Sezen Aksu, zamanının İzmir Kız Lisesi mezunu, şehrini o kadar iyi tanıyor ki.. Son zamanlarda yaptığı albümlerde tek tük güzel şarkılar çıkıyordu ama bunun kadar güzelini görmemiştim.. Benim için en güzel Sezen şarkıları Top 10'a girdi bile.. Hangi şarkıdan mı bahsediyorum? İzmir'in Kızları elbette..
Şehri, şehrin yaşam tarzını, şehirde yaşayanları, haliyle yaşayan kızları, yaşayarak öğrenmiş Sezen. Bundan önce "Kalbim Ege'de Kaldı" adlı şarkısıyla zaten Ege'nin ona neler hissettirdiğini göstermişti ama, bu şarkı çok daha farklı. Kalbim Ege'de Kaldı şarkısını söylerken konserlerinde, gözünden yaşlar süzülür Sezen'in dikkatli bakarsanız.. İzmir'in kızlarında ise, ne kadar eğlendiğini, gençliğini nasıl yaşadığını, fırlamalıklarını, balkonlardan verdiği konserleri anlatıyor.. Ve gerçekten önemlisi, içinden, hissederek söylüyor.
Eminim ki, bu sene İzmir'de Sezen Aksu'nun ilk konserini izlemeye giden bayanlar, genciyle, yaşlısıyla, bu şarkıyı ilk duydukları andan itibaren kendilerinden bir parça bulmuşlardır. Eğlenceli, fıkır fıkır bir şarkı İzmir'in kızları... Biz İzmirli erkeklerinde çok güzel anlayacağımız dilden yazılmış.. Çünkü günü geldiğinde çocuklarıyız o kızların, günü geldiğinde sevgilileri, günü geldiğinde de abileri, babaları.. İzmir'in kızları, çırasını yakar adamın...
İZMİRİN KIZLARI
İzmir'in kızları bir elinde de cımbızları Dişidir, anadır, efedir gidinin tatlı huysuzları Çıktılarmıydı ipek çoraplarla kordon boyuna Savaşta da, aşkta da esaslıdır kadın duruşları Hiçbir topuk tıkırtısı bu kadar Davetkar çalamaz Bir göz vuruşuyla yerle bir eder Böyle bir şey olamaz
İzmir'in kızları Korku yok kitabında Çal bre bir harman dalı, Delikanlı makamında
İzmir'in kızları Ayıptır söylemesi laf aramızda Sevişe sevişe de ölür, Dövüşe dövüşe de icabında Baba sen de ne biçim takardın Kısacık eteklerime benim Merdiven altında Dizimden belime kıvırıverirdim
Balkona çıkar makber okurdum Köprü inlerdi Öyle sert sert bakardın ki Ay! zor yetişirdim
Baba sen anasına bakıp da Kızını almayacaktın Küfürlerine anneannemin Öyle gülmeyecektin
Daha görür görmez Cigarasını tellerdirdiğini Şehriban Hanım'ın Su yeşili gözlerine dalmayacaktın
50. Grammy ödüllerinde, daha önceden sızdırıldığı gibi, Beyoncé ile Tina Turner çok güzel bir düet gerçekleştirmişler.. Tina Turner'ın sahneye çağırılış biçiminden, onunda Beyoncé'yi davetinden çok etkilendim. Güzel bir çalışma, Grammy ödüllerinde harika bir sinerji yaratmış. Peki Beyoncé ile aynı sahneyi paylaşan Tina Turner kaç yaşında dersiniz? Müziğin divası tam 69 yaşında! o sahnedeki performansını izleyince inanmak bile istemeyeceksiniz! Hala o mükemmel sesi ile dimdik ayakta! 69 yaşında ve sahnede Beyoncé kadar dans ediyor neredeyse.. Bize birşey demek düşmez karşısında, saygı duymak ve görüntülerini yayınlamak düşer..
Dünyanın tombul Tenoru, belkide 1 numarası hayata gözlerini yummuş.. Belkide 1 numarası diyorum, çünkü bu işten şahsen anlamam.. Ancak herkes tarafından bu şekilde niteleniyorsa demekki haklı yanı vardır.. Bu vefat üzerine, Hürriyet Gazetesi'nde, Reha Erus çok güzel bir yazı yazmış.. Bu yazıyı sizinle paylaşmak istiyorum..
En büyük korkusu sevdiklerini kaybetmekti; oysa sevdikleri onu erken yitirdi.
En büyük çekincesi de detone olmaktı. Bir keresine yarım nota atladığı için eleştirmenler kıyametleri kopartmış, o da paniğe kapılarak sahnelere veda etmeyi bile düşünmüştü.
Üç kez söyleşi de bulunmuştuk. Meslek hayatının en kötü günlerini Ankara Devlet Operasında geçirdiğini itiraf etmişti. Maaşlı tenor başarısız diye ülkesine geri gönderilmiş. Henüz Operada ilk adımlarıymış. Gerekçe olarak “Gevrek” sesli ve hafiften toplu olduğu ve sahneye yakışmadığı gösterilmiş. Sonradan o gevrek sesi ve tombul vücudu ile sahneyi doldurup başarıdan başarıya koşarken ve “Big Luciano” adını alırken, lirik dünyasının 1 numarası olup çıkmıştı.
Gırtlağına düşkündü. Her konseri, her opera gecesi mutlak sofrada biter tıka basa yerdi. Makarnaya ve özellikle Carbonara'ya zaafı vardı. İyi de şarap içerdi. Zaten doğup büyüdüğü Emiglia Romagna bölgesi, İtalyan mutfağının gurme merkeziydi. Yalnızlıktan çekinirdi. Aşiret gibi sevdikleri yanında dolaşırdı, turnelere çıkardı. Tam 17 kez diyet yapmaya çalıştı. Ama başaramadı. Damak tadı ağır basıyordu.
New York Metropolitan Opera Sarayı sanki eviydi. Zaten operaya veda konserini burada vermiş daha sonra “Pavarotti'nin mesleğe veda” konserlerini başlatmıştı. Ama ünlü Trio'nun oluşması yaşamının en anlamlı sanat eseriydi. Placido Domingo, Jose Carreras ve kendisi. 1990 İtalya Dünya Futbol Şampiyonası sırasında Terme di Caracalla harabelerinde verilen o inanılmaz konser, tam 123 ülkede canlı olarak ekranlara gelmişti.
Ardından dünyayı turlamak. Bir ara pop müzikle lirik müziği sahnede “Pavarotti and Friends”lerle özdeşleştirdi. Zucchero, Lucio Batista, Gianni Morandi, Elton John ile düetler yaptı. 137 kiloya çıkınca beli ağırlığını kaldıramadı. Bel fıtığı ameliyatı, “Veda” konserlerini yarıda kesti. Bir yıl boyunca tahta üzerinde yattı. İyileşince bıraktığı yerden "Pavarotti'nin Veda” konserlerini sürdürdü. Amacı Modena'daki villasına çekilip ikinci eşi, eski sekreteri Nicoletta Mantovani ve küçük kızına daha faza zaman ayırmak, dostlarıyla hoş saatler geçirmekti.
Şili'nin başkenti Santiago'da konserini sahnede başlayan sırt ağrıları ile yarıda kesmek zorunda kaldı. Bel fıtığının tekrarlandığını sanmıştı. Oysa en ölümcül hastalık olan pankreas kanserine yakalanmıştı. Kendisini ameliyat eden doktora “Ne kadar ömrüm var?” diye sormuştu. Yanıt yerine karşısında boğazı düğümlenen bir akademisyen gördü. “Anlaşıldı” diyerek ölüme ne denli yakın olduğu gerçeğini gördü. Modena'da ki villasına çekilerek tam donanımlı bir sağlık merkezi kurduttu. Kemoterapiler burada start aldı. Yavaş yavaş kilo vermeye başladı, iştahsızlık günlerinde çok sevdiği makarnasını bile yiyemedi. Tek tesellisi kızı Alice'ydi. 56 kiloya düşmüştü. Geçen ağustos ayında bir gece fenalaştı. Hastaneye kaldırdılar. İki hafta kaldı ve gerisin geriye evine gönderdiler. Çünkü evinde ki yatağında ölmek istemişti ve Pavarotti bu sabaha karşı arkasında milyonlarca hayranını bir o kadar da eserini bırakarak son nefesini verdi.