Saat: 15:37 | Yazar: Burak Doğan
Limon’u muhtemelen duymuşsunuzdur… Gümüşlükte, “ en lezzetli gün batımı” sloganıyla geçen yazın popüler alternatif miskinleme mekanlarından… Evet bence en doğru tarif bu Limon için çünkü daha kapısından adımınızı attığınızda sakin,sessiz,düzenli ama miskin havayı seziyorsunuz… Herşey çok doğal, çoğu mobilya bile el yapımı… Hemen hemen hepsinde bir detay var, hepsine bir ruh kazandırılmış,bir kimlik; Limon!
Hava hala inanılmaz güzel… Püfür püfür esiyor ağaçların arasındaki bu küçük mekan…

Bu kadar yazılıp çizilen bir yer, bu denli beğeni toplamış madem, bakalım bir menüye neresindeymiş bu Limon’un sihiri,kerameti… Mekandaki her şeyde olduğu gibi menülerde de el emeği göz nuru olma durumu sözkonusu… Çok özellikli olmayan, aslında bilindik standart türk usulü yemeklerin Limon usülüne döndürülmüş şekli diyebiliriz. Sarma, Limonsal bir dokunuş almış… Mantı ve Köfte de öyle… Bu küçük menü gezintisi ardından gözüme çarpan Cevizli-Köy peynirli Erişte yutkundurdu beni… Evet onu istiyorum! Sparişimizi almak üzere Limon’un yerlisi,güler yüzlü bir bayan geldi,başladık sorularımıza… İçecek olarak Limonata istedik, malum Limon’un en çok yazılan içeceği idi… Ama ne yazık ki “ Üzgünüm,Limonatamız kalmadı” yanıtını aldık… Oysa ki benim yine limonum gelmişti :) Tamam o zaman 2 tane limonlu Miller alalım :) Yemek olarak iseeee, Cevizli Erişte alabilir miyim? Yine yutkunarak sorduğum sorunun cevabı hüsran “ Üzgünüm ama Eriştemiz de kalmadı” … Çok güzeelllll, Millerlarımızı saymazsak 2 de 0 ! Tamam o zaman, sarma? “Var” , ya mantı? “ o da var,hem de çok güzel,bizim mantımız farklıdır.” Pekiiiiii Şakşuka? “Hem de yeni yapıldı,sıcaktır.” Hmmm şahane!
Kısa bir bekleme ardından önce şakşuka boy gösteriyor… Yanında sıcak bazlama ve yoğurt ile… Oldukça lezzetli! Hele ki benim gibi bir patlıcan canavarı için biçilmiş kaftan :) Ardından saray sarma ile kızarmış mantı da geliveriyorlar kol kola… Mantı çok güzel, kıtır kıtır… Sarma pek tarzım değil, suyun içinde servis ediliyor, etli ve tombul… Üstelik tuzlukla tanışıklığı olmayan ben bile tuzsuz buldum , sevgilim tuza batırıp yese erik gibi gıkım çıkmayacaktı vallahi :)
Doyduk mu ? Doyduk! Başta da söylediğim gibi mekan süprizlerle dolu, boyanmış minik sandıklar,lambalar, ilginç aynalar, ağaçlardan sallanan boncuklar,birbirinden farklı sandalyeler… Benim gibi obje fotoğrafı çekmeye bayılan biri için tam bir oyuncak kutusu aslında… Bir dolu fotoğraf çektim tabii ki, ama en muzur ikili bunlar…

Biri Limon’un girişindeki eskici, adı Makara Kukara… Bu “makara kukara” dediğimde “makara tukara” diye her defasında yılmadan düzelten Mervush’a gelsin! :) Diğeri ise hem kendim hem de Önil’im için çektiğim bu doğal kaktüs kafa Mickey Mouse :) Çok beğendim! Söküp arabaya koymak istedim… Ciddiyim.. Ama ben bunu söylediğimde sevgilimin bakışları da en az benim kadar ciddiydi… Mickey the kaktüs kafa ile vedalaştık, akşam yemeğine kadar vakit geçirmek için Türkbükü’ne doğru yola çıktık…
Türkbükü sessiz… Oteller dışında mekanlar yeni yeni açılmaya başlamış… Geçen yaz ardından değişen ve yeni açılan bir iki yer var… O küçücük yerin popüleritesine,çekim gücüne kapılıp gelen yeni işletmeler… Ellerinde olsa belki denizi doldurup ikinci bir sahil şeridi yapacaklar Türkbüküne… İnanılır gibi değil… Bir baştan diğer başa sakin bir yürüyüş… Minik bir dondurma molası…
Akşam yemeği istikameti belli ! Sünger Pizza! Şanslıysak terasta güzel bir masa buluruz” diyoruz. Doğru teras’a,her zaman ki gibi kalabalık… Veeee işte o masa boş! Hem de terasın caddeye bakan kısmında… Mükemmel bir hava… Mükemmel bir Bodrum-Kale-Deniz-Marina manzarası… Ve bizim için bir Bodrum klasiği Sünger…

Aslında menüye bile gerek yok… Daha yoldan belli ne yiyeceğim; Beyaz Pizza… Peynir delisi bir insan için biçilmiş kaftan! Jambon da severim zaten… O yüzden bu peynir koması,adı gibi bembeyaz kaplı çıtır pizza tam benlik… ( Uğur’cum,birlikte yine yeni yeniden yeriz umarım arkadaşım ) Sıra sevgilimde, küçük bir göz atma evresi ardından,önceki denenmişlerinden vazgeçip bir “Klasik Sünger Pizza” istiyor… Pizzalarımız gelene dek manzara ve hafif hafif dokunan havanın tadına varıyor,kadehlerimizi “Bodrum bölümü bitmekte olan bu güzel tatilimize” kaldırıyoruz…
İşte bizim çıtırdaklar da geldi… Biradan bir yudum daha, tamam şimdi hazırım sıcak,çıtır bir beyaz peynir lokmasına… Ama o da ne? Peynirlerimi çalmışlar!!! Resmen geçen seferkilerin yarısı kadar peynir var içinde… Ve işin kötüsü, beyaz pizzanın tüm numarası beyazında, yani peynirinde! Sevdiğim lezzetlerin, bazı mekanları benim için anlamlı kılan özel yiyeceklerin günden güne değişmesi en gıcık olduğum şey! Beğendiğin bir lezzeti beğendiğin bir mekanda sabitleyememek sinir bozucu! Neyse diyor, minik dilimler halinde “beyazsız beyaz pizza”mı yuvarlıyorum… Sevgilime bakıyorum, o da çok hoşnut değil sanki halinden, onun da her parçada bi önceki lezzeti arama durumu iştahını keyifsizleştirmiş… Bu sefer var bir şey! Üstelik yaz ortası bir gün de değil, yoğunluktan mı acaba diye soralım, kendimizi avutalım… Yapacak bir şey yok! Bu defalık ta böyle olsun…

Hava güzel… Tam bir bahar akşamı… Sünger macerası ardından otel öncesi ufak bir marina turu…
Yarın sabah Kuum’un güzel kahvaltısıyla güne başlamaca… Ardından diğer sürpriz mecrasına doğru yola koyuluş… Sevgilim ince yol hesapları yapıyor, elinde bir minik harita,bana göstermeden,belli etmeden… Alınabilen tek bilgi; “ Yaklaşık 3 saatlik bir yolumuz olacak sevgilim.” Heyecan dorukta! Kuum Hotel sürprizi ile tavan yapan beklenti-beğeni ilişkisi bakalım ne yöne harekette bulunacak…
Arkası yarın kuşağında paylaşmak üzere, esen kalın, şen kalın! :)
Yazının devamını okuyun...
Etiketler:
Bodrum,
Cafe Limon,
Gümüşlük,
İçmek,
Marina,
Sünger Pizza,
Yemek
|
Saat: 13:03 | Yazar: Burak Doğan
Zamanında bir yazı yazmıştım Pepe Rosso hakkında.. Fiyatlarının gereğinden fazla yüksek, yemeklerinin ise çok iyi olmadığı hakkında.. Tam 2 sene sonra, o yazıma bir yorum geldi.. 19 Eylül 2007'de yazmışım, 28 Eylül 2009'da gelmiş yorum.. Pepe Rosso'nun yeni yerini açtığı birde orayı denemem gerektiği düşüncesini söylemiş "adsız"..
Bu aralar da oraya baya işim düşüyordu, yeni yerini sordum, Gül Sokak'ın Kordon'a bakan köşesinde olduğunu duydum.. Hemen meşhur Kardeşler Büfe'den Kordon'a çıkınca.. Oturduk, ilk açılan Pepe Rosso ile karşılaştırınca yer bulma gibi bir sorununuz hiç yok.. Hem yeni açılmış olması dolayısıyla insanların bilmemesi, hem de yeni mekanın eskisinin ortalama 3 katı büyüklüünde olması yer için muazzam bir alan kazandırmış.. Gittik güzelce oturduk yerimize..
Haliyle yeni personel, yeni bir nokta.. Ama aynı menü, aynı fiyatlar, aynı yemekler.. Bu sefer farklı bir şeyler denemek istedim. ( Tavuk Fajita 14 TL, Et Fajita 22 TL, Sarımsaklı Ekmek ve İtalyan Usulü Sarımsaklı Ekmek fiyatları sırasıyla 5,5 TL - 6,5 TL - 9 TL diye hatırlıyorum. )
Gördüğünüz üzere İtalyan Usülü Sarımsaklı Ekmek (Parmesan ve Fesleğen ile), Tavuk Fajita sipariş ettim ve Sprite istedim yanına da. Misafirim de sadece çorba içmek istediğini söyledi.
Çorba ve sarımsaklı ekmeğin gelmesi kısa sürede olduysa da, Tavuk Fajita'nın gelmesi neredeyse 45 dakikayı buldu. Ancak yemekten sonra bende duramadım, neden bu kadar geç geldiğini sordum. Nedenleri bir nebze mantıklıydı. Yeni açılan bir mekan olduğu için, mümkün olduğu kadar yemekleri bekletip, yeni mekanlarında güzel zaman geçirmemizi istediklerini, şayet daha erken isteseydim daha erken getirebileceklerini ilettiler. Benim seçeneğim ise, baştan bana gelip yemeği bekletip bekletmemelerini sormaları olurdu. Zaman hakkında bir sorunum yoktu, memnuniyetle bekledim. Ama dediğim gibi önceden sormaları daha iyi bir seçenek olabilirdi..
Yemeklere gelince.. Sarımsaklı ekmek (aslında daha çok ince ufak bir italyan pidesi) güzeldi ancak fiyatını düşününce çok da mantıklı gelmiyor. Tavuk Fajitas, çok güzel değildi ancak kötü de demek yanlış olur. Benim normlarıma göre 7/10 gibi. Tavuklar daha ufak kesilebilir, yeme zorluğu minimuma indirilebilirdi bir de.. Fajitas'ın en güzel yanı soslarıydı. Hem benim kese yoğurdu diye direttiğim, mekanın ise kendi özel ekşi yoğurdumuz dediği yoğurt, hem guacamelo sos hem de acı sos gayet güzeldi..
Sonuç olarak, evet geçen sefer gittiğimden daha güzel, daha ucuz ( 2 senedir fiyatlar aynı diye düşündüğümden bu da.. En azından zam gelmemiş.. Yoksa hala gayet yüksek..) ve en güzeli sıra beklemeden yenmiş bir yemek. Çorba + Sarımsaklı Ekmek + 1 içecek + Tavuk Fajitas + 2 Çay = 35,5 TL hesap..
Benim için yeni bir seçenek oluşmuş gibi.. Bir kaç sefer daha gittikten sonra fikrimi sabitlerim diye düşünüyorum.. En azından o önyargımı kırdım ve gidilebileceğini gördüm.. En nihayetinde şimdilik herşey dahil bir 6/10..
Menü ve diğer ayrıntılar için www.peperosso.com.tr
Yazının devamını okuyun...
Etiketler:
Kordon,
Pepe Rosso,
Yemek,
Yeni,
Yenilik
|
Saat: 11:44 | Yazar: Burak Doğan

Köşebaşı'nın sitesine girdiğinizde, "Dünyanın En İyi 50 Restoranından Biri" yazısıyla karşılaşıyoruz ilk önce, buda bizi elbette orayı okumaya yönlendiriyor. Gerçekten oradaki 3 cümle etkileyici.. Aynısını burada sizlerle paylaşıyorum:
Conde Nast Traveler dergisinin 14,000 üyesi tarafından "dünyanın en iyi 50 restoranından biri" seçildi. Aynı zamanda "Uluslararası Turizm, Otelcilik ve Catering Endustrileri ödülü"ne de Türk mutfağını en iyi yansıtan restoran olarak layik görüldü. Dünyaca ünlü Time dergisi Köşebaşı'nı "İstanbul'daki en iyi kebap restoranı" olarak tüm dünyaya duyurdu.
Bu etkileyicilkten sonra gelelim görüşlere, yorumlara, yemeklere..
2'si yurt dışında olmak üzere (Atina ve Sao Paolo) 14 şubesi bulunan Köşebaşı'nın bu etkileyici geçmişini ilk gittiğimde öğrenememiştim, bu sefer gitmeden önce öğrendim, dersimi çalıştım öyle gittim yani..
İzmir'deki Selway Outlet Park'ın tam karşısına tabiri caizse "kurulmuş" olan Köşebaşı, şehrin en güzel manzaralarından birine sahip. Dekorlarınıda yeni değiştirmişler, gayet iç açıcı olmuş.. Masaya oturduğumuzdan itibarende sırasıyla herşey son zamanlardaki en başarılı ayrıntılardı..
Garsonlardan gülmeyen, asık suratlı ya da size yardımcı olmak için kendini paralamayan kimse yoktu.. Ellerindeki az ama öz menü ile, bu kadar mükemmeli başarılamazdı herhalde.
Önce bir balon geliyor, ardından toros ve gavuırdağı dedikleri salata ile fındık pide ve fındık lahmacun. Tabiiki yanında Erzincan tulumu ile servis ediliyor.. Ve daha ara sıcaklar gelmeden doymaya yaklaşıyorsunuz, Hiçbirisinde en ufak bir yanlışlık yok.. Yemeğin tadından servisine kadar.
Ara sıcaklarda (aslında ara sıcak diye bir kavram yok, ben sadece yemek öncesi yediğim çöp şişten ara sıcak olarak bahsediyorum) gerçekten etkileyici. Evet ben ana yemeği ara sıcak olarak nitelendiriyorum çünkü yemekten önce bunu mutlaka geçiyorum. Çöp şişi çok severim ama sadece 1 yerde yerdim, oda Aydın Ortaklar'daki Çöp Şiş'çi yarım asırlık Necatiydi, burası ikinci oldu düşünün..
Ve ana sıcaklar.. Tarsusi'yi mi anlatsam, Şaşlık Kebabını mı yoka Patlıcanlı kebabı mı.. En iyisi hiçbirini anlatmayayım, kendimi zor tutuyorum, o kadar güzeller.. Ardından gelen dondurmalı irmik helvası ve/veya künefe, sizi ordan patlayacak duruma getirip öyle gönderiyor.
Peki ya fiyat.. Orası biraz pahalı elbet, sonuçta bu kadar kaliteli bir mekanda yemek yiyoruz.. Tek örnek vereyim: Balon, salatalar, fındıklar, bir adet çöp şiş, bir adet şaşlık kebabı, iki adet alkolsüz içecek, yanında istediklerinize göre 55-60 YTL civarında tutuyor..
Benim şu aralar, en keyifle yemek yediğim yer Köşebaşı.. İşallah çizgilerinden hiç vazgeçmezler..
Yazının devamını okuyun...
Etiketler:
İzmir,
Köşebaşı,
Yemek
|
Saat: 15:09 | Yazar: Burak Doğan

Ben memnuniyetsiz insan, bu sefer beklediklerimi almanın zevkiyle karşınızdayım.. Ve elbette yardımcım Cafe Melanie ile beraber :)
Uzun süredir beni memnuniyetsiz insan olarak tanımlayan arkadaşlar, herhalde bu yazımdan sonra ne yedin abi bu kadar da anlatıyosun diyecektir:D
Gelelim Cafe Melanie'ye.. Kordonda, Pepe Rosso'nun yanında bulunan bu Cafe, en son Pepe Rosso faciasından sonra kendimize gelmemizi, Kordona dönmemizi sağladı. Kendi sitesi olmadığı için bu linkten aradığınız bilgileri alabilirsiniz. Gelelim ayrıntılara..
Pazar gündüzdü oturduğumuzda, hava süper, t-shirtler ile takılıyoruz, ama İzmir havası bu belli olmaz diye temkinide elden bırakmıyoruz.. Arkamızda Barcelona A.Madrid maçı açık arada bir kafamızı ona çeviriyoruz, keyfimiz yerinde ve sipariş safhası..
Sipariş almaya gelen abimiz son derece kibar, son derece yardımcı olma çabası içinde.. Mükemmel bir karışık sıcak tabağı kestiriyoruz gözümüze ve onu söylüyoruz, yanınada çıtır soğan isteğimizi belirtiyoruz. Önce anlamamışa benziyorlar ama herşey hallolacak ya, onada tamam diyorlar.. Hava bu sırada kararmaya başlıyor, dolaysıyla soğumaya başlıyor ve bize özel şallar geliyor hemen içerden..
Galatasaray maçının başlamasıyla da, yemeğimiz geliyor. Normalde iki kişi için hazırlanmış bir tabak ama, bu bir akşam yemeği için en az 3 kişilik. 4 ayrı börek çeşidi, bir dolu elma dilimli patates, tavuk şinitzel, hellim peyniri, sosis tava, mantar, kaşar pane, kalamar.. Varda var yani.. Ye ye bitmiyor, 1 saatte bitiremeyip dama diyoruz.. Bu arada, çıtır soğanlarda, közlenmiş soğan halinde geliyor ama tadıda bir o kadar güzel. Anlaşılmadığı belliydi ama çözüm inanılmazdı:D
Servis güzel, yemeklerin tadı güzel, porsiyon büyük, yer güzel, müşteriye ilgi had safhada ve maç yayını var.. Ben bu sefer beğendim. Başka yemeklerini bilemem ama dün akşam çok zevk aldım yediklerimden.. Tebrikler, Başarılar..
Yazının devamını okuyun...
Etiketler:
cafe melanie,
İzmir,
Kordon,
Yemek
|
Saat: 12:19 | Yazar: Burak Doğan

Günlerden başka bir gün, kendimi kordona atıp birşeyler yemek istedim gün batımında.. Karşımda gün batımı, önümde nazlana nazla yiyeceğim bir pizza ve kız arkadaşımında yemesi için bir Fajitas söyleyelim dedik, herşey ondan sonra başladı..
İzmir, baharda bir başka olur.. Kendinizi kordona atmak istersiniz, o deli sıcak yokken ve hala üzerinizde tişört ile dolaşabilir durumdayken.. Konak Pier'den başladık yürümeye, daha saat 18.30, 8'e doğru bir yerlere otururuz dedik.. Daha 19.30 olmadan, 1 sene önce gittiğimiz Pepe Rosso'da bulduk kendimizi. Geçen sefer gittiğimizde hem yemeklerden hem fiyatlardan çok memnun kalmıştık, yine öyle bir şey bekliyorduk ama arada bir fark vardı.. Mekanın dekorasyonu yenilenmişti..
Bu değişikliğin elbette mutfağa artı olarak yansıyacağını düşünüyorduk.. Sonuçta yenilenmiş dekor, yeni mutfak, yeni tatlar demekti.. Siparişlerimizi verdik.. 1 adet Pizza ve 1 adet Fajitas.. Gelmesi çok uzun sürmedi, ama yemesi biraz uzun sürecekti.. Daha doğrusu yemesi de değil, onu hazmetmesiydi olay..
Pizza, bildiğiniz Pınar dondurulmuş pizza ayarında bir pizza. Büyüklüğü neredeyse aynı, tadı neredeyse daha kötü.. (Fiyatı 14 YTL) Fajitas ise, bugüne kadar hiç karşılaşmadığım 6 büyük et parçası şeklinde (sanki böyle büyük elma dilimli patates gibi) ve yanında 2 adet koklatılmış sos.. (22 YTL) Görünüşe kanmayalım belki yemekler güzel çıkar dedik, ikiside bize hiçbir şey vermedi.. Ben bir gurme değilim, ama yediğim şeyin en azından nasıl birşey olduğunu anlayabilirim. Her ikiside vasat derecesine yaklaşmaya çalışıyordu..
Yemek kötü, verdiğimiz hesap cabası, birde bütün akşam mide ağrısı her ikimizde de.. Sanırım bundan sonra baya bir süre Pepe Rosso'ya uğramayız artık.. Yinede adresini çok merak ettiyseniz, günbatımını izlemek isterseniz, oturur yanında bir kahve içerim derseniz saygı duyarım afiyet olsun derim.. Ama ben yediklerimi malesef beğenmedim..
www.peperosso.com.tr
Yazının devamını okuyun...
Etiketler:
İzmir,
Kordon,
Pepe Rosso,
Yemek
|
Saat: 16:49 | Yazar: Burak Doğan
Günlerden Cumartesi.. Yerde İstanbul'un en ünlü mekanlarından biri. Sabah'ın yazdığı habere göre, gelinle damat düğünden 3 gün önce kavga eder ve 80.000 YTL'lik düğünü iptal etmek için toplamda 50.000 YTL'nin cepten çıkması gerekmektedir. Esas olanlar bundan sonra başlar..
Damat, cozutur ve ha 50 milyar vermişim ha 80 milyar diyerek bu parayı ödemeyi kabul eder ve konuyu Vali Yardımcısına açar. Bu davetin yerinde, aynı menüyle aynı çalgıcılar :) vardır ama davetliler aynı değildir. Tamamı İstanbul ve çevresindeki çocuk esirgeme kurumları, Darülaceze ve kimsesizlerden oluşan bir grup gecenin keyfini çıkarmaya çalışmaktadır. Onlarda orda ne olduklarının farkında değildir ama, maksat gecenin tadını çıkarmaya çalışmak.
Vali Yardımcısınında 1 gün içinde bu kadar kişiyi oraya taşınması için seferber etmesini sağlamak çok kolay iş değil. Ama demekki oda inanmış bu projeye, oda farklılık yaratmak istemiş, onada teşekkür ederiz milletimiz adına..
Ve bu "projeyi" ortaya çıkaran kişi. Gerçekten helal olsun. Böyle bir zamanda böyle iki kareyi birbirine bağlayabilmek çok zor. Ortada ne gelin kalmış ne damat ne de huzur. Ama böyle bir zamanda, böyle bir hareketi düşünerek bunu yapan kişi gerçekten kalbi tertemiz, ihtiyaçlı kişileride düşünen, 1 gecelikte olsa onları mutlu etmek isteyen kişi olsa gerek. Tebrik ediyorum kendisini ben şahsen.. Memleketimizin her şekilde desteklenmesi, eğitim görmesine yardım edilmesi, yetiştirilmesi gereken insanları var.. Mesela bu akşamla 10 kimsesiz çocuk hedeflerini büyütmemişmidir..?
Kaynak: Sabah
Yazının devamını okuyun...
Etiketler:
destek,
Güncel,
insaniyet,
İstanbul,
sabah,
Yemek
|
Saat: 12:38 | Yazar: Burak Doğan

Daha öncede yazdığım gibi, Cumartesi günü doğumgünümdü.. Tekrar burdan doğumgünümü kutlayan, varlığını hissettiren, hatırlayan arkadaşlarıma çok teşekkür ederim. Hatırlamayanlarada kızamam, çünkü bende hiç hatırlamam, atlarım hep:)) Neyse..
Doğumgünümün gecesi, Çeşme'nin Ayayorgi koyunda, Granada'nın içinde açılmış olan, İstanbul'da da şubesi olan Mezzaluna'da yemek yiyelim dedik dostlarımla.. O mükemmel manzarada yenilen yemeğin önce artılarını sonrada eksilerini paylaşayım sizlerle..
Yemeğe gitmeden 2 gün önce yer ayırtılmıştı zaten. Dolayısıyla, muhteşem manzarası olan Ayayorgi koyunda, denize 20 cm mesafeden oturup manzaranın keyfine bakmaya başladık. Bir baştan bir başa Ayayorgi koyu, Shayna, Paparazzi, Sole Mare ve Granada ile çok güzel bir ışık topluluğu yaratmış durumda.. Hele hafif esinti ile, çok sıcaktanda kurtulmuş, yerimizde mükemmel muhabbetler döndürüyorduk..
Soğuklar az başarılı, şarap (kendiniz seçince haliyle) başarılı, ara sıcaklar orta halli, yemekler ise başarısızdı. Gelen 6 yemeğin 6 sıda soğuktu. Ve yemekler soğuk geldiğinde alınıp, 2 dakika mikroda ısıtılıp geri getirildi.. Bu kadar.. Muhtemelen her akşam dolu olduğu için kapasite arttırıldıkça arttırılmış, sandalyeler bütün Granada'nın tahta iskelesini dolduracak kadar çoğalmış ve servis gittikçe düşüşe geçmiş. Çalışan sayısıda muhtemelen az olunca dahada beter hale gelmiş ve insanlar isyan eder hale gelmiş.
2 gündür tanıdıklarıma ne zaman Mezzaluna desem, çok kötüymüş değil mi seslerini duyuyorum. İşallah yakın zamanda düzeltirler. İzmir'de Konak Pier'deki şubeleri gerçekten çok başarılıyken, Çeşme'nin bu hale gelmesi yazık. Manzara bu kadar güzelken, mekan bu kadar güzelken, insan yediklerinden leyif alamayınca, gerçekten çok hoş düşüncelerle ordan ayrılmıyor..
Yazının devamını okuyun...
Etiketler:
Ayayorgi,
Çeşme,
Mezzaluna,
Yemek
|
Saat: 13:14 | Yazar: Burak Doğan
Alaçatı'nın en meşhur caddesi olan Kemalpaşa Caddesinde bulunan Yaya Restaurant'taydım dün akşam.. Burası hakkında çıkan reklamlardan sonra ilk önce size biraz genel bilgi vermek, ardından da düşüncelerimi söylemek istiyorum.
Sabah saat 9.00'dan gece saat 02.00'a kadar açık olan Yaya Restaurant'ta oturma kapasitesi 120 kişi, bahçenin alanı ise 650 m2 civarında, oturma alanı ise 300m2 kadarmış. Alaçatı'nın Kemalpaşa Caddesi'nin üzerinde olan 4 adet masası, arka tarafındaki bahçesinde cuma gecesi sayabildiğim 20 masası vardı. Ama daha bahçenin devamı kullanılmamış, belki sadece rezervasyona göre belirli sayıda masa açılmıştı. Alaçatı'nın belki en güzel, belki de en kötü özelliği (kişiden kişiye değişir) masaların dip dibe olup, sokaktan geçen insanların neredeyse tabakların içine düşmek üzere olduğu bir ortamı olduğu.. Kimisi bu ortam yüzünden Alaçatı'yı tercih eder, kimisi de bu yüzden tercih etmez.. Ama Yaya'nın durumu farklı. Bu durumdan rahatsız olan kişiler, Yaya'yı kesin olarak ziyaret etmeli. Arkasında bahçesi var ve bu bahçe rahatlık kazandırmış, masa araları uzak ve yapılan dedikoduların diğer masalardan duyulması çok güç:) Bunu beğenmeyen kişilerde mutlaka olacaktır:)
Masalarda, ortamın genişliğine göre ufak tutulmuş. Hele 5 kişilik rezervasyonu, 6 kişilik bir masaya değilde 4 kişilik masaya yerleştirince sorun daha da büyümüş. 4 kişilik bir masada 4 kişi oturuyor gibi değerlendirince bile 1 soğuk tabağı ve 1 salata bile zar zor sığıyor masaya. Heleki büyük tabaklarda küçük olması muhtemel içerikli birşeyler söylüyorsanız masa baya sıkışıyor.
İçeri girer girmez sizi karşılayan güzel bir bar ve az sayıda bistro var. Şayet yemekten sonra uğramak istersenizde güzel bir seçenek yani. Yalnız şunu belirtmektede fayda var, dün akşamki masaların yaş ortalaması 40'tan az değildi hatta daha fazlaydı bile diyebiliriz. Haliylede biraz ağır bir hava mevcut.
Menüde seçenek çok fazla yok ancak yemeklerin hepsinden son derece hoşnut kaldık. 4 adet makarna, 6 adet toplam ana yemek, 4 adet tatlı sayısı buna örnek olarak verilebilir. Tutmaç (kızartılmış üçgen mantı'nın yoğurt ve sosla sunulması), Boşnak Pastırması ve Rakılı Çilek mekanın özel önerileri.
Sonuç olarak, Alaçatı'da olup ama kıç kıça oturup, insanların içinize düşercesine sizi izlemesindense, rahat bir ortamda, başkalarının dedikodularını dinlemek zorunda kalmadan, güzel bir servis eşliğinde güzel bir yemek arıyorsanız Yaya size göre.. Beğendim mi? Beğendim..
Yazının devamını okuyun...
Etiketler:
Alaçatı,
Çeşme,
İzmir,
Yaya,
Yemek
|