Ege Üniversitesi Senato Duyurusu

0

Saat: 14:44 | Yazar: Burak Doğan


Karar:
Ege Üniversitesi Senatosu 31 Ocak 2008 tarihli toplantısında, yüksek öğretim kurumlarında türbanın serbest bırakılması konusundaki gelişmeleri tartışmış ve konuya ilişkin görüşlerini bir basın bildirisiyle kamuoyuna açıklamaya oybirliğiyle karar vermiştir.

Ege Üniversitesi Senatosu Duyurusu


Yüksek Öğretim Kurumlarında türbanın serbest bırakılması konusundaki gelişmeler, toplumun çeşitli kesimleri gibi, Ege Üniversitesi Senatosu tarafından da endişeyle karşılanmaktadır. Bugüne kadar üniversitelerimizde, cumhuriyetin ruhuna uygun olarak yapılan kılık kıyafet düzenlemeleri, büyük ölçüde yerleşmiş ve bu uygulamaların haklılığı, hem Anayasa Mahkemesi ve hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarıyla sabit olmuştur.

Hal böyleyken, son günlerde, iktidar partisinin uzun zamandan beri dillendirdiği gibi ‘üniversitelere türbanı sokma’ politikasına yönelik çabaların hız kazanması, cumhuriyetin kuruluş ilkelerine yürekten bağlı olan Ege Üniversitesi mensuplarında büyük bir rahatsızlık yaratmıştır. Zira aklı ve özgür araştırmayı, serbest düşünce ve çağdaşlığı öne çıkaran bu ilkeler, sadece bir devletin değil, aynı zamanda bilimsel inceleme ve araştırmayı şiar edinmiş üniversiter kurumların da temel ilkeleridir.

Üniversite senatomuz türbanın bir özgürlük göstergesi olmadığı, aksine özgür ve özerk insanlar yetiştirmeyi engelleyen bir kalıp olduğu kanaatindedir. Üniversite ve özellikle de cumhuriyetin üniversitesi, siyasal sembollerin boy gösterdiği ve nüfuz alanını genişletmek için mücadeleye girdiği bir platform değildir.

Türban sorununu, bir demokrasi sorunu gibi göstermek, eğer bir siyasal strateji değilse, büyük bir haksızlıktır. Bu sorun, türbanı insan hakları ve özgürlük çerçevesinde sunanların gayretleriyle büyütülmüştür. Bir cumhuriyette eğitim kurumları, kamu alanında yer alırlar ve tüm kamusal alanlar gibi, özel alanların dinamiklerine göre yönlendirilemezler. Kamu hizmetinde; özel bir renk, özel bir inanç, özel bir etiket sözkonusu değildir. Bu nedenledir ki eğitim kurumları, ayırt edici işaret ve sembollere kapalı kalmak durumundadır.

Bu ülkenin yurttaşları olarak nasıl bir toplum istediğimizi düşünmeliyiz. Modern demokrasilerle aynı dünyada yer almak istiyorsak, toplumdaki farklılıkları bir arada yaşatmanın vazgeçilmez yolu olan laiklik ilkesini, her fırsatta sorgulamaktan, günün gereklerine göre yeniden ve yeniden tanımlamaktan, sürekli olarak zedelemekten ve aşındırmaktan özenle kaçınmak zorundayız.

Ege Üniversitesi Senatosu tüm ilgilileri ve yetkilileri, bir kez daha düşünmeye, kurallarla oynamak yerine sorumlu davranmaya çağırır. Cumhuriyetin esaslarını zedelemek yerine aklın ve bilimin gereklerine saygı duymaya davet eder.

Kamuoyuna saygılarımızla.
Yazının devamını okuyun...

Çene Altından Bağladık, Laiklik Kurtuldu!

0

Saat: 09:19 | Yazar: Burak Doğan

"BAŞINI açanlar laik de, örtenler değil mi?. Başını örten laik olmaz mı?. Olur.." Kim diyor?.. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan.. "Kişi laik olmaz. Devlet laik olur.." Bunu kim diyor?.. Aynı Recep Tayyip Erdoğan.. Yani hem "kişi laik olur" hemde "olmaz" diyen ta kendisi.. Başörtüsü olayının tartışılmaya başladığından bu yana çeşitli çıkışlar yapanlar mı ararsınız, bu konuya destek verenlerin yorumlarını mı ararsınız yoksa, Danıştay'a, rektörlere uzaktan yüksek sesle bağıranları mı ararsınız.. Etraf çok karışık.. Önce şu başörtüsü mevzusu başladığından beri, çeşitli AKP'li Belediye Başkanları'nın ve Milletvekillerinin yorumlarını bir inceleyelim. Sonrada son uzlaşma metinlerine gelelim..

İlk önce AKP Konya Milletvekili Hüsnü Tuna'nın 2 gün önce türban serbestisi konusundaki, "Hedefimiz kamu hizmeti veren personelde de böyle bir yasağın olmamamasıdır" açıklamasını dinledik.. Bu tabiiki sadece aralardan çıkan bir milletvekilinin düşünceleriydi.. AKP ile bağdaştırılamazdı. AKP'nin böyle bir düşüncesi kesinlikle yoktu.. Yorum yapılacak fazla bir durumu yok zaten.. Ardından..

Ardından, Isparta'nın AKP'li Belediye Başkanı Hasan Balaman dün bir 'aşama' daha ileriye götürdü. Türbanlı bir kadının belediye başkanı veya daire başkanı da olabilmesi gerektiğini savundu ve bunu cimlelere döküverdi.. Başörtülü MHP'li yok mu’, ‘Başörtülü CHP'li yok mu’ diye sorup ‘Var’ yanıtını alan Balaman, Milliyetçi Hareket Partisi’nin sadece üniversitelerde başörtünün serbest bırakılmasına yönelik düşüncesi olduğunu belirtti. Başkan Balaman, “Böyle birşey olmaz. Yasak her yerden kalkmalı” dedi. Tabii, daha önce sadece bu açıklamalardan dolayı kapatılan partiler olduğu akla gelince, AKP Balaman hakkında inceleme başlattı..

Ardından AKP Gaziantep Milletvekili ve Kadın Kolları Başkanı Fatma Şahin, bu konuda görüş belirtmiş..

"Bizim önceliğimiz eğitim hakkının verilmesidir. Ortada eğitim hakkı mağduriyeti var. Anayasa’da ’hizmet alan ve hizmet veren’ diye bir düzenleme yaparsanız, ihtiyaca cevap vermez. Kamuda çalışanların türban takması konusunu bugünden konuşmak yanlış olur. Çünkü konjonktür uygun değil. Bir gün gelir, kurumsal mutabakat sağlanır, ’tüm yasakları kaldıralım’ noktasına gelinirse, o gün kamuda çalışanların türban takması konuşulabilir. Bunu şimdi konuşmak sıkıntı yaratır. Ülkede uzlaşmanın temini önemli. Adım adım gitmek lazım. Eğitim hakkının verilmesine ilişkin adım atılmadan, kamuda çalışanların tartışmasını yaparsak, eğitim hakkı da çözümsüzlüğe gider."

Bu 3 açıklamadan sonra zaten pek bi ayrıntıya girmeye gerek yoktur sanırım.. "Laiklik" kavramı, tamamen din ile devleti ayırırken, biz kamuya yavaş yavaş türbanı yediririz diyorlar. Bu Anayasanın 2. maddesinin düpedüz çiğnenmesidir.. Haa eğer bunu biz referandum ile yapıcaz diyorsanızda, millet referandumda şeriat istese onuda mı vereceksiniz?

Sonunda türban konusunda bir sonuca varıldı.. Komik bir şekilde şekle bağlı kalındı ve formülün adıda GATA Formülü oldu. "Başörtüsünü türban formunda değil de, çene altından fiyonkla bağlarsan sorun yok. Tamamdır. Rejim tehlikesi artık ortadan kalkmıştır.
Meğer bütün mesele kafanın içinde ne olduğunda değil, bazılarının başlarını siyasi bir mesaj amacıyla örtmeleri falan değilmiş. Sorun fiyonktaymış. Örtünün ucunu alttan çevirip, arkaya doğru atmadığın zaman Atatürk Devrimleri'ne bağlı, laikliğe inanmış, dini siyasallaştırmayansın. Yok eğer çene altından fiyonk atmamakta direniyorsan tehlikelisin. Ne basitmiş Atatürk Devrimleri'ne karşı çıkanları ortadan kaldırmak. Bu basit çözümü yıllardır bulamayıp, ülkeyi gerim gerim gerenler utansın. Çene altından atılan bir fiyonkla herkesi laik Cumhuriyet'e bağladık.
Bravo!"

Fatih Altaylı'dan mükemmel bir analiz, türban sorunu çözümlemesi.. HEr ne kadar kendisini sevmesemde okurum.. Bazen kendisine daha çok sinirlenmek için, bazende arada çıkan eğlenceli Galatasaray hikayeleri için.. Ama bu sefer söylenmesi gerekeni söylemiş..

Isıtılan tavadaki kurbağa misaliyiz.. Dönün 10 sene önceye.. Şu anda olanları görseniz..

Yazının devamını okuyun...

Anayasada Atatürk İlke ve İnkilaplarına Gerek Yok!!!!

4

Saat: 11:38 | Yazar: Burak Doğan


Ve işte yavaş yavaş %47 kendini göstermeye başladı.. Bu söylenenler, söylenmeye cesaret edilenler, Atatürk'ün kemiklerini sızlatır, bizleri tamamen karanlığa sürükler.. Haydi herkes bunada destek olsun, herkes bu düşünceye ortak olsun.. Böyle bir Anayasaya destek versin.. Gerçekten sonumuz hiç iyi değil.. Bunlar, ya kiminle dans ettiklerinin farkında değiller, ya da başlarına ne geleceğinden habersiz konuşuyolar.

2 gün önce Vatan gazetesinde çıkan haberde Malezya'nın durumunu gördük. Bırakın Laiklik istemeyi, ülkede Laiklik kelimesini kullanmak bile yasak hale getirilmiş. Haberi buradan da okuyabilirsiniz.

Her okuduğumuz haber bizi korkutmaya, her yapılan açıklama bizi derin kaygılara sürüklüyor. Bu şekilde bir Anayasa yapılması mevzusu bile ortaya çıkarsa her yerden gelecek tepkileri açıkçası çok merak ediyorum. Hürriyetten alıntı yaptığım bu yazıda, AKP'nin hukukçusu Zafer ÜSKÜL'ün yorumlarını okuyup hayret edeceksiniz..


AKP'nin hukukçusu Prof. Zafer Üskül, "Bu ifadelerin sivil anayasada yer almaması onların önemini azaltmaz" dedi.

Sabah Gazetesi'ne konuşan AKP'nin hukukçusu Prof. Dr. Zafer Ülkül, kafasındaki "sivil ve renksiz anayasa"yı tanımlarken, anayasanın başlangıç kısmında ve maddelerinde Kemalizm ideolojisinin yansımaları olan "Atatürk milliyetçiliği" ve "Atatürk ilke ve inkılapları" gibi kavramların yer almasının gereksiz olduğunu savundu. Üskül'ün, sorulara verdiği yanıtlar şöyle:

* Sivil ve renksiz bir anayasayı savunuyorsunuz, ne demek bu? Demokrasi dışı yöntemlerle yapılan anayasalar çok eleştiri konusu oluyor ve benimsenmiyor. Renksiz bir anayasa lazım. Herhangi bir ideolojiyi öngörmeyen, dayatmayan bir anayasa lazım.

* 1982 Anayasası Kemalizm ideolojisini mi yansıtıyor? Anayasanın başlangıç bölümünde ve birçok maddesinde bu var. Yeminde de var mesela. Atatürk milliyetçiliği var, Atatürk ilke ve inkılapları var. Bütün bu kavramlar, Anayasa Mahkemesi'nin yasaları denetlemesi sırasında temel alınıyor. Dolayısıyla ideolojiler, siyasi partilerin işidir. Her siyasi parti kendine özgü bir ideolojiyi savunabilir, savunmalıdır. Farklılıklar öyle ortaya çıkacaktır. Kemalist bir parti de kurulabilir, kurulmalıdır da. Bunu destekleyecek insanlar çıkar. Ama anayasalar bütün bu ideolojilere eşit mesafede durmalıdır. Renksiz olmalıdır. Biz bunu renksiz bir anayasa olarak tanımlıyoruz. Avrupa anayasa anlayışı da böyledir.

* Atatürk milliyetçiliği ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlılık yer alıyor. Bu ifadelerin çıkarılması mı gerekecek? Yer almaması doğru olur diye düşünüyorum. Bu bir eksiklik değildir. Mustafa Kemal Atatürk'ün bütün ulusun önderi olduğu, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurucusu olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Bu ortak değerdir. Bu herkesin sahip olması gereken ortak değerdir. Mustafa Kemal Atatürk başka bir şeydir, Kemalizm veya Atatürkçülük başka bir şeydir. Anayasa bu anlamda Kemalizm ideolojisinin izini taşıyor.

* Anayasa militarist bir mantıkla yapıldığında da daha demokratik olabilir. Örneğin 1961 Anayasası'nın birçok sivil anayasadan daha demokratik olduğu söylenir. 1961 Anayasası tabii ki bir önceki anayasaya göre demokratik hak ve özgürlükler bakımından önemli gelişmeler sağlamıştır. Ama MGK'yı anayasal olarak kuran da 1961 Anayasası'dır. Askeri Yargıtayı bir kurum olarak kuran da. Düşünce özgürlüğünün önünde sınırlar koyan da.

* Hangi kurumların öncelikle değişmesi gerekiyor? Örneğin yargı. Bütün idari işlemlerin yargı denetimine tabi tutulması gerekmektedir. Örneğin Yüksek Askeri Şura, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararları. Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçimi, Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru hakkını kabul etmesini sağlayacak bir düzenleme. İki daireden oluşan anayasa.

* MGK da şu andaki anayasanın bir kuruluşu? Milli Güvenlik Kurulu'nun anayasada olması şart değildir. Bu, 1940'lı yıllarda olduğu gibi yasayla düzenlenebilir.


Yazının devamını okuyun...

Bindirilmiş Kıtalar mı İndirilmiş Tokatlar mı?

2

Saat: 16:15 | Yazar: Burak Doğan

Memleketim İzmir'de dün çok önemli bir miting vardı. Başbakanımız önderliğinde, Gündoğdu Meydanı'nda yapılan bu miting için, aylar öncesinden hazırlanılıyor, binlerce şemsiye dağıtılıyor, su püskürtme cihazları konuluyor, neredeyse 5 yıl boyunca "Gavur İzmir'e"yapılmayan yatırım 1 gün için yapılıyordu.. Biz toplamak istedik mi onların topladığı'nın 5 katını toplarız diyenler, Laikliğin kalesi, Türkiye'nin en modern şehrinde neler yapacaklarını düşünüp ellerini ovuşturuyordu. Hatta ve hatta, hiçbir şekilde bölge şehirlerinden destek almak istemediklerini, İzmir'i baştan başa boyayacaklarını söylüyorlardı..

Ardından mükemmel gün geldi çattı. Başbakanımız sahneye çıktığında, aşşağıdan yukarıya boyanmasını istediği Gündoğdu bile dolmamış, denizden gelen 2 tane teknede oyuncak gibi kenarda duruyordu. Hatta İzmirli olanlar bilirler, meydan dışında Eko Pub'ın orda bile kalabalık yoktu.. Hemde AKP'nin bölge şehirlerine gönderdiği bedava otobüsler olmasına rağmen. Şehir girişinde 1000'e yakın otobüs olduğunu belirtenlerde yok değil. Emniyet Müdürlüğüne göre 10.000 kişi, AKP'ye göre 140.000 kişi olan bu meydanda, en önemlisi de, Gavur İzmir'in hiçbir zaman yıkılamayacağı, her zaman Laikliğin en önde savunucusu olacağı izlenimini vermesiydi..

Yaşadığım şehri, memleketimi, hala bayraklarını balkonlarından indirmeyenleri, 22 Temmuzda sandıkları tıka basa doldurup, gerekli cevabı şu anki iktidara verecek kişileri gerçekten seviyorum..
Yazının devamını okuyun...

...zınısım adnıkraf ninekilheT

0

Saat: 12:37 | Yazar: Burak Doğan

Tehlikenin farkında mısınız?? Cumhuriyet Gazetesinin ortaya çıkardığı uyarı - reklamlarda öne çıkan bu kare, uğraştğı mahkemeler sonucunda birazda olsa yumuşamışa benziyor. Gerçi bu seferki reklamlarda muhtemelen RTÜK tarafından sansürlenecektir ancak, bunu internet üstünde durdurmanın malesef bir yolunu daha bulamadı Tayyipler Alemi.. Cumhuriyet Gazetesi, kendi üzerine düşeni fazlasıyla yapıyor ve herkesi uyarmaya çalışıyor. Bu uyarıları yapmayanlar, daha doğrusu ülkenin gittiği durumu görmezden gelip sadece kişisel servetini arttırma peşinde olanlar ise her zamanki gibi Tayyipler Alemi ile çalışmaktan zevk alan Aydın Doğan ve medya grubu.. Aynı zamanda tabii ki TMSF'ye geçen Sabah - Atv grubu. Artık bu insanların kendi milyar dolarlarını arttırmaktan vazgeçip, ülke menfaatine olan gerçekleri görmesinin zamanıdır diye düşünüyorum.. Yoksa bu ülke, sadece ve sadece "Cumhur ve Halk" olarak bölünmeye çalışılan, bu başarıldıktan sonrada her zamanki gibi "BÖL VE YÖNET" mantığıyla işleyen, uzaktan kumandalı bir aygıttan başka hiçbir şeye benzemeyecektir.. Reklamlarda hemen burada..




Yazının devamını okuyun...

İslam ve Türkiye

0

Saat: 14:37 | Yazar: Burak Doğan


Memleketimizde, her geçen gün artan başörtüsü tartışmaları, rejimimizin nereye doğru çekilmeye çalışıldığının polemikleri, kadrolaşmanın had safhada olduğunun gözler önüne serilmesi, hukukun baskı altına alınıp sonuç çıkartma çabaları, seçime yaklaştığımız şu sıralarda birden "ortak karar almamız gereken bir durum" dolayısıyla manşetlerden iniverdi..

Terör, elbette çözülmesi gereken ilk sorun. Tabiiki üzerinde çalışmaları en üst yoğunlukta yapılmalı. Ancak, bu durum kadar, ülkemizi şeriata götürmeye çalışan bir yapının çalışmalarınında yaptıkları neden saklanmaya çalışılıyor? Neden arkaya itiliyor, görmezden geliniyor? Neden cenazelere gittikleri zaman yuhalanıp kovulmaları gazetelere manşet olmuyor ülkenin başbakanının, meclis başkanının.. 2 Milyar $ a yakın borcu olan Petrol Ofisi'nin borcu 275 Milyon $ a nasıl iniyor? Bu şekilde medyadan gelen maskeleme sayesinde nasıl bir güç kazandıkalrının farkında değil mi kimse?? Hala işsizliğin azaldığını, enflasyonun %10'un altında olduğuna kim inanıyor yani..

Yada bunu, güdülmeye alışkın, sadece biz göremiyoruz.. Adamlar taa Fransalardan görüyorlar.. Hazır bu karikatürü de görmüşken. Acaba başbakan bu karikatürede dava açar mı ki?? Malum sakallarındaki yazı onun pek hoşuna gitmeyecektir karikatürdeki..
Yazının devamını okuyun...