bu yeni mavi dünya ile sizleri karşılamaya devam edeceğim.. İçime gerçekten sindi.. Burdan MaFiAMaX' a tekrar teşekkürlerimi sunuyorum.. Eh sizlerdende yorum bekliyorum hani:) Yazının devamını okuyun...
Mim Dalgası, bu kadar zaman geçtikten sonra ancak beni vurmayı başarabildi.. Ama beni mimleyende Sevgili Ferruh Mavituna.. Blog yazarı olarak yıllardır öncü olan bu kişilikten mimlenmek beni elbette çok sevindirdi. Aslında birazda kendi zorunla oldu ama olsun, Mim 2.0 dalgası bu sonuçta:)
Mimimizin konusu şu; en yakınınızdaki kitabın 187. sayfasını açın, ilk cümlesini bizlerle paylaşın... Son zamanlarda sürekli saldırdığım kitap Cüneyt Arcayürek'in Derin Devlet Darbeler ve Gizli Servisler adlı kitabı.. 187. sayfayı açıyoruz ve.. karşımıza "KF" kod adlı MİT'ten 10 yıl önce ayrılıp bir holdingde güvenlik görevlisi olarak çalışan birinin şu cümlesi çıkıyor: "Gizli servisler arasında işbirliği kaçınılmazdır.."
Sanırım mim görevini tam anlamıyla yerine getirmiş oldu böyle güzel bir yere denk gelerek.. Ve sanırım şimdide en zevkli bölüme geldik, paslama.. Pası Serkan Turgut'a, Burcu Sezer'e ve MaFiAMaX'a yolluyorum.. Haydi bakalım..:)
Gerçekten öldüm bittim bu mevzuda.. Uzun zamandır, gerek açılan sayfanın çok yüklenmesine neden olması, her videonun ana sayfada görünme zorunluluğu, arka arkaya resim yüklemek istediğimde bir türlü içime sinmemesi, sayfayı sıkıcı hale getirmemek için elimden geleni yapmalar falan inanılmaz şekilde canımı sıkıyordu. Bunun için, çözüm, diğer bloglarda da gördüğüm "Devamını oku.." linkiydi.. Ama bundan bir süre önce aradım, bulamadım, vazgeçtim.. Sonuçta bu yaptığım işin içime sinmesini istiyor, anlatmak istediğimi son ayrıntısına kadar anlatmak istiyordum. Ne de olsa benim blogum, beğendiğim gibi olmak zorunda ve ben bu eklentiyi bulacağım dedim ve çıktım Google'ın taşlı yollarına...
Burada farklı kombinasyonlarda aramalar yaparken karşıma MaFiAMaX'ın blogu çıktı. Direk konuya dahil oldum tabiiki. Açıklama şu adreste, aynı şekilde bende buraya kopyalıyorum; Öncelikle site şablonunun yedeğini almalısınız, ileride çıkacak bir sorundan dolayı sonra kapımı aşındırmayın :-)
Diğer bir uyarımda yazımda etiketleri pasif duruma düşürmek için her <...> arasındaki etiketin başına ve sonuna - (tire) işareti koydum. <-head-> etiketinde olduğu gibi. Siz bu kodları kullanırken benim koymuş olduğum - (tire) işaretlerini kaldırın.
Uyarı: Burada anlatılan uygulama Blogger'ın eski (klasik) şablonları için geçerli değildir.
Kodları yerleştirmeye başlamadan önce "Widget Şablonlarını Genişlet" seçeneğinin işaretli olduğundan emin olun. İlk olarak şablonun başında bulunan <-head-> etiketinden hemen sonra
kodunu ekleyin. Etiketini kolayca bulabilmek için şablondaki kodları CTRL+A ile seçin sonra da CTRL+F tuş kombinasyonu ile arama kutusunu açın ve post.body şeklinde arama yapın. Bunları yaptıktan sonra şablonunuzu kaydedin. Bundan sonra yazı yazarken görüntülenmesini istediğiniz yazıyı normal bir şekilde yazıp gizlemek istediğiniz kısmı <-span class="fullpost"->Gizlenecek yazı<-/span-> etiketleri arasına yazmalısınız. Ancak çok önemli bir noktayı sizlere açıklamam gerekiyor. Bildiğiniz gibi kodlama mantığında etiketler içten dışa göre kapanır. Yani;
örneğine bakarsak ilk span etiketini en son <-/span-> etiketi kapatmıştır. Yazılarınızda da <-span class="fullpost"-> etiketini kullanırken bu kurala uymalısınız, aksi takdirde yazınızı böldüğünüz yerden görüntülemek yerine daha farklı görüntülemiş olursunuz. Bu sorun çoğunlukla yazılarınıza still uyguladığınızda başınıza gelir. Ne kadar çok still uygulanırsa bir o kadar span etiketi açılır kapanır.Uygulama da problemler yaşarsanız elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım." Demiş kendisi.. Belki bu anlattıkları çok kolay şeylerdir bazı kullanıcılar için, ama benim gibi, hayatının bilgisayarla olan kısmını oyun oynayarak geçirmiş ve bu işlere hiç bulaşmamış birisi olarak çok istediğim bir bölümü düzenlememi sağladı MaFiAMaX.. İnanıyorum ki, benim gibi bu eklentiyi kullanmak isteyen ama bazı verilere ulaşamayan arkadaşlar, bu yazıyla karşılaştıklarında ne kadar mutlu olduklarını dile getireceklerdir..
Teşekkürler MaFiAMaX.. Haydi artık herkes "Devamını Oku.."sun:))
Ben Alamanyalardayken memleketimde neler olmuş bir göz attım, şunları gördüm;
-Burak Kut'un Komple şarkısının çalıntı olup olmadığı ortalığı karıştırmış, hatta Burak Kut komple telif parasını ödedim demiş:) -Blograzzi'de Blograzzi Canavarı diye bir blog ortaya çıkmış, en aktif blog olmuş, Eda Suner ile sorunlar baş göstermiş, en çok tartışılan konuların başında yine Eda Suner varmış - FB Malup, GS ve BJK Galip gelmiş -Daniel Amokachi yardımcı hocalığını yaptığı Afrika Şampiyonu Enyimba ekibinin başına getirilmiş -TTNet kendini şaşırmış, %50 indirimle yetinmemiş, 256 k sınırsızları 1 Megabite çevirmiş, 2 Mega'yı 69 YTL'ye 4 Mega'yıda 89 YTL'ye düşürmüş, beni benden almış:) -Mastder ve Aşık Memo'nun blogları açılmış: En azından ben yeni gördüm..:) -Burada çizik cd ve dvdlere muz evet yanlış duymadınız muz ile bir çözüm bulunmuş:)) -Windows Live Folders adını Wİndows SkyDrive olarak değiştirmiş ve hizmet kapasitesini 500 mb'a çıkarmış ama Türkiye kullanıcısı olarak görünüyorsanız daha kullanıma açılmamış durumdaymış. -Bunu duyan Google, banane banane benim neim eksik diyip, Gmail Drive'ı geliştirmiş ve hesabı 2000 Mb'a çıkarmış. Aynı zamanda bu özelliği bilgisayarım bölümünde sürekli görüp istediğiniz gibi kullanabiliyormuşsunuz. -Flickr upload arayüzünü değiştirmiş. -Google StreetView San Diego'yu, Orlando'yu, Houston'u ve Los Angeles'i de devreye sokmuş. 4 olan şehir sayısı, 8e çıkmış. -Google Web Geçmişi kullanımını Türkçe olarak yayına sokmuş.
Birde, en ilginci Haitide Ufolar görüntülenmiş.. Ama bu sefer fazla yakından.. Nasıl yani...